29 Nisan 2026 Çarşamba

MİNE KIRIKKANAT'I KINAMASINA KINIYORUM DA, KEMAL KILIÇDAROĞLU'NA NE DİYELİM (!)

 MİNE KIRIKKANAT'I KINAMASINA KINIYORUM DA, KEMAL KILIÇDAROĞLU'NA NE DİYELİM (!)




Gazeteci Mine Kırıkkanat’ın, 13 yıl boyunca Cumhuriyet Halk Partisi genel başkanlığı yapmış Kemal Kılıçdaroğlu hakkında kullandığı “Kılıç artığı” ifadesini; siyasal eleştirinin sınırlarını aşan, ayrımcı ve kabul edilemez bir dil olarak görüyor ve kınıyorum. Bu ifade yalnızca bireysel bir hakaret değildir; aynı zamanda inançsal bir kimliği de hedef alan, toplumsal fay hatlarını kaşıyan tehlikeli bir söylemdir. Bu yönüyle, Mine Kırıkkanat’ın sözlerinin dolaylı biçimde Alevi yurttaşları da incittiği açıktır ve bu dili kesin bir şekilde reddediyorum. Siyaset, sert eleştiriye açık olabilir; ancak kullanılan dil, toplumsal barışı zedeleyen bir seviyeye indirgenmemelidir.
(Kılıç artığı, sadece Alevilere yönelik söylenmiş bir söz değildir, Ermeni tehciri sonrası sağ kalanlar ve bağışlananların için, kılıçtan geçirilenlerin soyundan olduğuna dair vurgulanan sözdür. Gazeteci Mine Kırıkkanat 'ın bunu bilmemesi neredeyse imkansızdır.)

Ne var ki aynı tutarlılığı, Kemal Kılıçdaroğlu’nun kendi siyasi söylem ve eylemlerinde de görmek isterdim. Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucu değerleri aşındırılırken, laiklik, hukuk devleti ve eşit yurttaşlık ilkeleri adım adım geriletilirken yapılan hatalar, eksik kalan itirazlar ve geciken tepkiler affedilebilir değildir. Siyasetçinin tarihsel sorumluluğu, yalnızca söylem üretmek değil; kritik anlarda kararlı ve ilkeli bir duruş sergilemektir.

Andımızın kaldırılması sürecinde AKP hükümeti için sarf ettiği “kırk yılda bir doğru karar aldı” sözleri, Cumhuriyet değerleri ve laik eğitim anlayışı açısından ciddi bir kırılma yaratmıştır.
Kemal Kılıçdaroğlu'nu, bu yaklaşımını da aynı şekilde eleştiriyor ve kınıyorum.

Ayrıca, geçmişte genel başkanlık yapmış bir siyasetçinin, kendi partisinden belediye başkanlarına (Ekrem İmamoğlu ve diğer kişiler) yönelik iddialar, soruşturmalar ve tutuklamalar karşısında sessiz kalması kabul edilemez bir tutumdur. Siyasi dayanışmanın en çok ihtiyaç duyulduğu anlarda suskunluk, yalnızca kişisel bir tercih değil; aynı zamanda kurumsal bir zafiyet göstergesidir.
Kemal Kılıçdaroğlu'nu, bu yaklaşımını da aynı şekilde eleştiriyor ve kınıyorum.

CHP üzerinde sürekli dolaşıma sokulan “mutlak butlan” tartışmaları karşısında tek bir net tavır ortaya koymamak, parti tabanında güvensizlik yaratmakta ve siyasal mücadeleyi zayıflatmaktadır. Buna paralel olarak, kendisine yakın trollerin ve sosyal medya üzerinden yürütülen saldırıların karşısında sessiz kalınması da ayrı bir sorumluluk problemidir.
Kemal Kılıçdaroğlu'nun, bu yaklaşımını da aynı şekilde eleştiriyor ve kınıyorum.

2017 yılında gerçekleşen  anayasa referandumu sürecinde mühürsüz oyların kabul edilmesine yönelik yeterli ve kararlı bir itirazı ortaya koymaması, Türkiye demokrasi tarihinin en tartışmalı anlarından birinde ciddi bir siyasal eksiklik olarak hafızalara kazınmıştır.
Kemal Kılıçdaroğlu'nu, bu yaklaşımını da aynı şekilde eleştiriyor ve kınıyorum.

2018 Cumhurbaşkanlığı seçim sürecinde ise aday belirleme stratejileri (Ekmellettin İhsanoğlu)
ve seçmene hitap biçimi (Tıpış tıpış gidip oy vereceksiniz), demokratik temsil açısından sorgulanmayı hak etmektedir.
Kemal Kılıçdaroğlu'nu, bu yaklaşımını da aynı şekilde eleştiriyor ve kınıyorum.

Son olarak, seçim süreçlerinde seçmenin verdiği desteğin, sonrasında yapılan siyasi pazarlıklarla Ümit Özdağ'a (Zafer parti) satılması, seçmen olarak kendimin iradesi açısından derin bir güven sorunu yaratmaktadır. Siyasetçinin en temel sorumluluğu, kendisine verilen oyu ve güveni şeffaflıkla, ilkesel bir duruşla temsil etmektir.
Kemal Kılıçdaroğlu'nu, bu yaklaşımını da aynı şekilde eleştiriyor ve kınıyorum.

Eleştiri, kişiselleştirilmiş hakaretle değil; tutarlılık, ilke ve sorumluluk üzerinden yapılmalıdır. Bu çerçevede, hem kullanılan dilin seviyesini hem de siyasal pratiklerin hesap verebilirliğini aynı kararlılıkla sorgulamak gerekir.
Ozan
26 Nisan 2026

 

Hiç yorum yok: