GÖZLERİMİZİN ÖNÜNDE BANDIRMA ÇÜRÜYOR
1 Aralık 2025 Pazartesi
GÖZLERİMİZİN ÖNÜNDE BANDIRMA ÇÜRÜYOR
29 Kasım 2025 Cumartesi
KILIÇDAROĞLU VE GERÇEKLERİN YÜRÜYÜŞÜ
KILIÇDAROĞLU VE GERÇEKLERİN YÜRÜYÜŞÜ
Geçmişin İşaretleri Bugünün Gerçeklerini Anlatıyor
Bugün yaşananların işaret fişekleri aslında yıllar önce yakılmıştı.
Kılıçdaroğlu daha önce ne yapmıştı?
“Türbanı biz çözeriz” diyerek devlet dairelerinden okullara, üniversitelerden askeri karargâhlara kadar uzanan tüm kamusal alanın kapılarını açtı; laikliğin son dayanak noktalarını kendi eliyle zayıflattı.
“Laiklik tehlikededir diyemem”, “Tarikat ve cemaatlere saygılıyım” sözleri, Cumhuriyet ilkesinin fiilen askıya alınmasının zeminini hazırladı.
Parti Meclisi üyesi ve yakın çalışma arkadaşı Bülent Kuşoğlu’nun “Tekke ve zaviyeler üretim yerleriydi” ifadeleri, yüz yıllık modernleşme kazanımlarını hedef aldı.
Üstüne bir de Şeyh Sait’e “saygılarını sunarak” Cumhuriyete başkaldıranların meşrulaştırılmasına taş koydu.
Bu da yetmedi…
70 yıldır Türkiye’yi sağ siyaset yönetirken, tüm sorumluluğu CHP’ye yükleyip “Helalleşeceğiz” diyerek sağın günahlarını gönüllü olarak sırtlandı.
2023 seçimlerinde İmamoğlu ve Mansur Yavaş tüm anketlerde açık ara öndeyken, buna rağmen kendisini aday yaparak kazanılacak seçimi heba etti.
Partiyi “Sokağa çıkarsak kaos çıkar” söylemiyle salonlara hapseden, mücadeleyi ekranlara ve açıklamalara indirgeyen bir çizgi oluşturdu.
Ve sonuç…
Kılıçdaroğlu döneminde halkta karşılığı sınırlı kalan CHP, Özgür Özel’in genel başkanlığıyla birlikte yıllardır aşılamayan %25'lik cam tavanı kırarak %40'lara yükseldi.
Yerel seçimlerde Türkiye nüfusunun %60’ının yaşadığı, ekonominin %80’inin üretildiği büyükşehirler, şehirler ve ilçeler CHP’ye geçti. Parti Cumhuriyet tarihindeki en geniş yerel yönetim zaferlerinden birini kazandı.
Bu tablo, bugün yaşananların ani bir kırılma değil; yıllarca biriken siyasi tercihler zincirinin doğal sonucu olduğunu gösteriyor.
Gizlenenler Artık Gizlenemiyor
Kılıçdaroğlu’nun neden Gürsel Tekin’le birlikte ısrarla İBB’ye aday yapılmak istendiğini öğrendik.
Uğur Dündar moderatörlüğünde çıkarıldığı programlarda neden parlatıldığını öğrendik.
Geçersiz 2 milyon 500 bin oya neden itiraz edilmediğini öğrendik.
Ekmeleddin İhsanoğlu gibi siyasal İslamcı bir figürün neden CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olduğunu öğrendik.
Dokunulmazlıkların kaldırılmasına verilen desteğin, Selahattin Demirtaş’ın bugün hâlâ hapiste oluşuyla nasıl ilişkili olduğunu öğrendik.
Gerici partilerle yapılan ittifaklarla, CHP kontenjanından Meclis’e taşınan 40 vekilin neyi hedeflediğini de öğrendik.
Ve bugün…
Genel başkanlık seçimini kaybedince, AKP’nin yandaş medyasına gidip
“PKK kurucusu Abdullah Öcalan’la İmralı’da neden CHP görüşmedi?” diye sorup,
iddianamesi yeni yazılan İmamoğlu ve belediye yöneticilerini hedef göstermenin kime hizmet ettiğini de öğrendik.
Bir Yürüyüşün Çöküşü
Dün meydanlarda “Hak, hukuk, adalet!” diye yürüyenler, bugün adaletsizliğin üzerine şemsiye tutuyor.
Bir zamanlar savundukları ilkelerin tam karşısında saf tutarak…
Sözün özü:
Gerçekler, er ya da geç, kendi yürüyüşünü yapar.
Ve o yürüyüş başladığında, kimlerin hangi yolda durduğu bütün çıplaklığıyla görünür.
29 Kasım 2025
Ozan
17 Kasım 2025 Pazartesi
FEODAL SEYİT RIZA'YI SAVUNAN SÖZDE SOSYALİST VE SOSYAL DEMOKRATLAR
SGDF (Sosyalist Gençlik Dernekleri Federasyonu) denen yapı, kendisini sosyalist olarak tanıtıyor.
Peki siz nasıl bir “sosyalistsiniz”?
Sosyalizm;
• Feodaliteye karşıdır,
• Halkı maraba eden derebeylerine karşıdır,
• Dinci gericiliğe karşıdır,
• Dinin toplumsal hegemonik baskısına kökten karşıdır.
Siz ise kalkmış, feodal dincileri; din adına kafa kesenleri; halkı Ortaçağ’ın karanlığına mahkûm eden yapıları savunuyorsunuz!
Marks sizi görse, düşüncesinin ruhunu katledenlere sövgüden kitap doldururdu.
Lenin sizi görse, çekici kapıp kapıdan kovardı!
CHP'nin Bursa milletvekili Orhan Sarıbal'da, genç Cumhuriyete isyan eden feodaliteyi övmekten geri durmuyor.
Tarihsel Gercçek: O Meşhur Dersim Sözü Uydurmadır
Dersim hadisesinde idam öncesi Seyit Rıza’ya atfedilen
“Ben sizin yalan ve hilelerinizle baş edemedim…”
diye başlayan ve sosyal medyada “efsanevi söz” diye dolaşan cümle tamamen uydurmadır. Kime söylemiş "Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu" çingene cellatlara mı söylemiş?
İdamı bizzat gören İhsan Sabri Çağlayangil’in anılarında geçen bölüm şudur:
İhsan Sabri Çağlayangil’in Anılarından
"Kırk liram ve saatim var. Oğluma verirsiniz, dedi.
Bu sırada Fındık Hafız asılıyordu. Asarken iki kez ip koptu. Ben Fındık Hafız asılırken Seyit Rıza görmesin diye pencerenin önünde durdum.
Fındık Hafız'ın idamı bitti. Seyit Rıza'yı meydana çıkardık.
Hava soğuktu ve etrafta kimseler yoktu. Ama Seyit Rıza meydan insan doluymuş gibi sessizliğe ve boşluğa hitap etti.
-Evladı Kerbelayıh. Bı hatayıh. Ayıptır. Zulümdür. Cinaycı-tir, dedi.
Benim tüylerim diken diken oldu. Bu yaşlı adam rap-rap yü-rüdü. Çingeneyi itti. İpi boynuna geçirdi. Sandalyeye ayağı ile tekme vurdu, infazını gerçekleştirdi.
Oğlu yaşında bir subayı öldürecek kadar katı yürekli olan bir insanın bu mukadder akıbetine acımak zor. Ama ihtiyarın bu cesaretini takdir etmekten kendimi alamadım.
Asabım çok bozuldu. Emniyet Müdürü'ne 'Ben üşüdüm otele gidiyorum' dedim.
Seyit Rıza asılırken ilerden oğlunun da sesi geliyordu:
-Kulun kölen olam. Sığırtmacın olam. Gençliğime acıyın, öl-dürmeyin beni!"

İşte olayın gerçek tanığının anlattığı budur.
Ne romantik bir manifesto var, ne de sonradan üretilmiş o süslü, tarih dışı söz.
Feodal Ağa'nın Osmanlı’daki Sicili de Aynı
Seyit Rıza’nın sadece Cumhuriyetle değil, Osmanlı ile de çatışması vardır.
1912’de gıyaben idama mahkûm edilmiş; daha sonra affedilmiştir.
Bu da Başbakanlık Osmanlı Arşivleri’nde 8 Aralık 1912 tarihli belgeyle sabittir:
“Dersim’in Yukarı Abbasan Aşireti reisi olup gıyaben idam cezasına mahkûm olan Seyid Rıza’nın hukuk-i şahsiye davası baki olmak üzere affına karar verilmiştir.”
Yani bugün bazı çevrelerin çizdiği gibi “masum bir halk önderi” değil; bölgesini feodal düzenle yöneten, devlet otoritesini reddeden bir aşiret reisidir.
Genç Cumhuriyet Ne Yapacaktı?
Henüz 15 yaşına bile girmemiş bir Cumhuriyet;
aşiret hukukunu devlet hukukunun önüne mi koyacaktı?
Feodal toprak ağasının isyanına göz mü yumacaktı?
Devlet otoritesini tanımayan silahlı başkaldırıyı görmezden mi gelecekti?
Her devletin yapacağı neyse, Cumhuriyet de onu yaptı.
“Dersim” Bir Şehir Değil, Bölge Adıdır
Bugün sıkça dile getirilen “Tunceli = Dersim” denklemi yanlıştır.
Tarihsel olarak Dersim, Elazığ’ı da içine alan geniş bir bölgenin adıdır.
Yani şehir değil, bir coğrafyanın adıdır.
Ozan
15 Kasım 2025
DEVLETİN ÇÖKÜŞÜ, YÖNETENLERİN AHLAKIYLA BAŞLARİ HALKIN SUSKUNLUĞUYLA TAMAMLANIR
Devletin çöküşü, yönetenlerin ahlakıyla başlar; halkın suskunluğuyla tamamlanır.
PlatonAhlaksız yönetici ve suskun halk. İkisi bir araya geldiğinde çöküş kaçınılmaz olur.
Yönetici erdemsiz olduğunda ilk bozulma tepede başlar.
Çünkü ahlak, yukarıdan aşağıya doğru örnek olur; bir toplumun adaleti, hakkaniyeti, düzeni, liderin karakteriyle şekillenir.
Ahlaksız bir yönetici, gücü kişisel çıkarına çevirir, adaleti keyfine göre kullanır, yasayı kendine uydurur.
Böyle bir düzende kurallar işlemeyi bırakır, liyakat yok olur, dürüst olan ezilir, hile yapan ödüllendirilir. Bu, çöküşün ilk kıvılcımıdır.
Ama sözün asıl vurgusu burada bitmez.
Çünkü bir ülkeyi yalnızca kötü yönetici yıkmaz. Asıl yıkımı tamamlayan şey halkın suskunluğudur.
Suskunluk; korkudan, umursamazlıktan, çıkar ortaklığından veya "bana dokunmayan yılan" anlayışından doğar. İnsanlar yanlış gördüğü halde ses çıkarmazsa, kötülük kök salar.
Zamanla kötülük “normalleşir". Ardından toplumda hem vicdan hem de cesaret erir.
Bu söz bize şu gerçeği hatırlatır:
Bir devletin kaderi sadece yönetenlerin değil, yönetilenlerin de karakteriyle çizilir.
Adalet, sadece yargının işi değil; hakkı savunmak, en az yöneten kadar halkın sorumluluğudur.
Çürümeyi durduran da, çürümeyi hızlandıran da toplumun tepkisidir.
Sonuç olarak bu söz, hem zirveyi hem tabanı uyaran bir çağrıdır:
"Erdemli lider istemek için önce erdemli bir halk olmak gerekir; kötülüğe karşı susmak, kötülüğün ortağı olmaktır.”
Alıntı
8 Kasım 2025 Cumartesi
CHP–SOSYALİST SOL GÜÇ BİRLİĞİ : V. Bölüm – Yeni Sosyal Cumhuriyet Manifestosu
V. Bölüm – Yeni Sosyal Cumhuriyet Manifestosu
1. Tarihsel An: Bir Dönemin Sonu, Yeni Bir Başlangıç
Türkiye, yüz yıl önce Cumhuriyet’le özgürleşti;
bugün yeniden köleleşmenin eşiğinde.
Bir avuç sermayedar, halkın alın terini sömürüyor.
Din, cehaletin değil, siyasetin aracına dönüştü.
Cumhuriyet’in laik ve kamusal kazanımları tasfiye ediliyor.
Milyonlar, barınmadan beslenmeye, eğitimden sağlığa kadar
hayatta kalmak için mücadele veriyor.
Artık bu düzenin kendini reforme etme gücü kalmamıştır.
O halde görev açıktır:
Cumhuriyet’i yeniden kurmak — ama bu kez sosyal temelleriyle birlikte.
2. Cumhuriyet Yeniden Kurulacaksa, Halkın Ellerinde Kurulacaktır
Bugünün görevi, yalnız rejimi savunmak değil,
rejimi halkın lehine yeniden tanımlamaktır.
Bizim Cumhuriyet anlayışımız,
yalnız devletin değil toplumun özgürleşmesidir.
Artık ne vesayet altındaki bir bürokratik cumhuriyet,
ne de sermayenin denetiminde bir “sivil diktatörlük” yeterlidir.
Biz, Halkçı Cumhuriyet diyoruz:
Emeğin, aklın, adaletin ve özgürlüğün cumhuriyeti.
3. Yeni Sosyal Cumhuriyet’in Dört Sütunu
1. Kamuculuk – Emeğin Üstünlüğü
Toplumun zenginliği birkaç kişinin servetine değil,
herkesin üretken emeğine dayanacaktır.
Kamu hizmetleri özelleştirilmeyecek,
enerji, eğitim, sağlık, barınma gibi alanlar
piyasanın değil toplumun denetimine geçecektir.
Kamu, yeniden halkın eline verilecektir.
Devlet değil, toplum kamucu olacaktır.
2. Laiklik – Özgürlüğün Teminatı
CHP–SOSYALİST SOL GÜÇ BİRLİĞİ : IV. Bölüm – Stratejik Yol Haritası: Toplumsal Blok Nasıl Kurulur?
IV. Bölüm – Stratejik Yol Haritası: Toplumsal Blok Nasıl Kurulur?
1. Yeni Dönemin Nesnel Temelleri
Bugün Türkiye toplumu, tarihinin en derin sınıfsal ve siyasal krizlerinden birinden geçmektedir.
Ekonomik kriz: Üretim daralması, yoksullaşma, işsiz gençlik ordusu, barınma ve gıda krizi.
Siyasal kriz: Yargı bağımsızlığının yok olması, kuvvetler ayrılığının çökmesi, keyfi otoriterlik.
Kültürel kriz: Laik yaşamın kuşatılması, dinin siyasallaşması, cehaletin meşrulaşması.
Ekolojik kriz: Sermaye birikimi uğruna doğanın talanı.
Bu dört krizin ortak kaynağı neoliberal-otoriter rejimdir.
Dolayısıyla çözüm, yalnız iktidar değişimi değil,
toplumsal üretim ve iktidar ilişkilerinin yeniden kurulmasıdır.
Bu durum, sol için tarihsel bir fırsattır:
Halkın büyük çoğunluğu, artık “güvenceli yaşam” talebini din, kimlik, parti aidiyetinin önüne koymaktadır.
2. Toplumsal Blok Kavramı (Gramsci Perspektifinden)
Gramsci’ye göre bir devrim, yalnız ekonomik güç dengesiyle değil,
kültürel ve siyasal rıza üretimi ile gerçekleşir.
Buna “tarihsel blok” denir —
yani üretim ilişkileriyle ideolojik üstyapının uyumlu hale geldiği bir bütünlük.
Bugün Türkiye’de yeni bir tarihsel blok inşası,
CHP’nin temsil ettiği laik modern yurttaşlık idealiyle,
sosyalist solun savunduğu emekçi kamuculuk bilincinin birleşmesine bağlıdır.
Bu birliktelik, yalnız ittifak değil,
yeni bir hegemonya projesi olmalıdır.
3. Ortak Mücadelenin Üç Ekseni
A. Ekonomik-Sınıfsal Eksen: Emek Bloku
CHP’nin “sosyal devlet” söylemi,
sosyalist solun “sınıf temelli yeniden bölüşüm” anlayışıyla buluşmalıdır.
Somut adımlar:
Kamu hizmetlerinin (enerji, sağlık, eğitim, ulaşım) yeniden kamulaştırılması,
Asgari ücretin yaşanabilir ücret haline getirilmesi,
Sendikal örgütlenmenin anayasal güvence altına alınması,
Kooperatifçilik ve yerel üretim ağlarının desteklenmesi.
Bu program, hem CHP’nin kentli orta sınıf seçmenine hem de solun emekçi tabanına hitap eder.
B. Demokratik-Egemenlik Eksen: Laik Cumhuriyetin Yeniden Tesisi
Sosyalist sol ile CHP, otoriter İslamcı rejime karşı laiklik ve hukuk devletini temel birleştirici zemin yapabilir.
Somut adımlar:
Dinin kamusal alandan değil, devlet mekanizmalarından tamamen ayrılması,
Diyanet’in kaldırılarak inanç özgürlüğü temelinde yeni bir model kurulması,
Kuvvetler ayrılığının yeniden tesisi,
Sivil toplum, üniversiteler ve basının özerkliği.
Bu eksen, “laiklik–özgürlük” dengesini yeniden kurar.
Ne Kemalist otoriterlik ne liberal kimlik siyaseti;
halk egemenliğine dayalı laik yurttaşlık.
C. Kültürel-Hegemonik Eksen: Yeni Halkçı Aydınlanma
Bugün Türkiye’de solun asıl zayıflığı,
kültürel hegemonya alanındadır.
Halk, yaşam biçimi ve değerler düzeyinde sağın ideolojik tahakkümü altındadır.
Bu durum ancak kültürel karşı-hegemonya ile aşılabilir:
Halkın dilinde yeni bir “emek etiği” ve “kamusal ahlak” üretmek,
Sanat, medya, edebiyat, dijital alanlarda halkçı kültür üretimini teşvik etmek,
Yerel dayanışma ağları ve halk evleriyle yeni bir kamusal alan yaratmak,
Din–emek ilişkisini yeniden yorumlayan bir “özgürlükçü halk dini” söylemini tartışmaya açmak.
Bu, Gramsci’nin “organik aydınlar” dediği yeni kadroların doğuşunu sağlar:
halkın içinden gelen, halkın dilinde konuşan devrimci aydınlar.
4. Örgütlenme Stratejisi: Bloktan Harekete
Yeni blokun örgütlenmesi, yalnız seçim ittifaklarına değil,
taban hareketlerine dayanmalıdır.
Somut öneriler:
“Halkçı Belediyecilik Platformu”: CHP’li belediyelerde solun katılımıyla kamucu projeler üretilmeli.
“Emek Forumu”: Sendikalar, meslek odaları, sosyalist partiler ve CHP içi emekçi kanat bir araya gelmeli.
“Yeni Halk Evleri Ağı”: Kültür, dayanışma, eğitim merkezleri — 21. yüzyılın kamusal mektepleri.
“Gençlik Dayanışma Meclisleri”: İşsiz ve yoksul gençlerin kendi sorunlarını dile getirebildiği taban örgütlenmeleri.
Bu yapılar, CHP’nin bürokratik kadrolarını halkla,
sosyalist solun devrimci kadrolarını ise toplumla buluşturur.
5. İttifaktan Fazlası: Ortak Bir Ülke Tasavvuru
Sonuçta mesele, “kim kiminle ittifak yapacak?” sorusunun ötesindedir.
Gerçek soru şudur:
Nasıl bir Türkiye istiyoruz?
Bu soruya hem CHP’nin hem sosyalist solun verebileceği ortak yanıt,
“Eşit yurttaşlık, kamucu refah ve özgür toplum” olmalıdır.
Bunun adı, klasik anlamda bir sosyal demokrasi değil; emek temelli halkçı cumhuriyet projesidir.
Yani:
Sermayenin değil halkın egemenliği,
Bürokratik vesayetin değil katılımcı demokrasinin cumhuriyeti,
Laikliğin, eşitliğin ve üretim
Ozan
08 Kasım 2025
CHP–SOSYALİST SOL GÜÇ BİRLİĞİ : III. Bölüm – Yeni Kamuculuk ve Halkçı Cumhuriyet: Ortaklaşmanın Teorisi
III. Bölüm – Yeni Kamuculuk ve Halkçı Cumhuriyet: Ortaklaşmanın Teorisi
1. Devletçilikten Kamuculuğa: Tarihsel Bir Ayrım
Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında benimsenen devletçilik, kapitalist kalkınmanın ulusal bir biçimiydi;devlet, sermaye birikiminin “kurucu” aktörüydü.Bu modelin amacı, toplumsal adalet değil, ulusal burjuvaziyi yaratmak ve Batı’yla rekabet edebilmekti.
CHP’nin klasik devletçiliği, 1930’larda ilerici bir karakter taşımakla birlikte,
sınıfsal olarak burjuva modernleşmesinin kamusal yüzüydü.
Oysa sosyalist kamuculuk, devletin sınıf karakterini dönüştürmeyi, kamu mülkiyetini halkın doğrudan yararına işletmeyi hedefler. Yani mesele sadece “devletin üretmesi” değil, üretimin kimin için ve hangi amaçla yapıldığıdır.
Bu yüzden yeni dönemde, CHP’nin “kamucu” söylemini yeniden inşa etmesi için, sosyalist solun teorik birikimiyle buluşması zorunludur.Bu buluşma, “devlet eliyle adalet”ten, “toplum eliyle adalet”e geçiştir.
2. Yeni Kamuculuk: Üretim, Planlama ve Demokrasi
Kapitalizmin 21. yüzyıldaki en temel krizi, kâr için üretim ile yaşam için üretim arasındaki çelişkidir. Türkiye gibi yarı-periferik ülkelerde bu çelişki, barınma, gıda, enerji, sağlık ve eğitim gibi temel alanlarda açık biçimde görülür.
Yeni kamuculuk, bu alanları piyasa mantığından çıkarıp toplumsal planlamaya tabi kılmayı savunur. Bu, klasik devletçiliğin bürokratik yapısını değil,
demokratik planlamayı esas alır. Yani üretim süreci, yerel kooperatiflerden sendikalara, meslek odalarından yerel yönetimlere kadar halkın doğrudan denetimine açılır. Kamuculuk artık “devletin mülkiyeti” değil,toplumun kolektif yönetimidir.
3. Halkçı Cumhuriyet: Sosyalist Sol ile CHP’nin Kesişim Noktası
CHP tarihsel olarak “cumhuriyetin kurucu partisi”dir; sosyalist sol ise “cumhuriyetin demokratikleştirici gücü”dür. ki damar arasındaki fark, aslında tarihsel bir işbölümüdür: biri devleti kurdu, diğeri halkı uyandırmak istedi.
Bugün Türkiye, bu iki damar arasında yeni bir senteze ihtiyaç duymaktadır:
ne otoriter modernizm, ne kimlik liberalizmi. Bunun adı, Halkçı Cumhuriyettir.
Halkçı Cumhuriyet, üç temel üzerine kurulmalıdır:
Sınıf Eşitliği: Her yurttaşın gelir, mülkiyet ve emek hakkı bakımından eşit olduğu bir ekonomik düzen.
Laiklik ve Özgürlük: Dinin siyasetten, sermayenin devletten ayrıldığı; bireyin inanç ve ifade özgürlüğünün güvenceye alındığı bir rejim.
Kolektif Demokrasi: Yalnız sandık değil, üretimden mahalle meclislerine kadar doğrudan katılımın olduğu bir demokratik örgütlenme.
Bu model, ne klasik CHP’nin bürokratik cumhuriyetçiliği ne de 1970’lerin dogmatik solculuğudur.
Bu, sınıf temelli demokratik halk cumhuriyeti anlayışıdır.
4. Ortaklaşma Dinamikleri: CHP ve Sosyalist Sol Nerede Buluşabilir?
Bu iki hattın ortaklaştığı somut eksenler şunlardır:
Alan
CHP’nin tarihsel pozisyonu
Sosyalist solun yaklaşımı
Olası ortak zemin
Ekonomi
Devletçilik / karma ekonomi
Kamuculuk / planlı ekonomi
Kamu yararına üretim, kooperatifçilik
Demokrasi
Parlamenter sistem
Katılımcı halk demokrasisi
Demokratik cumhuriyet
Laiklik
Kurucu ilke
Özgürleşme aracı
Emek eksenli laik yurttaşlık
Sosyal adalet
Sosyal devlet vurgusu
Sınıf mücadelesi
Güvenceli emek ve yeniden bölüşüm
Dış politika
Ulusal egemenlik
Anti-emperyalizm
Bağımsız, barışçı dış politika
Görüldüğü gibi, teorik olarak bu iki gelenek, sınıf bilinci ve kamuculukta kesişebilir. Sorun, bu ortaklığı “seçim ittifakı” düzeyinde değil, toplumsal hegemonya projesi düzeyinde kurabilmektir.
5. Hegemonya ve Kültürel Yeniden İnşa
Gramsci’nin kavramıyla söylersek:
Bugün Türkiye’de egemen blok (İslamcı–milliyetçi sermaye ittifakı),
halkın kültürel rızasını din, kimlik ve sadaka düzeni üzerinden örgütlemektedir.
Solun buna karşılık kurması gereken hegemonya, **üretimden kültüre kadar bütün alanlarda “halkın kendi kaderini yönetme iradesi”**dir.
CHP’nin laik aydınlanmacı mirası, sosyalist solun sınıfsal adalet talebiyle birleştiğinde, bu hegemonya yeniden inşa edilebilir.
Yeni Halkçı Cumhuriyet, yalnızca “bir rejim değişikliği” değil,
toplumun bilinç değişimidir. Bu bilinç, “devlet için halk”tan “halk için devlet”e geçişi temsil eder.
6. Sonuç: Yeni Bir Tarihsel Blok Mümkün mü?
Evet.
Eğer sosyalist sol, CHP’nin reformist damarıyla sınıf temelli bir demokratik program etrafında birleşebilirse, Türkiye’de “üçüncü bir yol” açılabilir:
Ne neoliberal kimlik siyaseti, ne otoriter muhafazakârlık —emek merkezli, laik, kamucu bir halk cumhuriyeti.
Bu blok, yalnız seçim kazanmak için değil, emeğin, bilimin ve özgürlüğün yeni tarihini yazmak için var olmalıdır.
“Yeni Cumhuriyet, ne eskisinin restorasyonu ne de bugünkü rejimin makyajıdır.
O, halkın kendi emeğiyle kuracağı kamusal özgürlük düzenidir.”
Ozan
08 Kasım 2025









