29 Kasım 2025 Cumartesi

KILIÇDAROĞLU VE GERÇEKLERİN YÜRÜYÜŞÜ

 KILIÇDAROĞLU VE GERÇEKLERİN YÜRÜYÜŞÜ





Kemal Kılıçdaroğlu, 2017’de Ankara’dan İstanbul’a uzanan 450 kilometrelik yürüyüşünü “Hak, hukuk, adalet” sloganıyla yaptı. O gün, milyonların vicdanına dokunmuş, toplumsal muhalefetin ruhunu canlandırmıştı. Fakat aradan geçen yıllar, o yürüyüşün gerçek anlamını giderek daha fazla tartışılır hale getiriyor.

Bugün geldiğimiz noktada, aynı Kılıçdaroğlu’nun derin bir sessizliğe gömülmesi dikkat çekici. Beş bin polisle kuşatılan CHP İstanbul İl Başkanlığı’na kayyım olarak Gürsel Tekin atanırken tek bir söz söylemedi. Yıllarca genel başkanlığını yaptığı partiye kayyım müdahalesi yapılmasına, dahası 15 Eylül’de alınacak bir mahkeme kararıyla CHP Genel Başkanlığı’na kayyım atanması ihtimaline karşı bile en küçük bir itirazda bulunmadı.

Şimdi sormak gerekiyor:

Kılıçdaroğlu gerçekten adalet için mi yürüdü, yoksa o yürüyüş iktidarın ihtiyaçlarına göre kurgulanmış konjonktürel bir manevra mıydı?
Eğer bir siyasetçi, adalet adına yüzbinleri peşinden sürükledikten yıllar sonra kendi partisine yapılan açık bir darbe niteliğindeki kayyım atamasında bile susuyorsa, o yürüyüşün samimiyeti elbette tartışmaya açılır.

Kılıçdaroğlu’nun bu tutumu, ister istemez daha derin bir soruyu gündeme getiriyor:
CHP’nin içine, kritik anlarda halkın öfkesini soğutmak, iktidarın sıkıştığı yerde gazını almak için yerleştirilmiş bir “proje siyasetçi” miydi?

Bugün Türkiye siyasetinde karşımıza çıkan çıplak gerçekler şunlardır:


MHP, milliyetçi bir parti olmaktan çıkmış, iktidarın stepnesine dönüşmüştür.

AKP, halkın değil, emperyalizmin çıkarlarına hizmet eden bir yapıya evrilmiştir.

CHP içinde ise, kritik dönemeçlerde halkın mücadelesini felç eden Truva atları vardır.



Kılıçdaroğlu’nun yürüdüğü yolların gerçek amacı ile bugünkü suskunluğu, Türkiye’de muhalefetin nasıl kuşatıldığını bütün berraklığıyla ortaya koyuyor.

Asıl sorulması gereken şudur:
O yollar gerçekten adalet için mi yüründü, yoksa halkın enerjisini sisteme yedeklemenin bir aracı mıydı?



Video 1

Masumiyet Karinesi ve Kime Hizmet Edildiği Meselesi

Hukuk der ki:
“Bir suçu işlediği iddia edilen kişi, suçluluğu kanıtlanmadıkça masumdur.”

İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu ve diğer belediye yöneticilerinin iddianamesi yeni hazırlanmışken, dava günü dahi belli değilken, çıkıp video çekerek bu insanları suçlayanlara ne demeli?
Bu aceleciliğin, bu hedef göstermenin kime nasıl bir faydası vardır?

Bu tavır, hukukun değil; siyasetin, hatta daha net söylemek gerekirse iktidarın ihtiyaçlarının bir yansımasıdır.



Görünen Artık Saklanamıyor

Kılıçdaroğlu ile birlikte hareket edenlerin, AKP’nin iktidarının sürmesi için yıllardır nasıl bir rol oynadığı bir bir ortaya dökülüyor.

Dün “adalet” diye yürüyenler, bugün adaletsizliğe gölge etmiyor; tam tersine ona kalkan oluyor.

Geçmişin İşaretleri Bugünün Gerçeklerini Anlatıyor

Bugün yaşananların işaret fişekleri aslında yıllar önce yakılmıştı.

Kılıçdaroğlu daha önce ne yapmıştı?

“Türbanı biz çözeriz” diyerek devlet dairelerinden okullara, üniversitelerden askeri karargâhlara kadar uzanan tüm kamusal alanın kapılarını açtı; laikliğin son dayanak noktalarını kendi eliyle zayıflattı.

“Laiklik tehlikededir diyemem”, “Tarikat ve cemaatlere saygılıyım” sözleri, Cumhuriyet ilkesinin fiilen askıya alınmasının zeminini hazırladı.
Parti Meclisi üyesi ve yakın çalışma arkadaşı Bülent Kuşoğlu’nun “Tekke ve zaviyeler üretim yerleriydi” ifadeleri, yüz yıllık modernleşme kazanımlarını hedef aldı.
Üstüne bir de Şeyh Sait’e “saygılarını sunarak” Cumhuriyete başkaldıranların meşrulaştırılmasına taş koydu.

Bu da yetmedi…
70 yıldır Türkiye’yi sağ siyaset yönetirken, tüm sorumluluğu CHP’ye yükleyip “Helalleşeceğiz” diyerek sağın günahlarını gönüllü olarak sırtlandı.

2023 seçimlerinde İmamoğlu ve Mansur Yavaş tüm anketlerde açık ara öndeyken, buna rağmen kendisini aday yaparak kazanılacak seçimi heba etti.
Partiyi “Sokağa çıkarsak kaos çıkar” söylemiyle salonlara hapseden, mücadeleyi ekranlara ve açıklamalara indirgeyen bir çizgi oluşturdu.

Ve sonuç…
Kılıçdaroğlu döneminde halkta karşılığı sınırlı kalan CHP, Özgür Özel’in genel başkanlığıyla birlikte yıllardır aşılamayan %25'lik cam tavanı kırarak %40'lara yükseldi.
Yerel seçimlerde Türkiye nüfusunun %60’ının yaşadığı, ekonominin %80’inin üretildiği büyükşehirler, şehirler ve ilçeler CHP’ye geçti. Parti Cumhuriyet tarihindeki en geniş yerel yönetim zaferlerinden birini kazandı.

Bu tablo, bugün yaşananların ani bir kırılma değil; yıllarca biriken siyasi tercihler zincirinin doğal sonucu olduğunu gösteriyor.

Gizlenenler Artık Gizlenemiyor

Kılıçdaroğlu’nun neden Gürsel Tekin’le birlikte ısrarla İBB’ye aday yapılmak istendiğini öğrendik.
Uğur Dündar moderatörlüğünde çıkarıldığı programlarda neden parlatıldığını öğrendik.

Geçersiz 2 milyon 500 bin oya neden itiraz edilmediğini öğrendik.
Ekmeleddin İhsanoğlu gibi siyasal İslamcı bir figürün neden CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olduğunu öğrendik.
Dokunulmazlıkların kaldırılmasına verilen desteğin, Selahattin Demirtaş’ın bugün hâlâ hapiste oluşuyla nasıl ilişkili olduğunu öğrendik.

Gerici partilerle yapılan ittifaklarla, CHP kontenjanından Meclis’e taşınan 40 vekilin neyi hedeflediğini de öğrendik.

Ve bugün…
Genel başkanlık seçimini kaybedince, AKP’nin yandaş medyasına gidip
“PKK kurucusu Abdullah Öcalan’la İmralı’da neden CHP görüşmedi?” diye sorup,
iddianamesi yeni yazılan İmamoğlu ve belediye yöneticilerini hedef göstermenin kime hizmet ettiğini de öğrendik.


                                                        Video 2




Bir Yürüyüşün Çöküşü

Dün meydanlarda “Hak, hukuk, adalet!” diye yürüyenler, bugün adaletsizliğin üzerine şemsiye tutuyor.
Bir zamanlar savundukları ilkelerin tam karşısında saf tutarak…

Sözün özü:
Gerçekler, er ya da geç, kendi yürüyüşünü yapar.
Ve o yürüyüş başladığında, kimlerin hangi yolda durduğu bütün çıplaklığıyla görünür.

29 Kasım 2025
Ozan





Hiç yorum yok: