7 Kasım 2025 Cuma

YOZLAŞMANIN EKONOMİ POLİTİĞİ: Ruhun Çürümesi, Sermayenin Zaferi

 Yozlaşmanın Ekonomi Politiği: Ruhun Çürümesi, Sermayenin Zaferi



Milyonlarca insan bedenen, ruhen, fikren ve ahlaken çürüyor da hiç kimse bu kokuşmuşluğu görmüyor. Herkesin karakteri bozulmuş ya da herkes bu yozlaşmışlığa alışmış da bunu doğal bir durum sanıyor sanki. Ama bu böyle mi olmalıdır?
Grigory Petrov’un sözleri, sanki günümüz Türkiye’sini ve yaşayan insanlarını özetliyor gibi...

"Ama bu böyle mi olmalıdır?" sorunun cevabı, bireyin değil, sistemin derinliklerinde saklıdır.

Çünkü insanın ruhen ve fikren çürümesi, Marks’ın deyişiyle, “insanın kendi emeğinden yabancılaşmasının” sonucudur. Kapitalist üretim ilişkileri içinde insan, kendi emeğini bir meta haline getirdiğinde, kendisini de o meta zincirine bağlar. Bu zincir, yalnızca ekonomik değil, ahlaki bir tutsaklıktır.

Bugün toplumun yaşadığı yozlaşma, bireylerin ahlaki zaafından çok, kapitalist düzenin ahlak üretme biçiminden kaynaklanıyor. Sermaye, sadece malları değil, değerleri de piyasaya sürer; vicdanı da ticarileştirir. Rekabet kültürü, dayanışmayı öldürür; kazanç arzusu, merhameti siler. İnsan, insanın kurdu olur. Ve toplum, bu kurdun dişleri arasında paramparça olurken, herkes “normalleşme” sanrısı içinde yaşar.

Kapitalizm, üretim araçlarını olduğu kadar insan ruhunu da özelleştirmiştir. Artık beden sermayenin işgücü, zihin reklamın hedef kitlesi, ruh ise tüketime teşvik aracıdır. İnsan kendi benliğini metalaştırdıkça, değerler dünyası da pazar mantığına boyun eğer.
Böylece,
“iyi”  kârlı olan,
“doğru”  güçlü olan,
“güzel”  satılan şey haline gelir.
Bu, çürümenin ideolojik meşrulaşmasıdır.

Marks, “Dini, halkın afyonu” olarak tanımlarken sadece metafizik bir eleştiri yapmıyordu. O, egemen sınıfların halkın sefaletini görünmez kılmak için ideolojik aygıtları nasıl kullandığını anlatıyordu. Bugün o aygıtlar yalnızca din değil; medya, reklam, popüler kültür ve kimlik siyasetidir. Her biri, bireyi düşünmekten, sorgulamaktan, örgütlenmekten alıkoyar.
Ve kitleler, sefaletin içinde, “özgürlük yanılsaması” ile yaşarlar.

Bu nedenle çürüme yalnızca ahlaki değil, sınıfsal bir meseledir.
Ahlakın çöküşü, sömürü düzeninin bir sonucudur. Yoksullaşan halk, emeği değersizleştirilen işçi, umudu çalınan genç, inancıyla kandırılan kitle... Bunların hepsi aynı düzenin kurbanıdır. Kapitalizm, insanın insana yabancılaşmasını sürdürdükçe, toplumun vicdanı yeniden doğamaz.

O halde çözüm, bireysel ahlak çağrılarında değil, üretim ilişkilerinin devrimci dönüşümündedir. Gerçek ahlaki diriliş, ekonomik sömürü zincirlerinin kırılmasıyla mümkündür. Çünkü Marks’ın söylediği gibi, “insanı insan yapan şey, toplumsal ilişkilerinin toplamıdır.”
O ilişkiler yeniden kurulduğunda, insanın ruhu da yeniden insanlaşacaktır.

Ozan
07 Kasım 2025


Hiç yorum yok: