Müslümanım, Demokrat Bir Sosyalistim” Sözü Türkiye’de Söylenseydi
New York Belediye başkanı seçilen Mamdani,
“Müslümanım. Demokrat bir sosyalistim. Bunlar için özür dilemeyeceğim.” dedi.
Ama aynı cümle Türkiye’de söylenseydi, anlamı bütünüyle değişirdi.
Batı’da bu söz: bir kimlik savunusudur.
Mamdani, Müslüman kimliğini teolojik değil, sosyolojik bir zeminde ifade ediyor.
ABD’de “Müslüman” olmak, inançtan önce ırkçılığa ve dışlanmaya maruz kalmış bir kimliktir.
Dolayısıyla onun “Müslümanım” sözü, “Ben ötekileştirildim ama susmayacağım” anlamına gelir.
“Demokrat bir sosyalistim” derken de, bu dışlanmış kimlikleri sınıfsal eşitlik ve kamusal adalet ekseninde birleştirmeye çalışır.
Yani Mamdani, İslam’ı siyasal bir ideoloji olarak değil,
beyaz üstüncülüğe, İslamofobiye ve kapitalizmin ayrımcı düzenine karşı kimliksel bir direnç olarak dillendirir.
Türkiye’de bu söz: bir ideolojik bulanıklığa dönüşür.
Bizim coğrafyamızda “Müslümanım” demek, kimlik değil, hüküm beyanıdır.
Burada İslam, azınlık kimliği değil, siyasal meşruiyetin referansı haline gelmiştir.
Dolayısıyla “Müslüman sosyalistim” dendiğinde, mesele ırkçılığa değil, laikliğe ve sınıf siyasetine dokunur.
Türkiye’de bir siyasetçinin bu üç sıfatı yan yana kullanması “Müslüman, demokrat, sosyalist”
çoğu zaman dindar çoğunluğa göz kırpan bir popülizme dönüşür.
Çünkü burada “Müslüman”lık; sömürülenin değil, sömürüyü meşrulaştıran egemen kültürün parçasıdır.
“Demokrat”lık; halkın öz iradesi değil, çoğunluğun kutsandığı sandık rejimi anlamına gelir.
Ve “sosyalizm” de çoğu kez bir vicdan süsü olarak kalır, üretim ilişkilerine dokunmaz.
Üç kelimenin üç farklı egemenliği
“Müslümanım” derken ilahi egemenliği,
“Demokratım” derken halk egemenliğini,
“Sosyalistim” derken emek egemenliğini savunursunuz.
Ama bu üçü, aynı siyasal zeminde birbirini dışlar.
Ya Tanrı belirler, ya halk belirler, ya da sınıf belirler.
Hepsini bir potada eritmeye çalışmak, inançla siyaseti uzlaştırmak değil, siyaseti inançla bulanıklaştırmaktır.
Mamdani’nin cümlesi ABD’de ilericidir, Türkiye’de tutarsız.
Batı’da bu söz, ötekiliğe karşı özgüvenin ifadesidir.
Türkiye’de ise, dini hassasiyetleri okşayarak solculuğu nötralize eden bir stratejiye dönüşür.
Çünkü burada kimlik, baskıdan değil, iktidardan türemektedir.
Bu yüzden, Mamdani’nin “özür dilemem” çıkışı ABD’de devrimci bir onur beyanıyken,
Türkiye’de aynı cümle, ideolojik bir muğlaklık, hatta politik samimiyetsizlik olarak yankılanırdı.
Batı’da Müslüman olmak “mazlum kimliktir.”
Türkiye’de Müslüman olmak “makbul kimliktir.”
Birincisi direnç üretir, ikincisi rıza üretir.
İşte bu yüzden, Mamdani’nin cümlesi Türkiye’de değil, ancak Batı’da solcu bir anlam kazanabilir.
Mamdani'nin başarısı neden önemlidir.
Mamdani’nin, kapitalizmin beşiği ve küresel finansın merkezi olan Amerika Birleşik Devletleri’nde, üstelik sistemin ideolojik vitrini sayılabilecek New York gibi bir metropolde siyasal başarı kazanması, yalnızca kişisel bir zafer değildir. Bu durum, kapitalizmin kendi merkezinde tarihsel bir meydan okumayla karşı karşıya kalması anlamına gelir.
Mamdani’nin temsil ettiği çizgi; piyasa dogmalarının, bireyci rekabet ahlakının ve kimlikleri metalaştıran neoliberal siyaset biçimlerinin ötesine geçen yeni bir toplumsal tahayyülün ifadesidir.
Dolayısıyla onun başarısı, sadece bir seçim sonucundan ibaret değildir; sistemin ideolojik hegemonyasında bir gedik açılması, başka bir dünyanın mümkün olduğuna dair kolektif bilincin güçlenmesi anlamına gelir.
Bu bağlamda, Mamdani’nin yükselişi, kapitalizmin kalbinde yankılanan evrensel bir sorgulamanın yani insan onuruna, eşitliğe ve adalete dayalı bir toplumsal düzen arayışının simgesidir.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder