ATATÜRK'ÜN İDEOLOJİK TERCİHİ: ULUS TEMELLİ DEVRİMDİR
(Ümmetten, Yurttaş - Hanedanlıktan- Ulus)
Kemal Okuyan 'ın Sol gazetesinde kaleme aldığı
"Sosyalist hareket ve CHP'yi desteklemek" başlıklı makalesinde;
CHP'nin sola çekilmesi, solun CHP çizgisine çekilmesi anlamına gelmektedir. Çünkü CHP sola çekilemez. CHP'nin tarihi, örgütsel yapısı, programı, sınıfsal bağlantıları ve sistem içindeki yeri bellidir.
"Türkiye'de ise o dönem sosyal demokrat diyebileceğimiz bir siyasal yapı mevcut değildi. Kurucu Cumhuriyet Halk Fırkası zaten "sınıf" kavramını en azından Türkiye için reddediyordu. Kemalist kadroların Marksizmle bir yakınlıkları da bulunmuyordu.
Zaten Anadolu'daki Milli Mücadele'ye sosyal demokrat partiler ya düşman ya da mesafeliydi. Mustafa Kemal ve arkadaşlarının uluslararası alandaki tek müttefiki komünistlerdi. Öyle ki, sosyal demokratlar ve Rusya'daki menşevikler, bolşevikleri Ankara'daki "paşalar hükümeti"ni destekleyerek işçi sınıfına ihanet etmekle suçluyordu."
Kemal Okuyan'a soruyorum.
1. Toplumsal ve Sınıfsal Yapı: Devrimci Bir Zemin Var mıydı?
1919–1923 arasındaki Kurtuluş Savaşı, temelde bir ulusal bağımsızlık savaşıydı, bir sınıf savaşı değil. Anadolu’da feodal ilişkiler hâlâ güçlüydü.
Burjuvazi yoktu: Türkiye’de modern, sanayi temelli bir burjuva sınıfı henüz oluşmamıştı. Savaş sonrası ekonominin büyük kısmı tarıma dayanıyor, ticaret de gayrimüslim sermayenin elindeydi.
Proletarya yoktu: Sanayi işçileri sayıca azdı, örgütlü bir işçi sınıfı bilinci gelişmemişti.
Köylülük dağınıktı: Toplumun %80’i köylüydü, ancak üretim ilişkileri gelenekseldi. Köylü “toprak reformu” talebiyle değil, “vatan elden gidiyor” bilinciyle savaşa katılmıştı.
Dolayısıyla, Lenin’in Rusya’da dayandığı gibi bir örgütlü işçi sınıfı veya politik bilinçli köylü hareketi yoktu. Bu yüzden Atatürk’ün önünde sosyalist bir devrimi besleyecek toplumsal taban bulunmuyordu.
2. Uluslararası Konjonktür: Devrim Rüzgârı mı, İzolasyon mu?
1920’ler başında dünya iki kampa bölünüyordu:
Bir yanda: 1917 Ekim Devrimi sonrası Sovyetler Birliği, “dünya devrimi” çağrısı yapıyor ama iç savaş ve Batı ambargosu altında izole durumdaydı.
Diğer yanda: Emperyalist Batı (İngiltere, Fransa, ABD), Osmanlı bakiyesinde “Bolşevik etkisi” istemiyordu.
Atatürk, Kurtuluş Savaşı boyunca Sovyetlerle pragmatik bir ittifak kurdu. Lenin, Türkiye’ye maddi destek sağladı; buna karşılık Mustafa Kemal “anti-emperyalist” bir çizgi benimsedi.
Ama bu destek, ideolojik değil stratejikti.
Sosyalist devrim denemesi, Türkiye’yi:
Hem Batı’dan tamamen dışlanmış hale getirir,
Hem de ekonomik ve askeri olarak izole ederdi.
Henüz yeni kurulmuş, yorgun ve yoksul bir devletin bunu kaldıramayacağı açıktı.
3. Atatürk’ün Devrim Anlayışı: Sosyal mi, Politik mi?
Atatürk’ün devrim anlayışı Jakoben nitelikli bir “modernleşme” devrimidir, sosyalist değil.
Yani “toplumun üretim ilişkilerini değil, zihniyetini dönüştürme” hedeflidir. Ümmetlikten, yurttaşlık bilincinin oluşturulması.
Şöyle özetlenebilir:
Siyasal alanda: Saltanat ve hilafetin kaldırılması, cumhuriyetin ilanı.
Toplumsal alanda: Kadın hakları, eğitimde laikleşme, hukukta sekülerleşme.
Ekonomik alanda: Devletçilik, ama “sosyalist devletçilik” değil; ulusal kalkınmacı bir karma model.
Atatürk, Marx’tan değil, Fransız Aydınlanması’ndan, pozitivizmden ve Jacoben gelenekten beslenmiştir.
“Devrim” onun için sınıfsal değil, ulusun çağdaşlaşma sıçraması anlamına gelir.
4. Devletçilik ile Sosyalizm Arasındaki Fark
1930’larda uygulanan devletçilik, birçok araştırmacı tarafından “sosyalist” sanılır, ama bu doğru değildir.
Devletçilik:
Üretim araçlarının mülkiyetini değil, yönlendirici rolünü devlete verir.
Özel mülkiyeti tamamen reddetmez.
“Sınıfsız, imtiyazsız kaynaşmış kitle” söylemiyle sınıf mücadelesini yumuşatır.
Bu model, sosyalist değil, korporatist bir denge modelidir; yani sınıflar arasında çatışmayı değil, “ulusal çıkar ortaklığını” esas alır.
5. Sonuç: Sosyalist Devrim Neden Mümkün Değildi?
Özetle:
Toplumsal taban eksikti (işçi sınıfı ve bilinçli köylülük yok).
Uluslararası destek yoktu (Sovyetler dışında herkes karşı olurdu).
Ekonomik altyapı yetersizdi (tarım toplumunda sosyalizm kurmak zordu).
Atatürk’ün ideolojik tercihi farklıydı (sınıf temelli değil, ulus temelli devrim).
Dolayısıyla, sosyalist bir devrim tarihsel olarak mümkün değildi, ama devrimci bir modernleşme programı uygulanabildi.
Atatürk’ün yaptığı devrim, “burjuva demokratik devrim” niteliğindedir; feodalizmi tasfiye edip, ulusal egemenliği ve laikliği kurumsallaştırmıştır.
6. Ama Bir “Sosyalist Eğilim” Potansiyeli Var mıydı?
Evet, vardı — özellikle 1930’ların başında:
Kadro Hareketi (Yakup Kadri, Şevket Süreyya, Vedat Nedim Tör) devletçi-sosyalist bir kalkınma ideolojisi geliştirmeye çalıştı.
Ancak bu girişim CHP içindeki muhafazakâr bürokrasi tarafından bastırıldı.
Yani, Atatürk’ün çevresinde sosyalist fikirlere açık bir damar mevcuttu, ama o bunu “ulusal kalkınma” çizgisine entegre etti.
Bugünün CHP'si için,
Sosyalistlerin görevi CHP’yi sola çekmek değildir. CHP’nin asıl sorumluluğu, kendini sosyal demokrat bir parti olarak tanımlamak ve bu ideolojik misyonu halk için somut politikalarla hayata geçirmektir. Ne yazık ki CHP, uzun süredir bu görevi sistematik olarak ihmal etmiş, kendi kimliğini belirsizleştirmiş ve halkın beklentilerini boşa çıkarmıştır.
Sosyalistlerin görevi, partinin ideolojik mirasını hatırlatmak ve halkla verdiği sözü tutmasını zorunlu kılmaktır; rotasını belirlemek değil, kendi sözünü savunmasını sağlamak temel sorumluluktur.
Ancak sosyalistlerin sorumluluğu sadece bu değil: Gerici AKP hükümetinden ve faşist uygulamalardan bir an evvel kurtulmak için CHP ile birlikte mücadele etmektir. Halk, CHP’den sosyal demokrat bir duruş ve somut politikalar bekliyor; ihmal edenler tarih önünde sorumlu olacak, sessiz kalanlar halkın adaletinin gölgesinde kaybolacaktır.
Ozan
17 Ekim 2025

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder