Geçtiğimiz salı akşamı Habertürk’te Erdoğan Aktaş’la birlikte yaptığımız “Türkiye’nin Nabzı” programında dile getirdim. Şimdi yinelemeyi uygun görüyorum:
Ergenekon soruşturmasında, darbeyle düşürüleceği söylenen hükümet yüzde 47 oy aldı. Peki o zaman neden bu davayı destekleyen bir kitlesel hareket göremiyoruz? Yüzde 47, ortaya çıktığı söylenen darbe girişimine karşı niçin sokaklara dökülmüyor?
Susurluk patladığı zaman arkalarında hiçbir ciddi siyasi kudret olmayan sivil bir girişim bütün Türkiye’ye (MİT lojmanları bile dahil olmak üzere) ışıklarını söndürtmeyi başarmışken niye bu kez sokaklarda insanlar yok? O insanlar nerede?
Can Dündar’ın NTV’de yaptığı “Neden?” adlı program bizim programımızla aynı saatlere denk geldiği için izleyemedim.
Gazeteci Ruşen Çakır da aynı soruyu başka bir biçimde sormuş. Bunu önceki gün Mirgün Cabas’la yaptıkları “Yazı İşleri” adlı programda anlatıyor ve soruyu program konuğu Kürşat Bumin için yineliyordu. Bumin’in cevabı Türkiye’de milliyetçilikle ilgiliydi ve içinde şöyle bir cümle geçiyordu:
“Bu ülkenin yükseköğrenim görmüş insanları darbeyi çok da olumsuz karşılamazlar.”
Özgürlükçü mütedeyyinler
Kastı fena halde aşmış bir cümle olmasının yanı sıra, enteresan alt metinleri de var. Mesela, Türkiye’de yükseköğrenim görmemişleri darbeye karşı mıdır?
Türkiye’de darbe olmamasını isteyen bir tek AKP’ye oy verenler midir? Ya da kendini Müslüman olarak tarif eden Anadolulu esnaf mıdır bu ülkenin darbe karşıtı, derin devlet karşıtı sosyal dinamiği?
Bir de tabii insan sormadan edemiyor:
Darbe sonrasında örgütlenmesine izin verilen tek siyaset olan siyasal İslamın bugünkü yüzü olan AKP’nin Türkiye’deki tek darbe karşıtı siyasi dinamik olarak tarif edilmesi siyasi ve tarihsel bir çelişki değil midir?
Velev ki (!) AKP tabanı topyekûn özgürlükçü, sosyal eşitlik ve adalet yanlısı olsun. O zaman soruyorum:
Aleyhinde gürültü koparılan Ergenekon soruşturmasıyla ilgili olarak onların lehteki siyasi tavrı nerede?
Bu ülkede demokrasi olması için ömrünü vermiş, işkencelerden geçmiş, hapishanelerde yatmış insanları zan altında bırakan bir süreçten geçiyoruz. Onları dışlayan sözümona bir demokratikleşme süreci, bir demokrasi ayini bu. Galiba AKP her zamanki tavrını yineliyor:
Kürt meselesini çözeriz ama Kürtler karışmasın!
Alevi açılımını yaparız ama Aleviler olmadan!
Yoksulluk meselesini hallederiz ama sendikalar geri dursun!
Ve şöyle diyor AKP:
Demokrasi getireceğiz memlekete ama demokratlar işimize karışmasın!
Bulanık demokrasi
Önceki yazımın sonunda söylemiştim.
Türkiye’nin demokratikleşme meselesini Ergenekon davası gibi fena halde bulanık bir adli süreç üzerinden tartışmamız son derece trajiktir.
AKP iktidarıyla birlikte ‘demokrasi’ sözcüğü etrafında son derece kaba, kısır ve kavram hatalarıyla dolu bir kutuplaşma meydana geldi. Şimdi bu kutuplaşma Ergenekon üzerinden pekiştiriliyor, kemikleştiriliyor. Ucu derin devlete de değen ama derin devleti ortadan kaldırmaya değil ele geçirmeye yönelik olduğuna dair ciddi şüpheler barındıran Ergenekon soruşturmasının bir trajik yanı da şu:
Bütün bu dava sosyopat olduğu iddia edilen Tuncay Güney’in ifadesine dayanıyor. Söyledikleri yalandır demiyorum. Trajik olan şudur:
Doğruları da söyleyen Güney’in bir sosyopat olma ihtimali sebebiyle arada söylediği yalanları ayıklamamız imkânsız gibidir. İçinden geçtiğimiz süreç tek kelimeyle trajiktir.
16 Ocak 2009 Cuma
Trajedi
16 Ocak Cuma 2009
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder