8 Şubat 2009 Pazar

6-7 Eylül gazetecileri..!

6-7 Eylül gazetecileri..!
Tarihimizin utanç sayfası olan 6-7 Eylül olaylarında basın mensuplarının ne rolü oldu? Bir avuç çapulcunun yağması olarak bilinen olaylarda gazeteciler organizasyonun neresinde yer aldılar? Demokrat Parti gençlik teşkilatları ne görev üstlendiler? Hangi ünlü ajans olaylardan 1 hafta önce İstanbul'da ofis açtı? CIA Başkanı
o günlerde İstanbul'da ne arıyordu?
Önce bilindik resmi tarihi kısaca tekrarlayalım. 1955'te Kıbrıs'ta giderek artan Türk-Yunan gerginliği üzerine Türkiye'de protestolar yükseliyordu. Birleşmiş Milletler'de Kıbrıs sorunu tartışılıyordu. Ağustos ayının sonlarında ise Londra'da Kıbrıs üzerine Yunanistan ve Türkiye arasında bir toplantı düzenlenmişti. Dışişleri Bakanı Fatin Rüştü Zorlu güçlü bir kamuoyu desteğinin elini rahatlatacağını söyledi.
Demokrat Parti'nin gençlik kollarıyla iç içe girmiş iki cemiyet pekala bu kamuoyu desteğini sağlayabilirlerdi.
Biri Türk Milli Talebe Birliği diğeri ise Kıbrıs Türktür Cemiyeti!
Derken ünlü Atatürk'ün Selanik'teki evinin bombalandığı haberi geldi. Giderek artan tansiyon patlamaya dönüştü ve yağmalamalar başladı. Başta Rumlar olmak üzere tüm azınlıkların dükkanları, evleri yağmalandı. Tam 5317 işyeri ve ev tahrip edildi. 73 kilise hasar gördü. Bazı semtlerde mezarlıklar bile talan edildi. İş tecavüz ve cinayetlere kadar vardı. Resmi kayıtlara göre üç, gerçekte ise en az 15 Rum vatandaşımız yaşamını yitirdi. Onlarcası yaralandı.
Bu resmi tarihin söyledikleri.
Ama bir de gerçekler var...
Örneğin tarihimizin utanç sayfasında basın mensuplarının ne rolü oldu?
Bir avuç çapulcunun yağması olarak bilinen olaylarda gazeteciler organizasyonun neresinde yer aldılar? Demokrat Parti gençlik teşkilatları ne görev üstlendiler? Hangi ünlü ajans olaylardan 1 hafta önce İstanbul'da ofis açtı? CIA Başkanı o günlerde İstanbul'da ne arıyordu?
Dilerseniz 6-7 Eylül'ün anlatılmayan gerçek tarihine kısa bir yolculuk yapalım.
***
'Kıbrıs Türktür Cemiyeti' 6-7 Eylül olaylarının kaynağındaki örgütlenmeydi. Çünkü Kıbrıs kaynaklı bütün gösteriler bu dernek tarafından organize ediliyordu. Peki bu cemiyet kimlerden oluşuyordu? Cemiyetin Başkanı bir gazeteciydi. Hürriyet yazarı Avukat Hikmet Bil..! Hürriyet gazetesi günler öncesinden Kıbrıs sorununu bir kampanyaya dönüştürmüştü. Hikmet Bil yazılarıyla İstanbul Rumlarını açıkça hedef gösteriyordu.
Yönetim kurulunun neredeyse tamamı gazetecilerden oluşuyordu. Hikmet Bil'in ikinci başkanlığını yine gazeteci Orhan Birgit yürütüyordu. Diğer yardımcısı ise gazeteci Ali İhsan Göğüş'tü. Üyeler ise gazeteci Kamil Önal, daha sonradan MİT ile ilişkisi de anlaşılacak olan, gazeteci ve tarihçi Ziya Somer ve Vatan gazetesi sahibi Ahmet Emin Yalman'dı.
5 Eylül günü yani olaylar patlamadan bir gün önce KTC Başkanı Hikmet Bil, Başbakan Menderes'in makam arabasına misafir oldu. Neler konuşuldu bilmiyoruz. (İşin tuhaf yanı Hikmet Bil, 1970'li yıllarda anılarını yazdı. Ancak bu önemli anılara ulaşmak neredeyse imkansız.) Aynı gün Bil, üye sayısı her geçen gün artan cemiyetinin bütün şubelerine Dr. Fazıl Küçük'ün bir mektubunu gönderdi. Mektupta Kıbrıs'ta Türklerin yaşadığı mezalim anlatılıyordu.
Hikmet Bil, Kıbrıs Türklerine karşı yapılan bu saldırıların karşılıksız kalmayacağını haykırıyordu.
Sedat Simavi savaş çığlıklarının Hürriyet gazetesinden yükselmesine kayıtsız kaldı.

O günlerde ne tesadüf (!) İstanbul'un birbirinden ilginç misafirleri vardı. Ağustos ayının sonlarına doğru dünyaca ünlü haber ajansı Associated Press, İstanbul'da ofis açmaya karar verdi !
Hem de Taksim 'de, şimdiki The Marmara Oteli'nin hemen yanındaki binada...
Ayrıca aynı günlerde Interpol'un toplantısı İstanbul'da yapılıyordu. 5 Eylül günü toplantıya katılmak üzere CIA Başkanı Allen Dulles de İstanbul'daydı. Belki komik gelecek ama ünlü James Bond filminin yazarı Ian Filaming de İstanbul'da Kalkavan'ların yalısında misafirdi.
Yani 6 Eylül akşamına gelinirken tribünler, uluslararası izleyicilerini de almış seyre hazırdı.
Öğleden sonraki saatlerde Atatürk'ün Selanik'teki evine bomba atıldığı haberi ajanslara düştü.
Yunan makamlarının iddiasına göre genç bir Batı Trakya Türkü olan Oktay Engin iki adet dinamit lokumunu andıran bombayı evin bahçesine atmıştı.
***
Bu infial (!) yaratan eylemin kamuoyuna duyurulması işi tabii ki gazetecilerin göreviydi.
Anadolu Ajansı'nın Atina muhabiri Cemile Sara Korle, haberi yapan muhabirdi. Tam doğrulatamadan hemen servise koydu. Haberin üzerine atlayıp özel baskı yapan ise Mithat Perin'in sahibi olduğu İstanbul Ekspres gazetesi oldu. Yazı işleri müdürü ise daha sonra dünyaca ünlü SİPA ajansını kuracak olan Gökşin Sipahioğlu'ydu.
Hemen özel baskıya geçildi. Normalde bu pek mümkün değildi. Çünkü kağıt sıkıntısı vardı. Günlük baskı adedine bile yetişemiyorlardı. Ama her nasılsa o gün için stokları sağlamdı. Özel baskıdan binlerce adet İstanbul sokaklarında ücretsiz dağıtılmaya başlandı.
Aynı zamanda olaylarda başlamış oldu. Önce küçük küçük toplanmalar giderek daha büyük kalabalıklara dönüştü. Küçük sokaklardan İstiklal Caddesi'ne akan kalabalık önce Taksim'e ve oradan da İstanbul'un dört bir yanına dağılmaya başladı.
***
Peki çok tartışılan ev işaretlemeleri nasıl oldu. Pek bilinmeyen bir yöntemle...!
Örneğin Adalar Demokrat Parti teşkilatına bağlı gençler bir gün öncesinden Rum evlerinin camlarına küçük taşlar atarak çatlattılar. 6 Eylül günü yağmacıların işaret aramalarına gerek yoktu. Hangi cam çatlaksa o eve daldılar. Ama sadece bu yöntem izlenmedi kuşkusuz. Tapu kayıtlarından çıkartılan listeler de dağıtılmıştı.
İstiklal Caddesi'nde bir binanın 5. katına çıkan saldırganlar, kapıyı bir Türk açınca şaşırdılar. Ellerindeki listeye bakakaldılar.
'Ama buranın ev sahibinin Rum olması lazımdı!'
Eskişehir'den trenle yüzlerce kişi İstanbul'a taşındı. Hepsine marangozhaneden çıkmış tertemiz sopalar dağıtıldı. Kazma kürek ve de balta verildi. Hatta demir keskisi bile yağmacılar için hazır edilmişti.
***
Yaklaşık 12 saat süren saldırılarda tuhaftır Fener Rum Pat
rikhanesi'ne saldırı olmadı.
Fuad Köprülü olaylardan tam 5 yıl sonra 17 Haziran 1960'da olayların planlı ve büyük bir tertip olduğunu açıkladı. Ancak tam
3 gün sonra bu açıklamasını geri aldı ve '6 - 7 Eylül'ün çapulcu işi' olduğunu ifade etti.
***
Herkesin bildiği sır olarak kaldı. Yıllar sonra Özel Harp'in kurucularından olan Sabri Yirmibeşoğlu, Fatih Güllapoğlu'na 'Bu operasyon harika bir organizasyondu' dese de iş sadece Özel Harp'in organizasyonuyla sınırlı değildi.
Birçok ayağı vardı. Sonraları önemli medya köşelerini tutan ünlü gazeteciler de bu ayaklardan biriydi. CHP sessiz kaldı, basın mırıldanarak ses çıkardı. Ses çıkarması muhtemel solcu aydınlar ve yazarlar zaten ilk iş zanlı olarak tutuklanmışlardı.
Yüksek sesle olan biteni haykıran neredeyse tek gazeteci 80 yaşındaki Hüseyin Cahit Yalçın olmuştu.
Neden Gİrİtlİlİler
YunanlI da
KIbrIslIlar Rum...?
1924'TE Türkiye ve Yunanistan arasında imzalanan karşılıklı nüfus değişim anlaşmasına göre 1.500.000 Rum Yunanistan'a gidecek, karşılığında Yunanistan'da yaşayan 400 bin Türk ise Türkiye'ye gelecekti. Bu anlaşmada Batı Trakya'da yaşayan Türk azınlık ile İstanbul'da yaşayan Rum cemaat (Bir de Bozcaada ve Gökçeada'da yaşayan Rumlar) ayrı tutulmuştu. İstanbullu Rumların cumhuriyet boyunca siyasi rehine halleri de böylece başlamış oldu. Ne zaman Ankara'yla Atina arasında bir gerginlik yaşansa veya Kıbrıs sorunu gündeme gelse gözler hemen onlara çevrildi.
Oysa İstanbul Rum cemaatinin büyük çoğunluğu ticaret ve el sanatlarıyla uğraşan apolitik kişilerdi. Kendileri dışında gelişen bu kavgaya sadece seyirci kaldılar. Cumhuriyet okullarında, cumhuriyet ideolojisiyle büyümelerine karşın kendilerine siyasi rehine gibi davranılmasına bir türlü anlam veremediler.
6-7 Eylül'de zirve yapan bu savaşın psikolojik cephesi de önemliydi. Örneğin Kıbrıs'ta Türklere eziyet eden Yunanlılar için Kıbrıslı Rum tanımlanması o yıllarda kullanılmaya başlandı.
Çünkü orada Türk soydaşlarımıza eziyet edenlerle İstanbul'da burnumuzun dibinde yaşayanların aynı millet olduğu vurgulanmak isteniyordu. 'Kıbrıslı Rum' tanımlaması 6-7 Eylül'ün bize armağanıydı. Hiçbir zaman Girit'te veya Midilli'de yaşayan Yunanlılara Rum demek aklımıza gelmedi.
Oktay Engİn'İn Önlemez YükselİŞİ
AtatÜrk'Ün evine bomba attığı iddiasıyla Yunanistan'da hapse atılan Oktay Engin bu iddiayı hiçbir zaman kabul etmedi. Bu işin Yunan gizli servisinin provokasyonu olduğunu söyledi. Hatta o kadar ki kendisi hakkında bu yönde haber yapan tüm gazetecilere dava açtı ve hepsini kazandı. Çünkü Oktay Bey'in elinde Türk mahkemelerinden alınmış beraat kararı vardı. Yani suçsuzdu. Ama olayın gölgesi onu hep takip etti. Batı Trakyalı bir Türk olarak burslu okuması, babasının Batı Trakya Türklerinin lideri olması, 1955'ten önce Cumhurbaşkanı Celal Bayar tarafından Yunanistan'daki evlerinde ziyaret edilmeleri ve de Yunanistan mahkumiyetinden sonra Türkiye'de emniyet müdürlüğü ve valiliğe kadar uzanan kariyeri hep soru işaretleri doğurdu. Türkiye'ye döndükten sonra Yunanistan birkaç kez iadesini istedi. Ama Türkiye bunu kabul etmedi.
Kemal Hadımlı ise o günlerde İzmir Valisi'ydi. Yassıada mahkemelerinde ceza alan 3 kişiden biri oldu. Olayların İzmir'e sıçramasında rolü olduğu iddiasıyla ceza almıştı. Olaylara bilerek engel olmamış, önlem almamıştı. Ayrıca göstericiler onu omuzlara almışlardı.
Hadımlı, tüm ısrarlarına rağmen Yassıada mahkemelerinde bir sözünü tutanaklara geçirtmeyi başaramadı. 'Göstericiler benimle birlikte bir kişiyi daha omuzlara aldılar' dedi ama
mahkeme bu sözlere kayda geçirmedi. Eski
Vali Hadımlı'nın sözünü ettiği öteki kişi
Orgeneral Cemal Gürsel'di.

Hiç yorum yok: