Daha da ötesine geçeyim:
Bir ülke düşünün ki:
Bankalarının yarısından fazlası yabancılara satılmış;
Sigorta Şirketlerinin % 80'i yabancıların olmuş; ülkede kullanılan kredilerin % 76'sı yabancı kurumlardan alınmış;
tüm stratejik kurumlar, limanlar yabancıların eline geçmiş; hatta o ülkenin yöresel gıdalarını bile Türk bakkallar değil, elin Fransız-Alman-İngiliz süpermarketleri satıyorsa, yani bizim olanı bile bize yabancılar satıyorsa
bu ülke bizim midir?
Böyle bir ülkenin iç ve dış borcu ülkenin bir yıllık üretimi olan GSYH'sını aşmış ise; böyle bir ülkede ekonomi bağımsız olabilir mi?
Bağımsız ekonomisi olmayan bir ülkenin siyasi bağımsızlığı olabilir mi?
Sizce, siyasi bağımsızlığı olmayan bir ülkeyi o ülkenin halkı mı, yoksa ekonomisini elinde tutan yabancılar mı yönetir?
Devam edelim: Bir ülke düşünün;
Küreselleşme adına o ülkenin tüm sınırlarını kaldırmışsanız, o ülkenin sınır güvenliği için Ordusu'ndan bir talebi olabilir mi?
Ordusu'ndan talebi kalmayan bir ülkenin ordusu da fonksiyonunu sürdürebilir mi?
Böyle bir ülkede işlevi kalmayan bir Ordunun Komutanları da işlevsiz kalır.
İşlevsiz ve halkının ondan bir talebi kalmayan Ordunun Komutanlarına da futbol tribünlerinde maç seyretmek, medyayla sohbet etmek, kokteyllere gitmek, düğünlerde dans etmekten başka ne kalır.
Bu arada seçim öncesi Siyasi İktidar'ın da ciddi hataları oldu, devletin yaptığı herşeyi kendi altlarını oymak olarak gördüler. Asker de birçok şeyi politikleştirdiği için asli işlerinin dışında kaldı ve çuvalladı. 2006'nın başında MİT bir rapor yayınlandığı halde ve hatta bu raporda; �bahara büyük eylemler olacak� dediği halde; gerek Hükümet gerekse Asker, yani bir bütün olarak Devlet önünü göremedi. Herkes bu raporun üstüne yattı. Ne Kerkük'ü ne Barzani'yi ne Kuzey Irak Kürt Devletini ve de yeniden çizilmeye başlanan Ortadoğu haritalarını bile anlayamadılar.
En önemli kırılma şurada oldu: Askerler bu T.C. Devleti'nin Çimentosu nu sağlamlaştıralım diye uğraşırken kendi ekonomik kaynaklarını da bir yandan yarattılar. Küreselleşme o kadar egemen oldu ki sınırların anlamı kalmadı. Ay-yıldızlı bayrak giyip Erdemir'i kimseye vermeyiz diyen Coşkun Ulusoy koskoca bankayı �sıfırladığında� kendisini kurtarmak için Oyakbank'ı bir gavura sattı. Bu durumda TSK'nın bir fonksiyonu olur mu? Böyle olunca televizyonlara çıkıp herkes konuşur, eski subaylar vicdan rahatlatmaya çabalar, aktif subaylar da maça gider, düğünlerde göbek atarlar.***
Basına yansıdığı kadarıyla bunlar, 2009'da 6 aşamalı bir darbe zemini hazırlamayı planlıyorlarmış
Necip Basın insanda, gülme hissi bile yaratamıyor artık. Basını büyük kısmı, o kadar zavallı bir halde ki bunları birileri oturmuş yazdırmış onlara. Böyle raporlar bulunduğu elbette yalan değildir. Raporlar gerçekten vardır; Ama yazdıkları nedir? Ortaya nasıl çıkarılıyor. Her yazılan doğru, her görünen gerçek mi? Bu "müsvette kadrolar" o kadar zavallı ki, bunlar bırakın darbe yapmayı, tuvalette kendi başlarına altlarını temizlemekten aciz adamlar. Asıl sorun bunları allayıp pullayan Matbuat'ın büyük kısmında. Onlar daha da zavallı. Sizce bu örgüt gerçek bir örgütse, bu kadar beceriksiz olabilir mi?
Hatırlayın, tasvip edin veya etmeyin; Türkiye'de daha önce yapılan üç açık, bir post-modern darbe ile bilinen iki darbe teşebbüsü ne kadar ustacaydı? Adeta tereyağından kıl çeker gibi yapıldılar.
TSK İlhami Erdil gibi komutanları yargılayarak barsak temizliği yaptı
Yolsuzluklarla ilgili mi kuyruğundan yakalanmış? Yoksa...
Yolsuzluk, tabii ki yolsuzluk. Bakın bir şeyi atlamayalım: Hiç bu işlerle ilgisi olmadan, ilk ciddi yolsuzluklar Kıvrıkoğlu döneminde ortaya çıkmaya başladı. Ordunun içindeki suça bulaşmış kişiler takır takır tutuklanmaya ve hüküm giymeye başladı. Siviller ne olduğunu bile anlayamadılar. Herkese sürpriz oldu. Son olarak da Özkök zamanında, bir kuvvet komutanı yargılandı. TSK, İlhami Erdil gibi komutanları yargılayarak; barsak temizliği yaptı. Bir yığın albay ve muvazzaf personel ceza yedi. Son olarak da Özkök zamanında, bir kuvvet komutanı yargılandı. Şu anda hala hapiste.
Bunların hiç birinin siyasi otoriteyle ilgisi yok. Siyasi bir operasyon da değildi. Ordunun kendi iç temizliğidir; ama şunu söylüyorum: 'Müesses Nizam' kirlilikten dağıldı diyorum. Bu tür kirli ilişkilere girdiği için 'Müesses Nizam' çöktü diyorum. Türkiye'de 85 yıldır, Cumhuriyet kurulduğundan beri devam eden 'Müesses Nizam'ın, artık bütün gücünü kaybettiğini düşünüyorum. Zaten yerleşik bir 'Müesses Nizam' gerçekte tam olarak kurulamamıştı. Yerleşik ve kurulmaya çalışılan bir güç odağı halinde bir 'Müesses Nizam' vardı. O da bu yaşadığımız bu süreçte dağıldı.
'Müesses Nizam' Önünü Göremiyor
Neden? Neler oldu dağıldı?
Temel tespitim şu: en azından 'Müesses Nizam' gibi bir kurum geleceği görür. �Geleceği kurmak için geleceği anlamak, ön görebilmek gerekir�. 'Müesses Nizam'ın son yıllarda hem iç hem dış politika'da asgarisinden önünü bile görmediği ortaya çıktı. AKP süreci, Cumhurbaşkanlığı süreci, 22 Temmuz süreci; onu da bir yana bırakın, dış politikada daha da vahim bir noktadalar. Ne Kerkük'ü ne Kuzey Irak'ta ne olup bittiğini ne Barzani'yi nede İsrail ve Amerika'yı 'Müesses Nizam' algılayabilmiş bile değil. Çin gibi büyüyen ve geleceği belirleyeceği kesin gözüyle bakılan bu Ejderha'yı bile fark etmiş değiller.
Ergenekon'da piyonlar mahkum olacak
Şöyle soralım. Madem hükümetin elinde yolsuzlukla ilgili bir koz var, belgeler var Uzan'lar operasyonu gibi bir operasyonla mı karşılaşacağız?
Hayır, tam tersini söylüyorum. Hükümet, bu güç odaklarının devlet içinde önemli uzantıları olduğunu gördüğü için zımni olarak, açıktan değil, örtülü olarak bir pazarlık sonucunda onlar geri çekilecekler; onların karşılığında da büyük başlar sanık sandalyesine oturmayacaklar.
Bu yolsuzluk yapanlara; siyaset gereği, uzlaşma gereği ilişilmeyecek..
İlişmeyecek. Göreceksiniz eninde sonunda. Ergenekon denen operasyon, sokakta gezen zavallı piyonların mahkum olmasıyla sonuçlanacak. Tıpkı geçmişte Türkiye'deki diğer illegal olaylar, cinayetlerde olduğu gibi olacak. Film hep aynı; sokakta kullanılan �garibanlar� mahkum olup, daha öteye hiçbir şekilde geçilmeyecek.
Örgütün başı olarak sürekli Veli Küçük İşaret Ediliyordu�
Veli Küçük örgütün başıysa zaten buna siyasi örgüt demeye gerek yok; çete demeyi uygun görürüm. Şu an da yargılandığı için Veli Küçük konusunda konuşmayı uygun görmüyorum. Etik değil. Veli Küçük emeklidir. Emekli olan bir askerin hükmü-iktidarı sıfırdır. Üniformayı çıkaran bir asker, sudan çıkmış balık gibidir. Hiç bir gücü ve etkisi yoktur. Bu gücü onlara atfeden Necip Türk Basını'dır. O açıdan ben bunları hiç önemsemiyorum. Sadece tepe noktalara giden ipuçlarını vermekten öte bana anlam ifade etmiyor.
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder