
KURAN’IN DİNİNDE KADIN – UYDURULAN DİNDE KADINKADIN MESELESİ
— 29 October 2011
Geleneksel din anlayışı en çok kadınlarla ilgili konularda
dine ilaveler yapmıştır dersek, abartmış olmayız. Kadını köleden beter yapan,
kadının erkek egemen toplumda sadece ev işinde ve cinsellikte kullanılmasını,
hiçbir alanda kadına hak tanınmamasını savunan izahlar; toplum nezdinde kabul
görsünler diye uydurma hadislere ve mezhep izahlarına dayandırılmış
ve bu bakış açısı topluma “din” diye yutturulmaya
çalışılmıştır. Saf dindar kadınların birçoğu, Kuran’ın anlattığı İslam ile bu
uydurmaları ayırt edemedikleri için Allah’ın rızasını umarak bu uydurmalara
göre yaşamaya çalışmış ve kendilerini gelenekçi erkeklerin sınırlarını çizdiği
kapkara bir dünyada bulmuşlardır. Gelenekçiler, “Peygamberimiz cennetin
annelerin ayaklarının altında olduğunu söylemiş, kadınlar annemizdir,
bacımızdır…” gibi laflar ederek, kadınlara çok değer verdiklerini göstermek
istemektedirler. Oysa birazdan kadınlarla ilgili gelenekçi kaynaklardaki
izahları incelediğimizde, gerçekte kadına ne kadar değer verdiklerini iyice anlayacağız.
Kadınlarla ilgili Kuran’da geçmeyen uydurma izahlara değindikten sonra, yine bu
uydurmaların etkisiyle yanlış değerlendirilen Kuran’daki bazı meselelere
değineceğiz. Bundan bir sonraki bölümde (22. bölüm) ise başörtüsü gibi
günümüzün kadınlarla ilgili en çok tartışılan konusunu, ayrı ele alacağız. Bu
bölümün iyice anlaşılması, o bölümün daha iyi anlaşılmasını sağlayacaktır.
KADINLARLA İLGİLİ
MEZHEP VE HADİS KÖKENLİ UYDURMALAR
Bu uydurmaların yapılışındaki en temel hedef, kadının erkeğine
kayıtsız ve şartsız itaatini sağlamak olmuştur. Uydurma hadislerle, kadının
erkeğe itaati bir ibadet gibi sunulmuştur:
Eğer bir kimsenin bir kimseye secde etmesini emretseydim,
erkeklerin kadınlar üzerinde olan haklarından dolayı kadınların erkeklere secde
etmelerini emrederdim.(Tirmizi, Rada 10/1159; Ebu Davud, Nikah 40/2140; Ahmed
b. Hanbel, Müsned 6/76; İbn Mace, Nikah 4/1852)
Kocanın vücudu irin ile kaplı dahi olsa ve karısı onu
yalayarak temizlese, yine de kocasının hakkını ödemiş olmaz.(İbni Hacer El
Heytemi 2/121; Ahmed b. Hanbel, Müsned, 5/239)
Ey kadınlar! Eğer kocalarınızın size olan haklarını
bilseydiniz, ayaklarının tozunu yüzlerinizle silerdiniz.(Hafız Zehebi, Büyük
Günahlar)
En titiz hadis çalışmalarında alıntıladığımız hadisleri
görmemiz, “Kuran, yalnız ve yalnız Kuran” diye niye defalarca tekrar
ettiğimizin anlaşılmasını bir kez daha sağlayacaktır. Yukarıdaki uydurmaları
Peygamber’e fatura edenler, ne yazık ki bu uydurmaların reddi olan Kuran’ın
anlattığı İslam’a uymayı Peygamber düşmanlığı, bu uydurmaların kabulü olan
hadislerin, mezheplerin, geleneklerin İslam’ını ise Peygamber’i sevme
göstergesi ilan ediyorlar. Böylece kadınları eksik akıllı ve eksik dinli ilan
edenler, dine büyük zarar vermiş oluyorlar.
Kadınların dinleri ve akılları eksiktir. (Buhari)
Çok lanet ediyor ve kocalarınıza karşı nankörlük
ediyorsunuz. Aklı başında bir erkeğin aklını sizin kadar çelebilen, aklı ve
dini eksik başka bir varlık görmedim.(Müslim, İman, 34/132; İbn Mace, Fiten
19/4003)
Kadınları erkeğin kölesi yapan zihniyet, bununla yetinmeyip;
kadınların çoğunu cehennemlik, dinen eksik ilan edip, Kuran’ın açık izahlarıyla
da çelişir:
Kadınlar arasında iyi kadın, yüz tane karga arasında alaca
bir karga gibidir.(Buhari)
Ey kadınlar topluluğu! Sadaka veriniz ve çok istiğfar
ediniz. Çünkü ben, Cehennem halkının çoğunun sizler olduğunu gördüm.
(Müslim, İman 34/132; İbn Mace, Fiten 19/4003)
KADINA CENNET VİZESİ KOCADAN
Kadınların çoğunun cehennemlik olduğunu iddia eden
hadislerin yanında, kadının cennete gidişi için kocasının kendisinden
memnuniyetini şart olarak gösteren hadisler de uydurulmuştur.
Bir kadın, kocası kendisinden razı olduğu halde ölürse
Cennet’e girer.(Riyazus Salihin)
Kadınların hayırlısı, erkeklerin yaramazlıklarına ve kötü
huylarına sabredendir, bu sabır onların cennete girmesine sebeptir.
Kadınlara Dini Bilgiler
Müslim de, Buhari de, Tirmizi de, Muvatta da, Şii kaynaklar
da; Emevi ve Abbasi döneminde uydurulmuş, bazı kişilerin kadına kendi bakış
açılarını dinselleştirmeye çalışmalarının ürünü olan bu tip uydurmalarla
doludurlar. Oysa Kuran’ın hiçbir yerinde, biraz önce örneklediğimiz tipteki
hadisler gibi kadınların çoğunun kötü, cehennemlik, dinen eksik olduğu geçmez.
Kuran, üstünlüğü erkek veya kadın olmaya değil, Allah’a yakın olmaya, Allah’ın
dininde titizliğe bağlar.
Ey insanlar! Biz sizi bir erkek, bir dişiden yarattık ve
birbirinizle tanışmanız için sizi halklar ve kabileler kıldık. Şüphesiz Allah
katında en üstün olanınız takvaca en ileride olanınızdır.
49-Hucurat Suresi 13
Ayetten de anlayacağımız gibi Kuran, üstünlüğü bir ırka, bir
kabileye veya erkek, kadın gibi bir cinsiyete değil, Allah’ın dinine titizlik
ve Allah için hatalardan sakınma tipi manalara gelen “takva”ya bağlamıştır.
Oysa buraya kadar gördüğümüz hadislere göre kadın olmak daha baştan cehennemlik
olma ihtimalini arttıran bir unsurdur. Bu zihniyet, eksik ve cehennemlik ilan
ettiği kadını, ezik karakterli bir varlığa dönüştürüp, kayıtsız şartsız erkeğin
kumandasına verir ve kumandaya itaati de “din” diye insanlara dayatır. Kuran’ın
anlattığı İslam’ın bu uydurulmuş dinden neden ayrılması gerektiğini daha da iyi
anlamak için “en itibarlı” uydurma kaynakları inceleyelim:
Namazı bozan şeyler kara köpek, eşek, domuz ve kadındır.(Müslim,
Salat 265; Tirmizi Salat 253/338; Ebu Davud, Salat 110/720)
Uğursuzluk üç şeyde vardır: Kadında, evde ve atta.(Ebu
Davud, Tıb 24/3922; Müslim, Selam 34/115; Buhari, Nikah, 17/4805)
DİŞSİZ, TİPSİZ, YAŞLI KOCALARIN KURTULUŞU
Aşağıda kadını uğursuz ve namazı bozucu ilan eden
mezheplerin çok itibar ettiği İmam Şarani ve İmam Gazali gibi düşünürlerin
kadının neden evde tutulması gerektiği ile ilgili açıklamalarını, ayrıca
kadınların süslenmesini haramlaştıran bazı hadisleri okuyacaksınız:
İçinizden biri yaşı ileri, ağzındaki dişleri dökülmüş,
görünüş itibariyle de çok çirkin olabileceği gibi aksine karısı da genç ve
güzel olabilir. Bu genç ve güzel kadın, çarşıya çıktıktan veya davet edildiği
düğün ve ziyafetten evine döndükten sonra dışarıda gördüğü yakışıklı erkeklerle
yaşlı ve dişleri dökülmüş kocasını kıyas ederek kocasının yüzüne dahi bakmak
istemez. Belki kocasının kendisini öpmesini ve cinsel ilişkide bulunmasını dahi
istemez. İşte genç kadının erkeklerin çokça bulunduğu çarşı, pazar, şenlik ve
toplantı yeri gibi mekanlara gitmesinin kadın üzerinde yapacağı etki en azından
budur.(İmam Şarani, Uhudül Kübra)
Dövme yapan ve yaptırana, yüzündeki tüyleri aldıran ve
estetik için dişlerini seyrelttiren kadınlara Allah lanet etsin.(Buhari)
Takma saç takan ve taktıran, kaşları incelten ve
incelttiren, dövme yapan ve yaptıran lanetlenmiştir.(Ebu Davud, Tereccul 5)
Eğer bir kadın peruk takarsa, eğer kol ve yüzüne dövme ya da
ben yaparsa, yüzünden ve kaşlarından cımbızla kıl aldırırsa, yüzüne güzellik
vermek için şekil değiştirirse lanetlenmiştir.(İmam Şarani, Uhudül Kubra)
Bir hadise göre ashabı kiram karılarının pencere ve kapı
aralıklarından dışarıyı seyretmelerini ve erkek görmelerini önlemek üzere
evlerinin pencerelerini sıkı sıkıya kapatırlar, dışarıya bakanlara dayak
atarlardı.(İmam Gazali, İhyayı Ulumuddin 2/122)
Kadınları zarar vermeyecek miktarda aç, aşırı gitmeyecek
kadar da kıyafetsiz bırakınız. Çünkü kadınlar iyice doyar, güzelce giyinirlerse
onlar için dışarı çıkıp gezmekten daha sevimli bir şey yoktur. Fakat onlar
biraz aç, biraz da çıplak kalırlarsa onlar için evde oturmaktan hayırlı bir şey
yoktur.(İbnül Cevzi, Mevzuat, 2; Suyuti, Lealil Masnua 2/154; İbn Arrak,
Tenzihüş Şeria 2)
Kadınlarınıza evlerinin kapısında oturmamaları için yeni
elbise yaptırmayın, çünkü elbiseleri güzel ve yeni olursa kalplerine dışarı
çıkmak arzusu gelir.(İmam Gazali, Kimyayı Saadet; İbn Ebi Şeybe, Musannaf 4)
Dışarı çıkması kesin gereken kadın ise kocasından izin
aldıktan sonra dışarı çıkacak ve şu kurallara kesin uyacaktır:
1- Sıkı sıkıya
örtünüp kötü giysilere bürüne,
2- Hiç çıkmamış gibi
davrana,
3- Başını öne eğip
kimsenin yüzüne bakmaya,
4- Kalabalığa
karışmaya,
5- Erkeklerin
bulunduğu yerlere yanaşmaya,
6- Herkesin dolaştığı
sokaklardan uzak dura,
7- İşini bir an önce
bitirip evine döne,(İmam Gazali, İhyayı Ulumuddin 2)
Bu uydurma izahlarla, kendi görüşünü, kadınlara olan aşırı
kıskançlıklarını dini bir buyruğa çevirip, topluma dini bu şekilde sunanlar;
dinsizlerin dinimize saldırısı için ortam hazırlamışlar ve birçok kimsenin
dinimize olan inancının sarsılmasına sebep olmuşlardır. Halkımızın bir kısmı
ise bu izahları gösterip dinimize saldıranlara kızmakta, fakat bu izahları
yapanları, örneğin İmam Gazali’yi bu konuda eleştirmekten kaçınmaktadır. Biz
Kuran’ı tek kaynak kabul edip, geri kalan izahları ve Şarani’nin, Gazali’nin bu
tarz izahlarını eleştirmedikçe, bu izahlardan yola çıkarak din aleyhinde
yazılar yazanlara kızmaya ne kadar hakkımız olabilir?
KADININ EN MAKBULÜ KOYUN CİNSİDİR
Bakın Gazali, kadının kaç çeşit olduğunu nasıl açıklıyor ve
halkı nasıl bilgilendiriyor:
Kadının sıfatları şunlardır:
1- Giyim kuşam hevesinden maymun.
2- Fakir düşmeye razı olmadığından köpek.
3- Kocasına ve diğer insanlara kibrinden yılan.
4- Gece gündüz koğuculuk yaptığından akrep.
5- Evden eşya sattığından fare.
6- Erkeklere hile kurduğundan tilki.
7- Kocasına itaat ettiğinden dolayı koyundur.(İmam Gazali,
İhyayı Ulumuddin)
Bu izahlardan sonra en makbul kadının koyun cinsi olduğu
açıklanır. Her türlü özgürlüğü elinden alınan kadının, Allah’ın farz kıldığı
hacca bile tek başına gitme özgürlüğü yoktur. Kadının 90 km’den uzağa yanında
mahrem biri olmadan (baba, amca, dayı, kardeş, koca gibi) gitmesi haram ilan
edilir. Bu yüzden kadınlar, mahremlerinden birini ikna edemezse, bu farzı bile
yapamaz konuma gelirler. Oysa Allah haccı erkek-kadın ayrımı yapmadan ve böyle
bir şart belirtmeden farz kılmıştır. Kadının camiye gidip namaz kılması da,
camiye gitmek için kadınların evden çıkması gerektiği için engellenmeye
çalışılmış ve bununla ilgili de hadisler uydurulmuştur. Bu hadislere göre
kadının evde namaz kılması camide kılmasından daha sevaptır, hatta evde bile
yatak odasında kılması oturma odasında kılmasından daha sevaptır.
Mümin erkeklerle mümin kadınlar birbirlerinin dostlarıdır.(9-Tevbe
Suresi 71)
Ayetten de anlayacağımız gibi Allah, iman eden erkek ve
kadınların; cins, mahrem, namahrem ayrımı yapmadan dost olmalarını istiyor.
Peki, camiye gitmek için bile evden çıkması, hatta birazdan göreceğimiz
izahlara göre erkeklerle konuşması bile engellenen kadın bu dostluğu ne zaman
ve nasıl kuracaktır? Hayat sahnesinde yanyana faaliyetin, yardımlaşmanın ve
beraber hizmetin insan neslinin yarısı olan kadının dışlanması ve diğer yarısı
olan erkeklerle irtibat ve dayanışmasının kesilmesiyle sağlanması mümkün müdür?
Aynı ayetin devamında bu dostluğu sağlayanların Allah’ın rahmetini kazanacağı
söylenir. Eğer bugün Müslüman olduğunu iddia eden toplumlardan rahmet
kesilmişse, kanaatimizce, birçok sebebinden biri de bu ayetin gereklerinin yerine
getirilmemesidir.
Hanefiler’den bazıları kadının sesinin de avret olduğu
görüşündedirler.(Fıkhus Siyre)
Bir hadis şöyledir: Ancak ve ancak mahremleriniz olan
erkeklerle konuşacaksınız.(İbni Kesir 4/355)
AĞZINDA ÇAKIL TAŞIYLA KONUŞMA
Bırakın kadın erkek Müslümanlar’ın arkadaşlık etmesini,
haremlik selamlıkla, kadınlar erkeklerden tamamen soyutlanmış ve kendi
aralarında konuşan kadınların sesinin bile erkekler tarafından duyulmaması
gerektiği söylenmiştir. Bu arada çok zaruret olursa, kadının ağzına çakıl taşı
alıp sesi tanınmadan erkeklere -o da zaruret miktarı- bir şeyler
söyleyebileceği izahını yapanlar da olmuştur.
Camiye gitmesi, tek başına hacca gitmesi, erkeklerle
konuşması engellenen kadının, aybaşı olduğu zamanlarda namaz kılamayacağı,
Kuran okuyamayacağı, oruç tutamayacağı izahlarıyla da bu ibadetleri engellenir.
Oysa Allah, Kuran’da, sadece, aybaşı olan kadınla cinsel ilişkiye girilmemesini
belirtmiştir. Eğer Allah, aybaşılı kadının namaz kılmasını, Kuran okuyup, oruç
tutmasını istemeseydi hiç şüphesiz bunları da bildirirdi. Fakat aybaşılı kadını
pis gören yaklaşım, -İsrailiyat kökenli uydurmalar aracılığıyla- Kuran’a aykırı
bu uygulamayı da dinimize sokmuştur. (İsrailiyat kökenli uydurmalar için 5.
bölümün 10. maddesine bakınız.)
Sana kadınların aybaşı halini sorarlar. De ki: “O bir
sıkıntıdır. Aybaşı halinde kadınlardan uzak durun ve onlar temizleninceye kadar
kendilerine yaklaşmayın.”
2-Bakara Suresi 222
Kuran her türlü detayı verirken, Kuran’da olmayan zorlukları
dine sokarak ilaveler yapanlar, kadınların namaz kılmalarını, oruç tutmalarını
Kuran okumalarını aybaşı durumunda engelledikleri gibi kadın-erkek ayrımı
yapılmadan farz kılınan Cuma namazına gitmelerini de engelleyerek, dini
uygulamalarda eksiltmeler de yapmışlardır. Oysa Kuran’ın dininde ilave gibi
eksiltme de hoş karşılanamaz. Kadın bu kadar kötülendikten sonra hiçbir fikrine
değer verilmeyen bir varlığa çevrilmiş ve “Kadınlara itaat eden helak olur”
şeklinde Kuran’dan onay alamayacak uydurma hadisler, Kuran’ın ahlakıyla
ahlaklanmış olan Peygamberimiz’e atfen uydurulmuştur.
Kadınlara danışmayın, onlara muhalefet edin. Kadınlara
muhalefet edin, zira kadınlara muhalefet berekettir.(Kadınlara Dîni Bilgiler;
Suyuti, Lealil Masnua 2; İbn Arrak, Tenzihüş Şeria 2)
Kim ki karısına itaat ederse Allah onu yüzüstü Cehenneme
atar.(İbn Arrak 2)
KADIN İMAM DA OLUR, MÜEZZİN DE, DEVLET BAŞKANI DA
Kuran kadınların hiçbir göreve talip olmasını engellemez.
Kadın cumhurbaşkanı da, halife de, kadı da, yargıç da, imam da, müezzin de
olabilir. Çünkü Kuran’da yasaklanmayan her şey serbesttir. Serbestlik asıl
olan, yasak ise istisnadır. Yasak için vahye yani Kuran ayetine ihtiyaç vardır.
Böyle bir yasak olmadığına göre kadın topluma namaz kıldırıp imam da olur, tüm
milleti yönetecek cumhurbaşkanı veya başbakan da olur… Gerek Müslüman
memleketlerde, gerek diğer ülkelerde kadınların neden devlet yönetiminde ikinci
sırada kaldığı tartışılması uzun bir konudur. Fakat şurası açıktır ki Kuran’ın
anlattığı dinde buna hiçbir engel yoktur.
Başlarına bir kadını geçiren bir kavim asla iflah olmaz.(Hanbel,
Müsned 5; Tirmizi, Fiten 75; Nesai, Kudat 8; Buhari, Fiten 18)
Birçok hadis kitabına girmiş yukarıdaki uydurma, Kuran’ın
getirmediği hükümleri kadın aleyhine uyduran gelenekçiler tarafından dinimizin
içine sokulmuştur. Tahminimiz odur ki, bu uydurma, Hz. Aişe’nin Cemel olayında
orduya kumanda etmesi üzerine karşı tarafta yer alanların uydurduğu siyasi kaygıdan
kaynaklanmış bir uydurmadır. Bunu gören Süleyman Ateş şu açıklamayı yapar:
“Şimdi bu hadiste taşlanan Hz. Aişe’dir. Peygamber Aleyhisselam gerçekten öyle
söylemiş olsaydı, Hz. Aişe’nin Cemel olayına katılmaması, Talha ve Zübeyr’in de
onu başlarına geçirmemeleri gerekirdi. Kuran’a ters, olaylara aykırı olan bu
hadisin doğruluğu şüphelidir. Diğer sahabilerin bilmediği ve uygulamadığı bir
hadis, nasıl din hükmü olur?” (Süleyman Ateş, Kuran Tefsiri, 6/399-400)
Siyasi kaygılarla bu tip hadisler uydurup Allah’ın dinine
kendi görüşlerini katanlar, Kuran’ın Saba melikesini tarifini de gözardı
ederler. Neml suresi 22. ve 44. ayetler arasında Saba kavminden ve onlara
hükmeden kraliçelerinden bahsedilir. Ayetlerin açıklamalarında Saba melikesinin
zekasını, topluma doğruyu buldurmadaki becerisini, kavmini tehlikeye
atmayışını, tedbirli yaklaşımlarını görürüz. Kadınların yönetici olamayacağına,
kadınlara muhalefetin iyi olduğuna dair yüzlerce gelenekçi hüküm ve uydurmaya
karşın Kuran’da bu manada tek bir ifadeye dahi rastlanmaz.
Kadınlara yazıyı öğretmeyin. Dikişi ve Nur Suresi’ni
öğretin.(İbnü’l Cevzi, Mevzuat 2)
Günümüzde geleneksel Ehli Sünnet yaklaşımı benimseyenlerin
büyük bir çoğunluğu, kızlarının iyi eğitim almasını arzu etmekte, başörtülü
kızların okutulmaması gibi zulümlere karşı direnmekte, bu yaklaşımlara haklı
olarak tepki göstermektedirler. Bu elbette sevindirici bir gelişmedir. Fakat
Ehli Sünnet adına yukarıda alıntıladığımız tipteki hadislerin uydurulduğu ve
Kuran dışı İslam zihniyetine bu yaklaşımların içkin olduğu da unutulmamalıdır.
Kuran’ın anlattığı din ile uydurmaların anlattığı din arasında ayrımı gereği
gibi yapmadan, tutarlı bir şekilde, kadınların önüne “din” adına çıkarılmış
engeller kaldırılamaz. Dindarları kamusal alandan dışlamaya çalışan kişilerle
mücadele gerekli olsa da; bizce, bu “dış” etkilerle mücadeleden daha önemlisi
İslam’ın içine sokulmuş uydurmalarla yapılacak “iç” mücadeledir. Bu “iç”
mücadelede, Kuran’ın karşısına “din” adına dikilenler vardır; fakat bu “din”
diye nitelenenin önemli bir bölümü uydurma hadisler, önemli bir bölümü ise
geleneklerden oluşmaktadır.
CİNSELLİĞİ SAĞLAMA ALMAK İÇİN HADİS UYDURMA
Kişi kadınını yatağa davet eder de kadın kaçarak eşi sinirli
bir şekilde gecelerse, melekler o kadına sabaha kadar lanet eder.(Buhari 9/36)
Karısının cinsel ilişki teklifini reddedeceğinden korkanlar
bu uydurmayı Peygamber’e fatura ederek karılarına; “Bak, Peygamber böyle demiş,
sakın bana karşı gelme” diyerek, kadınları bu konuda da uydurma dinleriyle
terbiye etmektedirler. Ezilen kadının boşanma hakkı da elinden alındığı için
tüm zulümlere karşı kadının hiçbir sığınağı kalmaz.
Bir kadın kocasından boşanırsa, o kadına cennet kokusu haram
olur.
Kadınlara Dini Bilgiler
Oysa Kuran’da geçen “boşanmış kadınlar” tipi ifadeler
(2-Bakara Suresi 228, 241) hem kadının erkeği, hem erkeğin kadını boşaması
manasına gelebilir. Kuran’da, “Bir tek erkek boşayabilir” tarzında, açık bir
ifade kullanılmadığına göre, demek ki kadın da erkek gibi bu haktan aynen
faydalanabilir.
Bir hadiste şöyle denilir: “Camiye gelirken kokulanan kadın,
evine dönüp de cünüplükten ötürü boy abdesti alır gibi yıkanmadıkça, Allah
katında onun namazı kabul olmaz.”(Avnül mabül 11/230)
Erkeklerin güzel koku sürmesinde sevap bulanlar, aynı şeyi
kadın yapıp koku sürünce, hemen günah diye damgalarlar. “Erkek güzel kokudan
tahrik olur” diye de açıklama yaparlar. Peki, kadın erkeğin sürdüğü güzel
kokuyu koklayıp tahrik olamaz mı? Madem böyle tahrik sorunu var, neden Allah bu
konuyla da ilgili bir ayet indirip, kadının koku sürmesini yasaklamadı? Cevabı
aslında basit; çünkü Allah bunu yasaklamak istemedi.
Kadının yeri soğumadıkça erkek, kadının oturduğu yere
oturmamalıdır.
Kadınlara Dîni Bilgiler
Bazen, otobüs ve minibüslerde gelenekçi din anlayışının
uygulayıcılarının, bu hadisten kaynaklanan endişelerle sergiledikleri
manzaralara şahit olabilirsiniz. Bu da Kuran dışı olup, “din” etiketiyle
sunulan uygulamaların sayısız örneklerinden bir tanesidir.
KADINLARLA İLGİLİ KONULARDA KURAN’LA İLGİLİ BAZI YANLIŞ
ANLAMALAR
Kuran’ın kadınla ilgili açıklamalarındaki yanlış anlaşılan
bilgiler ilk insanlar Adem ve Havva ile ilgili konulardan başlar. Kuran’ın
hiçbir yerinde Havva’nın Adem’i kandırdığı ve günaha soktuğu şeklinde bir izah
yoktur. Araf Suresi 11. ve 28. ayetlerin arasını okursak; Adem ile Havva’nın
her ikisini birden kandıranın şeytan olduğunu görürüz. Bu arada kadının,
erkeğin kaburga kemiğinden yaratıldığına dair izah da Kuran’da yer almaz.
Kuran’la ilgili yanlış iddialardan biri Kuran’ın erkeklere
hitap ettiğidir. Kuran ayetlerinin % 90’dan fazlası genele; yani erkek ve kadın
karışık olarak tüm insanlara veya inananlara hitap eder. Bunun yanında sadece
Peygamberimiz’e, sadece kadınlara, sadece erkeklere hitap eden ayetler de
vardır. Kuran’ı insanlara ulaştıran Peygamberimiz erkektir ve erkekler
topluluğunun bir alt kümesidir.
Erkeklere hitap eden bazı ayetlerdeki üslup, bu nokta
gözönünde bulundurularak okunursa daha iyi anlaşılır. Kuran’ı eline alıp okuyan
herhangi bir kişi, Kuran’ın genele hitabını, sadece bir cinse hitap etmediğini
rahatça anlar. Kuran’ı şarkı kitabı gibi okuyan veya hiç okumayanların bu tip
iddiaları, hiç şüphesiz cehaletlerinin bir ürünüdür.
Müslüman erkekler, Müslüman kadınlar, mümin erkekler, mümin
kadınlar, itaat eden erkekler, itaat eden kadınlar, özü-sözü doğru erkekler,
özü-sözü doğru kadınlar, sabreden erkekler, sabreden kadınlar, korunup sakınan
erkekler, korunup sakınan kadınlar, sadaka veren erkekler, sadaka veren
kadınlar, oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler
ve ırzlarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça hatırlayan erkekler ve Allah’ı
çokça hatırlayan kadınlar; bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ödül
hazırlamıştır.
33-Ahzab Suresi 35
Kuran’ın büyük bölümü genele hitap olsa da, bu ayette olduğu
gibi Allah’ın kadın ve erkeği ayrı ayrı vurguladığı ayetler de mevcuttur.
TARİHTE ÇOKEŞLİLİK
Kuran’la ilgili yanlış anlaşılan diğer bir konu ise
erkeklerin çokeşli evliliğidir. Öncelikle şunun bilinmesi gerekir ki İslamiyet
çok büyük bir zaman dilimine, geniş bir coğrafyaya, çok farklı iklimlere, ufak
bir kabileye olduğu gibi büyük bir imparatorluğa, hem tarım hem de endüstri
toplumuna, hem savaş hem de barış ortamlarına, apayrı alışkanlık ve kültürlerin
olduğu insanlara gelmiştir. Kuran’ın bu her türlü devir, şart, ortam ve kültüre
uyumu ise Kuran’ın serbestiyet dairesinin geniş olmasıyla sağlanır. Buraya
kadar bu geniş helal dairesinin, geleneksel İslam anlayışıyla sınırlanıp, bir
Arap İslam’ı yaratılmaya çalışıldığını gördük. Örneğin belli yörenin kıyafeti
olan sarığın, cübbenin, sakal bırakma alışkanlığının dinselleştirilip; böylece
İslam’ın her yöreye, şarta, kültüre uyumunun engellendiğini gördük. Oysa
Kuran’ın verdiği serbestiyetlikle herkes kendi kimonosunu, ceketini, kravatını,
entarisini giyebilir. Kuran’ın bu noktadaki özgürlüğü Kuran’ın anlattığı
İslam’ın her bölgeye, her kültüre uyumunu sağlar. Çokeşlilik de aynen böyledir.
Çokeşlilik, İslam’ın yasaklamadığı bir uygulamadır, yoksa İslam’ın emrettiği
veya tavsiye ettiği bir uygulama değildir.
Çokeşlilik birçok kültürde, zaman diliminde, özellikle
erkeklerin savaşta ölüp, kadın-erkek oranının bozulduğu zamanlarda kadınların
da talebi olmuştur. Tarım toplumlarının birçoğunda çok çocuklu aile, gücün
simgesi olduğu için bu toplumlarda, kadınların çocuk ve ev işlerindeki
yüklerinin hafiflemesi için kocalarını evlenmeye teşvik ettiği bile görülmüştür.
Unutulmamalıdır ki çokeşliliği yaşayan tek bir erkekken, kadınlar en az iki
kişidir. Evlilik müessesesi de ortak bir istek veya çıkara dayandığına göre
çokeşliliği bir erkek isterken en az iki kadın da bunu istemiş, kabullenmiş
veya bir çıkar ummuş demektir. Yani çokeşliliğin kimi ortamlarda yasaklanmasına
bir erkeğe karşı en az iki kadın karşı çıkacak demektir. Bazıları kadınların
isteği olmadan aile baskısıyla evlendirildiklerini veya daha sonra boşanma
hakları ellerinden alındığı için isteseler de ayrılamadıklarını, gerçekten
böyle birçok durum olması sebebiyle söyleyebilir. Bu zulümler bizim konumuz
değildir, çünkü bunlar İslam’ın değil, erkek egemen toplumun sonucudurlar.
Dinimize göre evliliğe kadın da karar verir, kadının boşanma hakkı da vardır.
Yani kadın, kocası çokeşlilik yaparsa veya evliliğinde yolunda gitmeyen bir şey
olursa kendisi de boşanabilir. Kadının boşanmasının yasaklanması ve kadının
evliliğindeki söz hakkının ailesine verilmesi gibi uygulamalar geleneğin
sonucudur, Kuran’ın dininin değil.
KÖPEK ETİ YEMEK VE ÇOKEŞLİLİK
Daha evvel de dediğimiz gibi çokeşlilik bir serbestliktir,
mecburiyet değil. “Serbestlik” alanı ile dini “mecburiyet veya tavsiyeler”
tamamen farklı kategorilerdir. Dinin yasaklamamak suretiyle “serbest” bıraktıklarını
dinin emir veya tavsiyeleri gibi “dinsel” alanın içinde görmek önemli bir
yanlıştır ve çokeşlilik meselesinde bu hata sıkça yapılmaktadır. Bunu şöyle bir
örnek üzerinden daha iyi anlayabilriz: Kuran’da yalnız leş, kan, domuz eti ve
Allah’tan başkası adına kesilen hayvanların yasaklandığını görüyoruz. Bunun
dışında her yiyecek helaldir. Çoğumuzun sevmediğimiz birçok yiyecek, örneğin
köpek eti helaldir. Fakat çoğumuzun sevmediği köpek eti, Çin’de sevilen bir
yemek türünü oluşturur. Aynı çokeşlilik gibi, birçok kişiye çirkin gelen köpek
eti yemek; bir başka yerde ve kültürde insanların kabulü olabilmiştir.
Dinimizin yasaklamadığı her şey helal olduğu için bize çok garip gelebilecek
birçok helal olabilir. “Helal” dinen yapılmasında günah olmayan davranışları
ifade eder. Yoksa “helal” dinen makbul olan bir davranışı ifade etmez. Bu çok
önemli noktayı anlamayanlar dini, yasaklamadığı bazı şeyler için, kendi
kültürlerine göre eleştirmeye kalkmış ve böylece değişik kültürlerde ve değişik
zamanlarda geniş kesimce benimsenen serbestlikleri anlayamadıklarını
göstermişlerdir. Dinimize göre saçımızı yeşile boyatırsak, bir davete futbol
şortuyla gidersek, bir toplulukta sesli bir şekilde yellenir veya geğirirsek
bir “günah” işlemiş olmayız. Bu fiillerin günah olmamasının sebebi, Kuran’ın
hiçbir ayetinin bunları yasaklamamasından kaynaklanır.
Dünyanın bir yerindeki bir sahil kasabasında şort giyerek
düğüne gitmek, kızılderili kabilelerinde yeşil gibi renklerle kafayı boyamak,
kimi kültürlerde geğirmek, kiminde yellenmek normal karşılanabilir. Kuran’ın bu
fiilleri “günah” olarak belirtmemesi sayesinde tüm bu ayrı kültürlerde Müslüman
olanlar, kendi kültürleriyle bu noktalarda zıt düşmeden dinlerini
yaşayabilirler. Kuran bu fiillere sahip de çıkmaz, bu fiilleri tavsiye de
etmez. Yani “Din köpek eti yiyin” diyor, “Din düğünlere şortla gidin” diyor,
“Saçınızı yeşile boyayın” diyor, “Yellenin, geğirin” diyor şeklindeki
açıklamalar ne kadar hatalıysa; “Çokeşlilik dinin gereğidir” şeklinde dine
karşı yapılan bir eleştiri, o kadar hatalıdır. Dinin emri ve tavsiyesi ayrıdır;
din yasaklamadığı için serbest olan fiil ayrıdır.
Doğal şartlarda, savaş olmadığı zamanlarda, insan nüfusunun
bire bir eşlemeye yakın şekilde kadın ve erkeklerden oluştuğunu görüyoruz. Bu
da tekeşliliğin insanların genelinin tercihi olacağını, çokeşliliğin bir
istisna olacağını tabiat kanunu olarak göstermektedir. Kuran’da Allah, kadınlar
arasında adalet yapılamazsa tek bir eşle evlenilmesini söyler (4-Nisa Suresi
3). Böylece kadınlardan birini ön plana alacak, diğer kadınları sömürecek
evlilik modeline yasak getirilir. Bazı durumlarda ailesi ölen kız çocuklarına
miras kalır ve bazı erkekler evlilik yoluyla bu maddi serveti ele geçirip,
yetim kızın mallarını çarçur edebilir. Kuran buna benzer durumları engellemek
için Nisa suresinin aynı 3. ayetinde “Yetimler konusunda adaleti yerine getiremeyeceğinizden
korkarsanız; bu durumda size helal olan kadınlardan ikişer, üçer, dörder
nikahlayın.” der.
Yani Kuran, gerekirse çokeşlilik yapılmasını, başka
kadınlarla evlenilmesini; fakat hiçbir durumda yetim kızların hakkına tecavüz
edilmemesini söyler. Bu ayet, gördüğümüz gibi, yetim kız çocuklarıyla ve
onların mal varlıklarının sömürülmesiyle ilgilidir.
Çokeşlilik, Kuran’ın geniş serbestiyet çemberinde yer alır,
Kuran’ın tavsiye veya yasaklarından biri değildir. Çokeşliliği sevmeyen sevmez,
yapmayan yapmaz. Kuran, yazımızın başında dediğimiz gibi ayrı kültürlerin, ayrı
zaman dilimlerinin, hem savaş hem de barış ortamının, hem tarım hem de endüstri
toplumunun, hem büyük devletlerin hem de küçük ada halklarının dinidir.
Kuran’ın anlattığı İslam tek bir medeniyetin, bir tek endüstri toplumunun, bir
tek barış ortamının dini değildir. Nasıl Emevi ve Abbasi uydurmacıları Kuran
dışı ilavelerle dinimizi kendi kabile ve yüzyıllarına göre dondurup sakalı,
cübbeyi, sarığı dine soktularsa; bazıları da günümüzün görüşlerini dine sokma
arzusundadırlar. Oysa Emevi ve Abbasiler kendi dönemlerinde sakal bırakıp,
cübbe ve sarık giyip, çokeşli bir şekilde yaşayabiliyorlardı. Günümüzde de
sakal traşı olunup, pantolon, ceket, kravat giyilip, tek eşle evlenilebilir. Her
iki ayrı uygulama da İslam’a aykırı değildir ve yine her iki ayrı uygulama da
İslam değildir. Bu şahsi tercihlerin hiçbiri İslam’ın zaman üstü değer ve
kurallar sistemiyle ilintili değildir. Oysa Allah’ı tek bilmek, fakirlere
yardım etmek, oruç tutmak; Kuran’ın emirleri olduğu için hem Emeviler’i, hem
Abbasiler’i, hem günümüzü, hem de bizden sonrakileri yükümlü kılar.
PEYGAMBERİMİZİN EVLİLİKLERİ
Peygamberimiz’in birçok hanımla evlenmesine ve bunlarla
ilgili anlatılan çeşitli hikayelere gelince; Kuran’da Peygamberimiz’in hiçbir
hanımının ismi geçmez. Peygamber’in 9 yaşında bir kızla evlendiği de Kuran’da
değil, uydurmalarla dolu hadislerde geçer (bu konudaki hadisler kendi içlerinde
de çelişkilidir). Peygamberimiz’in hanımlarıyla ilgili anlatılanların % 99’u
hadis kaynaklıdır. Yani bu hikayeler güvenilir değildir. Peygamberimiz’in
uygunsuz bir şey yapmayacağı apaçık ortadadır. Kuran’da Peygamberimiz
için“Bundan sonra güzellikleri ne kadar hoşuna gitse de evlenmen sana helal
olmaz.” (33-Ahzab Suresi 52) diye yasak getiren ayet bulunmaktadır. Bu ayet
inmeden önce diğer inananlar için helal olan her şey, Peygamber için de
helaldi. Bu ayetle diğer insanlara getirilmeyen bir kısıtlama Peygamber’e
getirilmiştir. Ahzab suresi 28. ayette ise Peygamber’in bir hanımı şayet ondan
boşanmak isterse, boşanmanın maddi bedelini karşılayıp boşaması söylenir. Yani
diğer hanımlar gibi, Peygamber’in hanımları da kendi gönül rızalarıyla
evlenmişlerdir ve istedikleri an nafaka alıp boşanabilmektedirler. Kendi
döneminin şartları, kendi kısmeti ölçüsünde, Kuran’a ters düşmeden, Peygamber
de evlilik yapabilir ve yapmıştır. Bizi alakadar eden her bilgi Kuran’da
mevcuttur. Bunun dışındakilerle din adına uğraşmak abesle iştigaldir.
Peygamberimiz’in elçi sıfatıyla bize getirdiği Kuran, dinimizi oluşturur.
Uydurma hadislerin de karıştığı kesin olan Peygamberimiz’in özel hayatıysa;
ancak o dönemde ve o dönemin şartlarında yaşayarak değerlendirilebilir.
Peygamberimiz, Kuran’ın serbest bıraktığı konularda, kendi kültürü, içinde
bulunduğu dönem ve şartlara göre, yani “tarihsel” olan, insanlara evrensel
örnekler sunmayan tercihler yapmıştır. Peygamberimiz’in yaşadığı hayatın Kuran
dışı detaylarını “sünnet” başlığıyla sunmuş olanlar; “sünnet”in dinin evrensel
bir bölümü gibi algılanmasına sebep oldular, bu yaklaşım ise döneme ve şartlara
bağlı “tarihsel” olguların algılanamamasına yol açtı. Bu algılama bozukluğu ise
Peygamberimiz’in evlilikleri gibi konuların hatalı bir bakış açısıyla
değerlendirilmesine sebep oldu. Günümüzde hangisinin doğru, hangisinin yanlış
olduğu belli olmayan hadislerle Peygamber’in özel hayatı hakkında tartışmaya
imkan yoktur ve “tarihsel” olan bu alanı tartışmamıza gerek de yoktur. Hadis
uydurmacılığının ve “evrensel sünnet anlayışı”nın bıraktığı kötü miraslardan biri
de bu gereksiz tartışmadır. Kuran’a dönüş, diğer hastalıkları tedavi ettiği
gibi bu yarayı da kapatacaktır.
KADINLARIN ŞAHİTLİĞİ
Kuran’la ilgili mezhepçi anlayış tarafından çarpıtılmış
konulardan diğer bir tanesi kadınların şahitliğidir. Kuran, kadın ile erkeğin
şahitliğini bir tutar, hiçbir yerde “bir erkeğin şahitliği iki kadına eşittir”
diye geçmez. Örneğin zinanın tespitinde 4 şahit gerekir ve Kuran’da bu şahitler
4 kadın veya 2 erkek, 4 erkek veya 8 kadın gibi ifadeler kullanılmadan 4 şahit
diye belirtilir. Yani herhangi 4 şahit işlevi görür, kadın erkek ayrımı
yapılmaz. Kadınla kocasının şahitliklerinin birbirleriyle çeliştiği, kadınlara
zina isnadıyla ilgili durumda da; kocanın şahitliği karısınınkine eşittir,
hatta iki şahitliğin çeliştiği bu durumda kadın, kendi şahitliğine uygun olarak
masum kabul edilir (Bakınız: 24-Nur Suresi 6-9).
İstisnai, yanlış anlaşılan konu ise Bakara suresi 282.
ayette, vadeli borçlanmalarla ilgili konuda geçer. Bu ayette, “borçların
yazılması ve yazıcı ile şahitlerin bu görevden kaçmamaları” söylenir. Ayrıca
ayetin sonunda “yazıcıya ve şahitlere zarar verilmemesi gerektiği” geçer.
Görüldüğü gibi maddi menfaatlerin söz konusu olduğu bu konuda, şahitlik
insanların kaçındığı, yapmak istemedikleri bir sorumluluktur. Allah ise bu
kaçınılan görevi erkeklere yükleyip, “iki erkek şahit bulunmasını” ister.
Dikkat edin ayette, “iki erkek veya dört kadın şahit bulun” ifadesi geçmez,
doğrudan “iki erkek şahit bulunması” istenir. Böylece ticaretle daha az uğraşan
ve baskılara karşı daha hassas olan kadın, bu kaçınılan vazifeden korunur. Eğer
iki erkek bulunamaz ve bir erkek bulunursa, o zaman “bir erkek ve iki kadın
bulunması” gerekir. Böylece hem şahit sorunu çözülür, hem olumsuz bir durumun
ortaya çıkışı ihtimalinde bir erkekle bir kadının karşı karşıya kalması önlenip
kadın korunur. Ortaya borcun miktarı konusunda bir yanlış anlama çıktığını
düşünelim. İki şahidin farklı şahitliği durumunda kadın, erkekle karşı karşıya
kalacak ve iki taraftan birinin yalancı olduğunun kesin olduğu bir ortamda,
yoğun stres ve baskı altında kalacaktır. Oysa bir erkek ve iki kadın şahitle,
şahit sayısı üçe çıkınca mesuliyet dağılacağı için şahitlikteki stres azalacak
ve baskı yapmak isteyen art niyetli kimselerin bu sefer iki kişiden birini değil,
üç kişiden ikisini kandırmaları gerektiği için işleri zorlaşacaktır. Kadınların
baskılardan korunmasını sağlayan bu uygulamanın hikmetlerini idrak edemeyenler;
kadını baskılardan koruyup, kaçınıldığı belirtilen bir mesuliyeti erkeğe
yükleyen bu ayeti anlamayarak, “bir erkeğin şahitliği iki kadının şahitliğine
eşittir” diyerek, Kuran’ı çarpıtmışlar ve evvelki uydurma izahlarından
kaynaklanan bakış açılarını bu alana da sokmuşlardır. Oysa bu ayet dışında
Kuran’da geçen diğer şahitliklerde kadın, erkek ayrımı yoktur. Eğer böyle bir
ayrım olsa, Allah bunu ya her şahitlikle ilgili ayette belirtir ya da “bir
erkeğin şahitliği iki kadının şahitliğine eşittir” diye genel bir hüküm
koyardı. Böyle bir hükmün olmaması, böyle bir durumun da olmadığını gösterir. Ticaretle
tarihin her döneminde daha az alakalı olan kadın, ticaretle alakasının azlığı
veya baskıya uğraması sonucu doğru şahitlikten saparsa diğer kadının
hatırlatması sonucu, bu zorluğu aşabilir ve mesuliyeti paylaşıp mesuliyetini
azaltır. Ayette “Yazana da, şahitlik edene de zarar vermeyin. Yapacak olursanız
doğru yoldan sapmış olursunuz.” şeklindeki ifadeyi, şahide ve yazıcıya yapılan
baskıyı ve bu bağlamda ayetin mantığını anlamak için gözönünde bulundurmamız
gerekmektedir.
KADINLARI DÖVME MESELESİ
Kuran’da geçen kadınlarla ilgili en çok tartışma konusu
olmuş ayetlerden biri Nisa Suresi 34. ayettir. Bu ayeti iki yazardan
alıntılarla inceleyelim. Prof. Yaşar Nuri Öztürk şöyle demektedir: “Bu ayet
erkeklerin mutlak anlamda üstünlüklerinden değil, varlık yapılarındaki bir
farklılıktan bahsediyor. O da erkeklerin kadına ‘kavvam’ yani koruyucu,
kollayıcı, gözetici olmalarıdır. Ne var ki Kuran ayetlerini, kadını horlamak
için pervasızca tevil eden ve sürekli anlam kaydırmaları yapan çoğu müfessirler
bu ‘kavvam’ kelimesini hakim, yönetici gibi Kuran’daki kullanımına uymayan
anlamlar vererek erkek despotizmine gerekçe yapmışlardır. Aynı ayetteki
‘fadribu’ kelimesi, Kuran’da kullanılan anlamlarından yalnız bir tanesiyle
kayıtlanmış ve emirden hep ‘dövmek’ çıkartılmıştır. Bütün tevillerini ve
yorumlarını kadın aleyhine yapan yaklaşımlardan zaten başka bir şey
beklenemezdi. Oysa, kelimenin diğer anlamları ayetin amacını ve düzenlenen
konunun maksadını çok daha doyurucu biçimde önümüze koymaktadır. İşin esası şu
ki, Kuran birçok yerde sergilediği kelam mucizesini burada da sergileyerek, bir
tek kelimeyle birkaç alternatifi birden vermiştir. Biraz teknik detay verirsek
şunları söyleyeceğiz: ‘Fadribu’ emrinin kökü olan ‘darb’ kelimesinin 30’a yakın
anlamından en önemlileri ‘vurmak, dövmek, huruc (çıkmak), zehab (gitmek) ve
dolaşmaktır’ (Bakınız: İbn Mansur, Lisanul Arab, ‘Darb’ Maddesi). Durum bu
olunca konumuz olan ayetteki emri bu anlamların muhtemel olan her biriyle
değerlendirmek gerekmektedir. Buna göre emri aynı zamanda ifal kalıbından da
anladığımızda ifade ettiği manalar şunlar olur:
1- Onları evden çıkarın, 2- Onları bulundukları yerin dışına
gitmek zorunda bırakın, 3- Onları dövün. Kuran böylece içinde bulunulan duruma
ve karşılaşılan şartlara göre bu üç seçenekten birinin kullanılmasını
istemektedir.
Ve dikkat edilirse ilk iki seçenek düzenlenen konuda, sonuç
almak bakımından hem insan psikolojisine hem de hukuk mantığına daha uygundur.”
(Yaşar Nuri Öztürk, Kuran’daki İslam, sayfa: 552-554)
Dr. Edip Yüksel ise aynı ayetle ilgili şu izahları yapar:
“Ayette geçen (erricalü kavvamune alennisai) ifadesinin ‘erkekler kadınları
gözetir’, yahut ‘kadınların geçiminden sorumludur’ biçiminde çevrilmesi
gerekirken, gördüğüm tüm Türkçe mealler buradan erkeğin kadınlar üzerinde
otoriter olduğu anlamını çıkarmışlardır. Nisa 135’te geçen ‘kavvam’ kelimesine
‘gözeten, tam yerine getiren, ayakta tutan’ gibi anlamlar veren meallerimiz,
neden Nisa 34’te geçen aynı kelimeye ‘hakim, yönetici’ gibi farklı anlamlar
vermektedirler? 5-Maide Suresi 8. ayette geçen ‘kavvam’ kelimesine de aynı
şekilde ‘gözeten, ayakta tutan’ anlamını veren meal yazarlarımız, neden
kadınlar söz konusu olunca kelimenin anlamını değiştirip sertleştirme ihtiyacı
hissetmişlerdir? ‘Kavvam’ kelimesi ‘kvm’ kökünden türer. Bu kökün türevlerinin
geçtiği tüm ayetleri incelerseniz, hiçbir yerde yönetici hakim anlamını
bulamayacaksınız. Aynı ayetteki ‘badehum’ kelimesindeki ‘hum’ zamirini, sadece
erkeklere gönderdiğinizde anlam şöyle olur: ‘Allah, erkeklerin bazısını
bazılarına üstün kılmıştır.’ Bu anlam kuşkusuz ayetin içinde bulunduğu metinle
uyuşmamaktadır. Ancak ‘badehum’ kelimesindeki ‘hum’ zamirini, erkek ve
kadınlardan oluşan karma bir topluluğa gönderdiğinizde anlam şöyle olur: ‘Allah,
erkeklerin ve kadınların bazısını bazılarına üstün kılmıştır.’ Türkçe’ye en
uygun çeviri şöyle olabilir: ‘Allah, her birine farklı yetenekler ve özellikler
vermiştir.’ Nisa 34 ayetindeki ‘idribuhunne’ kelimesi ‘o kadınları dövün’ diye
çevrilmiş. Bu kelime üzerinde incelemeye geçmeden önce karı koca ilişkisi
üstüne Kuran’ın bir değerlendirmesini hatırlatmak isterim. 30- Rum Suresi 21.
ayette şöyle geçer: “Kendileriyle rahatlayıp huzur bulasınız diye sizin için
türünüzden eşler yaratması ve aranıza sevgi ve merhamet koyması O’nun
ayetlerindendir. Düşünen bir toplum için bunda işaretler vardır.” Görüldüğü
gibi evliliğin amacı sevgi ve merhamete dayalı huzurdur. Herhangi Arapça bir
sözlüğe bakarsanız, bu kelimenin altında uzun bir anlamlar listesini bulacaksınız.
Denilebilir ki ‘daraba’ kelimesi, Arapça’da en zengin anlama sahip kelimedir.
Arapça’da parayı ‘daraba’ yaparsın yani basarsın. Nitekim ‘darphane’ Arapça,
Farsça bileşimi bir kelimedir. Arapça’da greve gitmek “drab”tır. Türkçemizde de
‘vurmak’ kelimesi aynı şekilde değişik anlamlarda kullanılır. Tutmak ve çalmak
da öyle. ‘Radyoyu çaldım’ diyen birisi, bu ifadeyle ya hırsızlığını itiraf
eder, ya da radyoyu kullandığını bildirir. Nitekim ‘idrib’ kelimesi de ‘çık
dışarı’ anlamına gelir. Kuzey Afrika’da Arapça konuşanlar hâlâ ‘daraba’
fiilinin emir kipini bu anlamda kullanmaktadırlar. Çok anlamlı bir kelimeyle
karşılaştığımızda uygun olan anlamını metnin içeriğini, kullanış biçimini ve
sağduyuyu dikkate alarak seçeriz. Örneğin 13- Rad suresi 17. ayetindeki
‘daraba’ kelimesini ‘açıklamak’ yerine ‘dövmek’ olarak anlasaydık saçma bir
sonuçla karşılaşırdık: ‘İşte Allah hakkı ve batılı böyle döver.’ Nisa 34’teki
‘nuşuz’ kelimesi de meallerde ‘şirretlik, itaatsizlik’ olarak çevrilmiş.
Halbuki bu kelime flörtten başlayarak gayri meşru cinsel ilişkiye kadar uzanan
sadakatsizlik ve iffetsizlik anlamını da içerir. Nitekim Nisa 34 ayetini
dikkatle incelediğimizde, bu ikinci anlamın sözün gelişine daha uygun olduğunu
görüyoruz. Nisa 34 ayeti, sadakatsiz ve iffetsiz davranan eşine kocasının nasıl
davranacağını öğretiyor. Bu uygunsuz tavrın başlangıcında koca öğüt vermeli.
Eğer kadın başkasıyla flörte devam ederse kocası yatakları ayırmalı. Eğer bu da
yarar sağlamaz ve kadın işi zinaya kadar götürürse, o zaman kocası onu evden
çıkarmalı. Erkeğini kandırarak evlilik anlaşmasına ihanet eden bir kadını
dövmek, nihai bir çözüm olamaz. Ancak ondan ayrılmak ameliyat gibi sıkıntılı da
olsa bir çözümdür.” (Dr. Edip Yüksel, Türkçe Kuran Çevirilerindeki Hatalar,
sayfa 13-20) Nitekim ‘darabe’ ifadesi, tartışma konusu olan ayetin dışında aynı
surenin (Nisa) 94. ayetinde de geçmekte ve burada ‘çıkmak’ anlamında
çevrilmektedir.
Yaşar Nuri Öztürk, bahsedilen ayeti şu şekilde çevirmiştir:
Erkekler, kadınları gözetip kollayıcıdırlar. Şundan ki,
Allah insanların bazılarını bazılarından üstün kılmıştır ve erkekler
mallarından bol bol harcamışlardır. İyi ve temiz kadınlar saygılıdırlar.
Allah’ın kendilerini koruduğu gibi gizliliği gereken şeyi korurlar.
Sadakatsizlik ve iffetsizliklerinden korktuğunuz kadınlara önce öğüt verin,
sonra onları yataklarında yalnız bırakın ve nihayet onları evden
çıkarın/bulundukları yerden başka yere gönderin. Bunun üzerine size saygılı
davranırlarsa onlar aleyhine başka bir yol aramayın. Allah çok yücedir, sınırsızca
büyüktür.(4-Nisa Suresi 34: Prof. Dr. Yaşar Nuri Öztürk Çevirisi)
Edip Yüksel ise
yukarıda alıntıladığımız açıklamalarından sonra ayeti şöyle çevirir:
Erkekler kadınları gözetmekle yükümlüdür. Zira Allah,
herbirine farklı yetenekler ve özellikler vermiştir. Nitekim erkekler evin
geçiminden sorumludur. Erdemli kadınlar (Allah’ın yasasına) boyun eğer ve
Allah’ın korumasını emrettiği (onur ve iffetlerini) tek başlarına bile olsa
korurlar. Onur ve namusları konusunda endişe duyduğunuz kadınlara öğüt verin,
yataklarınızı ayırın, nihayet onları çıkarın. Ancak sizi dinleyip vazgeçerlerse
onlara karşı bir yol aramayın. Allah yücedir, büyüktür.(4-Nisa Suresi 34: Dr.
Edip Yüksel Çevirisi)
KADIN VE MİRAS
Kuran’ı bütünsel olarak değerlendirmemek yüzünden kadınlarla
ilgili yanlış anlaşılan diğer bir konuysa miras meselesidir. İlk anlaşılması
gereken mesele, Kuran’a göre mal, para v.b.’nin paylaşımında önceliğin
vasiyette olduğudur. Kuran’ın bu açık hükmünü mezhepçi İslamcılar, “Varise
vasiyet yoktur” şeklinde uydurma bir hadisle ortadan kaldırma cüretini
göstermişlerdir; böylece hadisle dine ilave yapmanın ötesinde hadisle Kuran
ayeti bile iptal edilmeye kalkılmıştır. Kuran’a göre önce vasiyet ve borçlar halledilir.
5-Maide suresi 106. ayette ve 2-Bakara Suresi 180. ayette vasiyet yapılmasının
söylendiğini görebiliriz. 4-Nisa Suresi 11. ve 12. ayette, tavsiye edilen
paylaşma anlatılırken, bu paylaşmanın “vasiyet ve borçların halledilmesinden
sonra” olduğu söylenir. Kadın ve erkek mirasını incelerken, Kuran’ın tüm
sistemi içinde para akışını ve maddi ilişkileri anlarsak mirastaki paylaşmayı
daha iyi anlarız. Kuran’a göre erkek, evlenirken kadına mehir verir. (Mehir
kadına verilir, kadının ailesine değil.) Kuran, mehirin miktarını belirtmediği
için örneğin maddi ihtiyaç halinde olan, evini yurdunu terkedip evlenecek olan
kadın mehir olarak ev, araba v.b. isteyebilir. Koca adayıyla bu mehirde
anlaşırsa evlilik olur. Yok kadın böyle bir mehir talebinde bulunmazsa mehir
bir yüzük, bir hediye, bir takı v.b. de olabilir. Kuran mehirin uygun bir
tarzda verilmesini ister, miktarını belirlemeyerek, birçok konuda oluşturduğu
esnek ortamı burada da oluşturur. Mehir iki tarafın üzerinde anlaştığı bir
miktardır. Fakat her durumda erkekten kadına bir maddiyat transferi mehirle
gerçekleşir. Ayrıca Kuran’a göre erkek, kadının ve çocukların geçimini
üstlenir. Eğer boşanma olursa; çocukların masrafları, anne çocuğu emziriyorsa
annenin de masrafları, Kuran’a göre erkeğin yükümlülüğündedir. Yani Kuran’a
göre erkek hem mehirle hem de karısının ve çocuklarının masraflarını
karşılamakla kadına yüklenmeyen bu harcamalardan sorumlu tutulur. Dul kalan
kadınların ise aldıkları mehir ve diğer varlıkları geçinmelerine yeterli
değilse, ihtiyaçları varsa uygun tarzda geçindirilmeleri, tüm Müslümanlar’ın
vazifesidir (2-Bakara Suresi 241). Görüldüğü gibi erkeğin parası ve maddi
varlığı sürekli bölünür ve üzerinde birçok sorumluluk vardır. Buna karşı Allah,
erkek çocuğa, kız çocuğunun iki katı miras önerir (4-Nisa suresi 11). Miras ile
ilgili teferruatlar Nisa suresi 11, 12 ve 176. ayette okunabilir. Mirasçı olan
anne, baba ise mirastan ikisi de altıda bir olarak eşit hisse alırlar.
Görüldüğü gibi Allah erkeğin malını böleceği, iş kurmak için sermaye gerekeceği
yaşlarda erkeğe kız kardeşinin iki katı miras önermektedir. Fakat çocuğu ölen
anne ve babalarda böyle endişelerin olması pek muhtemel değilken, önerilen
miras her birine, hem babaya hem de anaya altıda birdir.
Kimi insanların “şu anda devir böyle, artık kadınlar da
çalışıyor” veya “oğlumun hanımı da kendi de zengin, kızımın kocası da kendisi
de fakir” gibi farklı özel şartlarını ifade eden durumları oluşabilir. Daha
evvel de dediğimiz gibi Kuran’da esas olan vasiyettir; tüm bu miras dağıtımları,
vasiyet ve borçlardan geri kalan içindir. Kişilerin özel durumları, özel
istekleri varsa vefat etmeden kızlarına bırakacakları vasiyetle, oğullarıyla
mirası dengeleyebilir ve Kuran’ın izin
verdiği bu esneklikten yararlanabilirler. Bu konuda da gördüğümüz gibi sorun
Kuran’a önyargılı yaklaşımlarda ve Kuran’ı bütün olarak kavramaya
çalışmamaktadır. Yoksa Kuran, her konunun en mükemmel şekilde çözümünü
sunmaktadır.
BİRBİRİMİZİN GİYSİLERİYİZ
Kuran’ın kadın-erkek ilişkisi hakkındaki hükümlerinde bir
yanlış anlama da cinsel ilişkinin tarlaya tohum ekmeye benzetilmesini anlamama
yüzünden olmuştur. 2-Bakara Suresi 223. ayette “Kadınlar sizin tarlanızdır,
tarlanıza dilediğiniz şekilde varın”şeklindeki açıklamayla, cinsel ilişkinin
her şekilde yapılabileceği, bu konuda hiçbir kısıtlama olmadığı anlaşılır. Bu
ayet her şeyi kısıtlamaya meraklı gelenekçilerin, cinsellik alanını da
kısıtlamaya çalışması önünde set olmuş bir ayettir. Bu ayete rağmen Erzurumlu
İbrahim Hakkı gibi bazı gelenekçiler (27. bölümde göreceğiz), yine de cinsellik
alanında hangi gün cinsel ilişki yapılabileceğine kadar teferruatlar ve
yasaklamalar ile insanların cinsel hayatlarına da burunlarını sokmuşlardır.
Oysa ayet cinselliği sınırlayıcı görüşleri yıkar. “Tarla” kelimesinin Türkçe’de
kulağa kaba gelmesi bizi aldatmamalıdır. Eğer “tarla” sözcüğü kulağınıza kaba
geliyorsa “ürün alma alanı” gibi bir tamlamayı ayette aynı yere koyun:
“Kadınlarınız sizin ürün alma alanınızdır. O halde ürün alma alanınıza
dilediğiniz şekilde varın.” Bu deyim uzun anlatımlı olsa da ayetin Arapçasının
aynı manasını verir.
Toprağa tohum bırakılınca canlı olan fidanı meydana gelir,
hanımın içine eşinin spermlerini bırakmasıyla evliliğin fidanı olan çocuk
ortaya çıkar. Bu yüzden bu benzetme, insanları düşünmeye sevkeden ve gereksiz
yasaklara set çeken çok güzel bir benzetmedir. Kuran’da bu tip düşündürücü
güzel benzetmeler sıkça yapılır. Başka bir ayette de kadınla erkek
birbirlerinin giysileri olarak tanıtılırlar:
Onlar sizin giysileriniz, siz de onların giysilerisiniz.(2-Bakara
Suresi 187)
KURAN’IN İSLAMI’NA GÖRE KADININ YERİNİN DEĞERLENDİRİLMESİ
Bu bölümün başında, uydurma hadisler ve mezhepler
aracılığıyla bedeviliğin kadına bakışının nasıl dine sokulup, kadının seyahat
edemez, evde oturmaya mahkum, hiçbir yönetici sıfatı olmayan, erkeğe itaati
farzlaştırılan, sesini bile erkeğe duyurmaması gereken, kalktığı yere bile
soğumadan oturulamayan, vb. bir konuma getirildiğini gördük. Bu zihniyetin
oluşturduğu kafa yapısının, Kuran’ın izahlarını çekiştirmesi ve uydurma
hadislerle karıştırması sonucu oluşan yanlış anlamaları bunun ardından
inceledik. Böylece mezheplerin, geleneklerin uydurmalarla dolu İslam’ından,
zihnimizi arındırmanın, Kuran’ı tam ve sağlıklı anlamak için en önemli şart
olduğunu kavradık. Sadece ve sadece Kuran’a giderek kadının yerini anlamaya
çalıştığımızda sağlıklı sonuçlara varacağımızdan eminiz.
Allah’ın bir kısmınızı bir kısmınızdan üstün kıldığı şeyleri
isteyip durmayın. Erkeklere kendi kazandıklarından bir pay, kadınlara da kendi
kazandıklarından bir pay vardır.(4-Nisa Suresi 32)
Ayetten de anlayacağımız gibi kadının erkeğe, erkeğin de
kadına üstün olduğu alanlar vardır. Bir cinsin diğerine her alanda üstünlüğünü
savunmak veya her iki cinsin her alanda eşitliğini iddia etmek yaratılışın
kanunlarıyla, aklın gerekleriyle çelişen iddialardır. Eşitlik sloganlarıyla
erkeğe çocuk doğurtmaya, kadına savaşta erkeklerle aynı vazifeleri yüklemeye
kalkıp her iki cinsin farklılıklarını iyi değerlendiremezseniz her iki cinse de
zulmetmiş olursunuz. Her iki cinsi de yaratan Allah, her iki cinsin
farklılıklarını ve bu farklılıklara rağmen (aynı zamanda farklılıklar
sayesinde) nasıl ahenkle bir arada olacaklarını (2-Bakara Suresi 187. ayetin
belirttiği gibi nasıl birbirlerinin elbiseleri gibi olacaklarını) en iyi
şekilde bilir. Yine Kuran’ın mucizevi anlatımıyla sorarsak: “Yaratan
yarattığını bilmez mi?” Elbette Yaratan, yarattığını bilir ve her şeyi bilen
Yaratıcı, mesajı Kuran’da, kadın-erkek ilişkilerini de her şeyi olduğu gibi en
mükemmel şekilde düzenlemiştir. Bu düzenlemelerdeki mükemmeliyet kimi zaman bir
hüküm getirilerek, kimi zaman ise hüküm getirilmeyerek olmuştur. Kuran’ın her
döneme, kültüre, zamana ve topluma uyumu böylece sağlanmıştır. Kuran’ın hüküm
getirmesi gibi, gerekmeyen konularda hüküm getirmemesinin hikmetini
kavrayamayan gelenekçi, mezhepçi zihniyet, bugün gördüğümüz dejenerasyonu ne
yazık ki “İslam” adına ortaya çıkarmış ve geniş kitlelere “İslam budur” diye
yutturmuştur.
ÜSTÜNLÜK CİNSİYETTE DEĞİL, İYİ FİİLLER GERÇEKLEŞTİRMEDE
Her izahın geçerliliğini Kuran’a giderek siz de
araştırabilirsiniz. Örneğin Müslim’in meşhur hadis kitabındaki; namazı kadının,
kara köpeğin ve domuzun bozduğuna dair izahı ele alalım. Böyle bir izahı
duyduğumuzda (Kuran’ın temel zihniyetine aykırı olduğunu bilmemize rağmen,
iyice tetkik edip tam bir malumata sahip olmak için) Kuran’da böyle bir izahın
olup olmadığını araştırırız. Kuran çevirilerinin arkasındaki fihristlerde
abdest, kadın, köpek, domuz gibi kelimeleri taramamız işimizi kolaylaştırır.
Kuran’da bu izahı bulmamamız, bu izahın uydurma olduğunu ilan edebileceğimiz
manasına gelir. Üstelik Kuran’dan abdestin sadece tuvalete gitikten sonra
almamız gerektiğine dair izahı buluşumuz ve Kuran’ın her detayı verdiğine dair
ayetleri hatırlamamız, bu kanaatimizi şüphesiz kılar. Kuran’da, Allah’tan
olmayan bir hükmü Allah’ın hükmü gibi gösterenlerin zalim olduğu söylenir.
Şimdi mezhepçi yaklaşımı benimseyenlere sorularımıza devam edelim: Sizce,
“abdesti kadın, köpek, domuz bozar” izahının yapılması bir zulüm değil midir?
Eğer bunu kabul etmiyorsanız, bu izahın doğru olduğunu mu kabul ediyorsunuz?
Erkek olsun, kadın olsun inanmış olarak kim iyi fiiller
gerçekleştirirse onlar cennete girecek ve onlar bir çekirdeğin sırtındaki
tomurcuk kadar bile haksızlığa uğramayacaklardır.(4-Nisa Suresi 124)
Erkek olsun, kadın olsun, her kim inanmış olarak iyi fiiller
gerçekleştirirse onu mutlaka güzel bir hayatla yaşatırız ve onların
karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle mutlaka veririz.(16-Nahl Suresi 97)
İslam’a göre asıl hayat ahiret hayatıdır. Dünya hayatı kısa
bir yolculuk, ahiret ise asıl varılacak yerdir. Gerek yukarıdaki ayetler gerek
diğer ayetlerde, erkek veya kadın olmanın değil, iyi fiiller gerçekleştirmenin
üstünlük sebebi olduğunu görüyoruz. Kadının doğuştan dezavantajlı olduğunu,
cehennemin çoğunluğunu oluşturduğunu iddia eden zihniyet, tüm bu ayetlerle,
yani Kuran’la, yani Allah’ın diniyle çelişmektedir.