BAŞÖRTÜSÜ VE KAPANMAKADIN MESELESİ — 29 October 2011
Peygamberimiz’in vefatından sonra din adına yapılan saptırma
ve ilavelerde, kadınlarla ilgili konuların özel bir yeri olduğunu bir önceki
bölümde gördük. Kadınların kapanması ise kadınlarla ilgili uydurulanlar içinde
özel bir yere sahiptir. Bu yüzden kitabımızda bu konuyu ayrı bir başlık altında
inceliyoruz. İnsan, memeli canlılar içinde tek çıplak doğup giyinendir.
7-Araf
Suresi 22. ayetten,
insanların giyinmesinin insanlık tarihi kadar eski olduğunu
öğreniyoruz. Kıyafet zamana, toplumun geleneklerine, iklimin şartlarına, meslek
gruplarına, makama, mevkiye, yaşa ve birçok faktöre göre hem toplumlar arası
hem de toplum içi çeşitlilik göstermiştir. Bazı toplumlar, Hint-Avrupa ırkında
olduğu gibi tarih boyunca kıyafetlerinde birçok kere değişiklikler
yapmışlardır. Bazı toplumlar ise, Asya toplumlarında olduğu gibi tarih boyunca
kıyafetlerinde çok daha az değişiklik yapmışlardır. Toplum içi kıyafet
farklılıklarınınsa en iyi örneklerinden birisi Osmanlı’dır. Osmanlı’da padişah
üç sorguçlu sarık takarken, veziri azam iki sorguçlu, halk ise tek sorguçlu
takabilirdi. İki veya üç sorguç halka yasaktı. Saraylının, esnafın, tekkecinin,
ayrı din mensubu kadın ve erkeklerin başlıkları, kıyafetleri, renkleri
Osmanlı’da hep farklıydı ve bu kıyafetlerin farklılığı kanunlar ile korunurdu.
Görüldüğü gibi hem toplumlar arası hem toplum içi kıyafetlerin farklılığı,
gelenek ve şartların bu kıyafetleri oluşturması, zengin malzemeli bir tarih ve
sosyoloji konusudur.
SORUN GELENEĞİN DİNSELLEŞTİRİLMESİDİR
Daha önce değindiğimiz gibi din adına uydurulanları
incelersek, bir toplumun belli bir dönemdeki bakış açısının ve geleneklerinin
dinselleştirilmesinin, bahsedilen uydurmalarda önemli bir yeri olduğunu
görürüz. Kapanma konusunda, bu gelenekleri dinden ayırmanın yolu, Kuran’dan
anlaşılan kapanmanın din olduğunu, Kuran’dan çıkmayan kapanma şekillerinin ve
izahların, din adına uydurma ve geleneklerin dine sokulması olduğunu bilmektir.
Şunu bir daha belirtelim ki geleneklerin bir kıyafet oluşturmasının bir mahsuru
yoktur. Yanlış olan, tarihin belli bir anının ihtiyaçlarından doğan ve o
toplumu ilgilendiren “tarihsel” kıyafetlerin, evrensel olan ve binlerce yıllık
zaman dilimine inmiş olan dine maledilmesidir. Örneğin, sarığı, belli bir
dönemde, erkeklerin kıyafetini tamamlayan bir aksesuar, sıcaktan koruyan bir
başlık olarak erkeklerin giymesi yanlış değildir. Yanlış olan, sarığın dinen
“kutsal” bir giyecek gibi giyilmesi, başkalarına dini kıyafet diye empoze
edilmesi ve Kuran’da hiç bahsedilmeyen bir uygulamanın “sevap” diye dine
sokulmasıdır. Görüldüğü gibi sorun belli bir toplumun geleneği sonucu sarığın
takılması değil, o geleneğin “din” olarak takdimidir. Bu temel mantığı iyice
kavramamız çarşaf, peçe ve başörtüsünün nasıl dinselleştirildiğini anlamamızda
ve bu kıyafet şekillerini gereği gibi değerlendirmemizde faydalı olacaktır. İlk
önce yapmamız gerekeni yapalım ve Kuran’da kapanmayla ilgili geçen tüm ayetleri
inceleyip Kuran’ın, yani dinin istediği ölçüyü bulalım.
Ey ademoğulları! Size avret yerlerinizi örtecek giysi ve süs
kıyafeti indirdik.(7- Araf Suresi 26
Araf 26’dan ve Araf 22’den, avret yerlerini örtmenin ilk
insandan beri hem erkek, hem kadın için örtünmenin minimumu olduğunu anlarız.
Kadınlara özel giyinme ile ilgili ise Kuran’da üç ayet vardır. Bu üç ayeti
incelemek, kadının kıyafetinin nasıl olması gerektiğini, İslam’ın neyi söyleyip
neyi söylemediğini anlamamızı sağlar.
KURAN’DA BAŞI KAPAMAK GEÇMİYOR
Mümin kadınlara da söyle: Bakışları ölçülü olsun ve cinsel
organlarını korusunlar. Süslerini, kendiliğinden görünenler hariç açmasınlar.
Örtülerini yaka açıklarına koysunlar. Süslerini şu kişilerden başkasına
göstermesinler: Kocaları, yahut babaları, yahut kocalarının babaları, yahut
oğulları, yahut kocalarının oğulları, yahut kardeşleri, yahut kardeşlerinin
oğulları, yahut kendi kadınları, yahut ellerinin altında bulunanlar, yahut
kadına ihtiyaç duymaz olmuş erkeklerden kendilerinin hizmetinde bulunanlar,
yahut kadınların mahrem yerlerini henüz anlayacak yaşa gelmemiş çocuklar.
Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler,
hepiniz topluca Allah’a tövbe edin ki kurtuluşa erebilesiniz.(24- Nur Suresi 31)
Kadını, kendi zihniyetine göre yaşatmak isteyen zihniyetin
çarpıttığı ayetlerin başında bu ayet gelir. Bu ayetteki “hımar” kelimesi geniş
manalı bir kelime olup “örtü” manasına gelir. Eski Arap yazılarına bakılırsa
“hımar”ın yere konulan, masaya örtülen veya herhangi bir örtüyü tarif
edebileceğini görürüz. “Hımar”, başı örterse başörtüsü olur, masaya konursa
masa örtüsü olur. Eğer “hımar” kelimesi ile başın örtülmesi istenseydi “hımar
ürres” gibi bir vurgulama ile başörtüsü denebilirdi. Böylece “res” kelimesi ile
baş bölgesi vurgulanır ve “hımar” ile beraber başörtüsü net bir şekilde
anlaşılırdı. Nitekim abdest alınmasıyla ilgili ayette başın sıvazlanması
söylenirken, baş kelimesi Arapça karşılığı “res” ile vurgulanır.
Üstelik ayette kapatılacak yerin “yaka açığı” olduğu geçer.
Yani “hımar”ın başı kapatması değil, “yaka dekoltesi”ni örtmesi istenir. (“Yaka
açığı” manasına gelen “cuub” kelimesi hem bu ayette kapanılacak bölgeyi
belirtmek için, hem de Hz. Musa’nın yaka açığına elini soktuğunu belirten
ayetlerde geçer.) “Hımar” kelimesi sırf başörtüsü manasına gelseydi bile bu
ayetten başı örtmek değil, yine “yaka dekoltesi”ni kapatmak anlaşılacaktı.
Üstelik başörtüsünü Kuran’a maletmek isteyen zihniyet, açık bir saptırma
yaparak; “felyedribne” fiilini “salsınlar” diye tercüme etmektedir. Böylece
ayet, “başörtüsünü yaka açıklarına salsınlar” şeklinde okunacaktır. Oysa hiçbir
şekilde “darabe” kökünden türeyen “felyedribne” fiili “salsınlar” manasına
gelmez. Bu fiille, örtünün “yaka açığına konulması” yani “yaka açığının
kapatılması” anlatılır. Kuran’da “salsınlar, indirsinler” manasında
“felyüdnine” kelimesi kullanılır. Allah böyle bir ifade kullanmak isteseydi
“felyedribne” fiili yerine “felyüdnine” fiilini kullanmaz mıydı? Bu örnek bize,
gelenekçi zihniyetin, kendi fikirlerini doğru çıkartmak uğruna gereğinde
Kuran’daki kelimelerin manasını kaydırmaktan çekinmediğini göstermektedir.
Ayette diğer dikkat etmemiz gereken nokta “süsler” kelimesi
ile neyin kastedildiğidir. Bizim kanaatimize göre “süsler” kelimesi ile
özellikle “göğüsler” kastedilmektedir. Çünkü ayetteki tüm noktalarla, mantıklı
bir şekilde, göğüs bölgesinin uyum sağladığı kanaatindeyiz. Birincisi, ayette “yaka açıklarının
kapatılması” geçiyor, yaka açıklarından ise göğüsler gözükür. İkincisi, ayette
gizlenen süslerin belli edilmesi için “ayakların yere vurulmaması” geçiyor.
Ayaklar yere vurulduğunda vücutta belli olacak yer özellikle göğüslerdir
(sütyenin o dönemde icat edilmediğini düşünürsek, bu daha da iyi anlaşılır).
Üçüncüsü, ayetten kendiliğinden görünenler hariç süslerin kapanması
söylenmektedir. Ne kadar kapatılmaya çalışılırsa çalışılsın özellikle iri
göğüsler, çeşitli fiziksel hareketlerde, hatta rüzgarın esmesiyle elbise
yapışınca bile kendini belli edebilir. Ayetten bunun doğal olduğu anlaşılır.
Dördüncüsü, ayette süslerin kimlerin yanında açılabileceği söylenir. Kuran’daki
diğer ayetlerden kadınların bir kısmının iki yıl gibi uzun bir süre çocuklarını
emzirdiğini görüyoruz. Kadının, babası gibi yakınlarının yanında, çocuğu
acıktığında ve ağladığında onu emzirmesi gerekebilir. Ayetteki bu açıklamanın
özellikle bu konuda kadınlara büyük kolaylık sağlayacağı kanaatindeyiz.
Ayetteki bahsedilen ifadelere, göğüs gibi uyan başka bir bölge bulunmadığı için
süslerle özellikle göğüslerin kastedildiği sonucuna varabiliriz.
“Süsler” kelimesinden takı gibi maddelerin anlaşılamayacağı
ayetin bütünsel olarak ele alınmasıyla açığa çıkar. Çünkü ayette, kadınların
süslerini kendi kadınları yanında açabileceği geçiyor. Takı gibi maddeler
tahrik unsurundan daha çok hava atma unsuru olabilir. Eğer bu hava atma olayı
engellenilmeye çalışılsaydı, buna ilk olarak, karşı cins erkekler yerine, aynı
cinsten olan kadınlar dahil edilirdi. Ayrıca ayakları yere vurunca hangi takı
eşyası belli olur? Kendiliğinden gözüken takı ne olabilir? Araf suresi 31’de
ziynet eşyalarının mescid yanında giyilebileceğinin söylenmesi; takıların, cami
yanı gibi en kalabalık yerlerde de teşhir edilebildiğini, yani saklanmasına
gerek olmadığını gösterir. Görüldüğü gibi mantıksal bir elemeyle gidildiğinde;
ayetin, özellikle göğüs bölgesinin kapanmasını vurguladığı anlaşılır.
KURAN’DA “TESETTÜR” KELİMESİ YOK
Günümüzde kadının kapanması için kullanılan “tesettür”
ifadesi de Kuran’da geçmez. İslam adına etrafında bu kadar büyük fırtınalar
koparılan bir kavramın, yani “tesettür” ifadesinin İslam’ın temel kaynağı olan
Kuran-ı Kerim’de bulunmaması önemlidir. Demek ki “tesettür” kelimesi dini bir
kavram olarak sonradan oluşturulmuştur.
Ayette geçen “humur” ve onun tekili olan “hımar” kelimesini,
kadınların başlarına örttükleri kumaşa verilen özel isim gibi değerlendirmek
kelimenin anlamını sınırlamak olur. Bir şeyi örten şeye “hımar” yani “o şeyin
örtüsü” denir. En ünlü Arapça sözlük olan Lisan-ı Arab’tan “hımar”ın temel
manasının “örtmek” olduğunu görebilirsiniz. Kelimenin temel manası, mezheplerin
kelimeleri tahrif etmesine rağmen açıktır. Daha evvel açıkladığımız gibi ayette
kapatılacak yerin yaka açığı olduğuna dikkat çekilir, baştan bahsedilmez.
Günümüzde, Arapça’da, kadınların başlarına örttükleri kumaşın özel adı “hımar”
değil “mikna” ve “nasıyf”tır. Hangi Arapça sözlüğe bakılırsa bakılsın “mikna
(çoğulu mekani)” ve “nasıyf”ın hanımların başlarını örttükleri kumaşın adı
olduğu görülecektir.
KURAN’DA ÜNİFORMA YOK
Kadınların kapanması konusunun daha da iyi anlaşılması için
ikinci olarak
Ahzab suresinin 59. ayetini de inceleyelim:
Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına
söyle cilbablarını (elbiselerini) üzerlerine giysinler. Bilinip incitilmemeleri
için bu daha uygundur.(33-Ahzab Suresi 59)
Bu ayetin anlaşılmasında kilit kelime “cilbab”dır. “Cilbab”
Arapça’da gömlek, elbise gibi üste giyilen giysileri ifade eden bir kelimedir.
Fakat hiçbir şekilde cilbab, belli bir yerden belli bir yere kadar örten giysi
manasına gelmez. Mezhepçi din anlayışını benimseyenlerin kimisi, kadının yüzü
de dahil vücudunun tümünün örtülmesinin farz olduğunu, kimisi iki gözü, kimisi
tek gözü dışındaki her yerini örtmesinin farz olduğunu, en ılımlıları ise yüz,
eller ve ayaklar dışında her yerini örtmesinin farz olduğunu savunurlar. Oysa
kadınların kapanmasıyla ilgili dinin tek kaynağı olan Kuran’da açıklananlar bu
iki ayetle sınırlıdır. Yani kadınların başını örtmesi, peçe giymesi ve diğer
anlatılan sınırlar; Kuran’ın değil geleneklerin ve şahsi görüşlerin dine sokulmasının
sonucudur. Eğer Allah böyle katı sınırlar çizmek isteseydi, bir ayette
“Cilbabla, yüzünüz ve elleriniz dışında her yerinizi örtün” şeklinde bir
sınırla kapanmanın sınırlarını çizebilirdi.
Örneğin abdest ile ilgili ayette
Allah, yıkanacak yerleri tek tek saymış ve “Dirseklere kadar ellerinizi
yıkayın” gibi ifadelerle kesin sınırları koymuştur. Eğer Allah kapanmada da
kesin sınırlar koymak isteseydi, bunu en azından bir cümleyle belirtebilirdi.
Geçmiş kavimlerin başına gelenleri bile detaylarıyla anlatan Kuran, her şeyi
açıkladığını kendisi söyleyen Kuran, eğer kapanmada sınırları belirlenmiş bir
ölçü olacaksa ve bu bir tek cümleyle bile açıklanabilecekse niye bu cümleyi
içermesin? Bu açıklamanın olmaması, bu tarzda kesin bir sınır koymak
istenmemesindendir. Yukarıdaki 33-Ahzab suresi 59. ayeti ele alırsak, ayette
kesin hatları olmayan esnek bir ölçünün olduğunu görürüz. Ayetten, üzere alınan
elbiseyle kadının bilinmesi gerektiğini, böylece incitilmeyeceğini anlarız.
Kadın namuslu bilinirse, bilinmemeden dolayı bir incitilmeye uğramaz. Bazı
insanlar namussuz, fahişe sandıkları kadınlara takılıp onları incitebilir.
Ayet, kadının üzerine elbise alıp bunu önlemesini sağlıyor.
Peygamberimiz’in döneminde kadınların bir kısmının
çırılçıplağa yakın, göğüsleri açıkta dolaştığı, hatta İslam’ın hakimiyetinden
önce putperestlerin Kabe’de haccı çıplak yaptığı söylenir (Kurtubi, el Cami-il
Ahkamil Kuran 7/189). 33-Ahzab suresi 33. ayetten de İslam’dan önceki cahiliye
döneminde kadınların süslerini açığa vurduğunu anlayabiliriz. Kendi dönemindeki
ölçüyü ve fahişe kadınların açıklığının derecesini bilen kadınlar, elbiselerini
ona göre ayarlayıp bu tacizden kurtulurlar. Günümüzde de eğer böyle bir durum
olursa; kadınlar, kendi yörelerini, geleneklerini, şartlarını gözönünde
bulundurup, kendilerini fahişe tipli kadınlardan ayırıp tacizden kurtulurlar.
Burada şuna dikkat edelim; kadınlar, gerekli şekilde elbise giyip,
tanınmamaktan dolayı oluşan tacizden korunur. Toplumda kadın nasıl giyinirse
giyinsin taciz edecek adamlar da olabilir. Ayette namuslu bilinmemeden dolayı
oluşan taciz önleniyor ve bu önlenirken “daha uygundur” tarzında yumuşak bir
ifade kullanılıyor. Yoksa bazı erkeklerin, beğendiği bir kadını terbiyesizce
taciz etmesi bu ayetin konusu değildir. Ayetin esnek ve şartlara göre
ayarlanacak ifadesinden anlaşılmaktadır ki kadın cilbabını (elbisesini) öyle
giyecektir ki; çıplaklığıyla fahişe mesajı verenlerden ayrılacak, tanınacak ve
böylece tacizden korunup, daha uygun bir hareket tarzında bulunacaktır. Kıyafet
nasıl olmalıdır sorusu görüldüğü gibi ayetin içinde gizlidir; kıyafet ayetin
amacına uygun olmalıdır. Eğer amaç yerine sınırlar önemli olsaydı ve bunda
katılık gerekseydi, Allah ayeti ona göre indirebilirdi. Kapanmayı temel olarak
bu iki ayet tarif etmektedir. Kapanmayı tarif etmemesine rağmen, kadınların
giyimine değinen son ayetse 24- Nur Suresi 60. ayettir:
Nikah arzuları kalmamış, hayızdan kesilen kadınların
süslerini göstermeye çalışmadan siyablarını (giysilerini) çıkarmalarında
kendilerine bir günah yoktur. İffetli davranmaları kendileri için daha
hayırlıdır. Allah İşitendir, Bilendir.24-Nur Suresi 60
Bu ayette geçen “siyab” kelimesi de hiçbir şekilde belli bir
yerden belli bir yere kadar olan bölgeyi kapatan bir elbise manasına gelmez. Bu
ayetten, belli bir yaşa gelmiş kadınların, kıyafetlerine daha az dikkat
edebileceğini anlıyoruz.
SICAKTA BAŞIN ÖRTÜLMESİ KÜLTÜRELDİR
Görüldüğü gibi Kuran’ın tarif ettiği kapanmada, İslam adına
bugün uygulanan kapanma şekillerinin, peçelerin, çarşafların, başörtülerinin
tarifi yoktur. Yani bunların temeli dinimiz değil, örflerin ve geleneklerin
dinselleştirilmesidir. Peygamberimiz’in döneminde erkek, kadın birçok kişinin
gelenek olarak başını örttüğü söylenir. Kıyafetlerin giyilişindeki temel
sebeplerden birinin sıcaktan korunma olduğunu 16-Nahl Suresi 81. ayet de
söylemektedir. Sıcak yörelerde başı örtmek, böylece güneşin etkilerinden, güneş
çarpmalarından korunmak birçok sıcak iklimli bölgenin kültüründe vardır. Fakat
ne yazık ki dinimizde kadının başının kapanması geleneği farzlaştırılmış,
erkeğin başına sarık takması da sarıklı namaz kılanın 70 kat daha fazla sevap
alacağı izahlarıyla dini bir kıyafete dönüştürülmüştür. Oysa hem erkeğin
sarığının, hem de kadının başını örtmesinin Kuran’da geçmemesi, bunların dinsel
bir nitelikleri olmadığının delilidir. Allah isteseydi “Erkekler sarıkla namaz
kılsın” veya “Kadınlar saçlarının tek teli gözükmeyecek şekilde başörtüsü
taksın” izahlarıyla konuya açıklık getirebilirdi.
Günümüzde başörtüsü için yapılan eylemleri görenler,
Kuran’da geçmeyen bu kapatma şekillerinin İslam’ın en temel hükümlerinden
olduğunu, Kuran’da ısrarla bu konu üzerinde durulduğunu sanmaktadırlar.
(Başörtülü hanımların, başörtüsüz hanımların yer alabildiği günlük yaşamın
alanlarında, yer almasının yasaklanmasının çok hatalı bir uygulama olduğu
kanaatindeyiz. Fakat bu, başı örtmenin dini bir mecburiyet olup olmadığı ile
karıştırılmamalıdır.)
Başörtüsünü ısrarla savunup eylemler yapanlara, eylemlerinin
ve zıtlaşmanın sonunda, uğrunda bu kadar zahmete katlandıkları şeyin din değil
de gelenek olduğunu anlatmak daha da zorlaşmaktadır. Yapılan her eylem, akıllı
düşünmeyi ve objektifliği kenara bıraktırmakta, akılcılık ve Kuran’ı samimi
değerlendirme yerine örfe sahip çıkma ve inat ön plana çıkmaktadır.
Başörtüsü yüzünden okulundan ayrılan bir kıza, “Başörtüsü
veya pardesülü kapanma diye bir şey dinde yok, sen din adına Arap örf ve
adetlerine, Emevi ve Abbasi döneminin uydurmalarına sahip çıkıyorsun”
denilince, o kız sizi ne kadar objektif değerlendirebilir? Hepimiz, din adına
gelenekleri ve kendi yaklaşımlarını dinselleştirenlerle beraber kişisel hak ve
özgürlükleri kısıtlayan, başörtüsü ve kıyafet yasağı gibi gereksiz
uygulamalarla insanları radikal çizgilere iten yasaklamacı kafalarla da
mücadele etmek zorundayız.
KADINLARI POŞETE SOKMA
Kuran’da gerekli malzemeyi bulamayan gelenekçilik; uydurma
hadislerle, uydurma yorumlarla, mezhep izahlarıyla kadınları poşete sokulmuş
şekilde kapatacak malzemeyi türetmiştir. Kuran’da 33-Ahzab Suresi 52. ayette;
Peygamberimiz’in, bu ayetin inişinden itibaren, güzelliği hoşuna giden bir
kadın dahi olsa, artık evlenmesinin helal olmadığı söylenir. Demek ki
Peygamberimiz’in döneminde, kadınların kıyafetleri kimin ne kadar güzel
olduğunu bilmeyi engellemiyordu. Oysa mezheplerin belirttiği gibi çarşaf, peçe
veya başörtüsü giyilirse hangi hanımın ne kadar güzel olduğu nasıl
anlaşılabilir? Birçok konuda olduğu gibi bu konuda da Kuran’ın gözardı
edildiğini görüyoruz.
Her zaman olduğu gibi uydurma hadislerle dolu kitaplardan,
işe gelen hadis alınmış, işe gelmeyen hadis görmezlikten gelinmiştir. Oysa
hadis külliyatında Peygamber döneminde kadın ve erkeklerin aynı kaptan abdest
aldıkları da geçer (Bakınız: Buhari, Vudu 43; Ebu Davud, Taharet 39; İbni Mace,
Taharet 36; Nesai, Taharet 56). Abdeste konu olan yerler ayak, dirseklere kadar
eller, yüz ve baş olduğuna göre bu hadisten, kadınların erkeklerle karışık ve
başı açık oldukları durumların mevcudiyeti anlaşılır. Oysa mezhepçi İslamcılık,
bu hadisi yorumlayarak atar ve kendi kafasına uygun diğer malzemelere sarılır.
Peki, madem kadının sizin söylediğiniz şekilde kapanmasının açık bir hüküm
olduğunu söylüyorsunuz, niye ayrı ayrı kapanma şekillerini savunuyorsunuz?
Neden kiminiz peçe farzdır, kiminiz ise değildir diyor? Neden kiminiz
kadınların elleri gözükemez deyip yaz-kış kadınlara eldiven giydiriyor da,
kiminiz kadınların elleri gözükebilir diyor? Neden kiminiz çarşaf dışında
hiçbir şeyle kapanılamaz diyor da, kiminiz pardesü ile de olabilir diyor? Hiç
şüphesiz kesin sınırlı bir hüküm olsa, böyle ayrı ölçüler çıkmazdı. Tüm bu ayrı
ölçüler ve hükümler; kapanma konusunda geleneklerin, örfün, Emevi, Abbasi
döneminin kadına bakış açısının dinselleşmesinin neticeleridir. Her bir ayrı
kapanma modeli de “Allah’ın isteği tam budur” diye savunulup, sanki Allah’ın
aynı konuda beş-on tane ayrı görüşü varmış gibi bir çelişki ortaya konulmuştur.
Allah’ın kadınların giyinmesi konusundaki hükmü, yukarıdaki üç ayette bellidir
ve bunlardan anlaşılan neyse kadının giyim tarzı öyle olmalıdır. Verilen
esneklik de, tam bir sınırın olmaması da muhakkak hikmetlidir. Çünkü Kuran’ı
indiren hikmetli olan Allah’tır ve Allah bu dini yüzlerce yıllık zaman
dilimlerine, apayrı kültürlere, apayrı adetlere, apayrı iklimlere indirmiştir.
Ayetlerdeki esneklikler, dinimizin her şart ve zaman dilimine uyumunu sağlayan
Allah’ın rahmet ve hikmetleridirler. Emeviler’in ve Abbasiler’in kendi
görüşlerini dondurup, Allah’ın görüşünü kendi bakış açılarına hapsetmeye
çalışmalarından dinimizi kurtarmak, hepimizin Allah’a karşı borcudur.
TEK GÖZ İZAHI
Buraya kadar Kuran’ın kapanma ile ilgili ayetlerini gördük.
Şimdi de gelenekçilerin vardığı abartılı sonuçları görelim: Şafi ve Hanbeli
mezheplerinde, kadının istisnasız tüm vücudu her zaman kapanması gereken bölgedir
(yüz ve eller de dahil). Hanefi ve Maliki mezheplerinde eller ve yüz, o da
fitne olmayan koşullarda açık olabilir (Sabuni, Tefsirul Ayatil Ahkam
2/154,155). Es Suddi: “Kadın gözlerinden birini ve yüzünün açık kalan göz
kısmındaki tarafını kapatır. Sadece bir göz açıkta kalır.” Ebu Hayyan:
“Endülüs’te adet böyle idi. Kadının bir gözünden başka hiçbir yeri görünmezdi”
(Ebu Hayyan, El Bahrul Muhit). Şafi imamları, kadının kesilmiş olan
tırnaklarına dahi bakmayı yasaklamışlardır (İbni Hacer El Heytemi, İslam’da
Helal ve Haramlar 2). Yaygın izahlardan birine göre İslam’ın kadına farz
kıldığı örtünme, kadının yüzünü de içine almaktadır (Fıkhus Siyre). Bir başka
kaynakta, kadının erkeğe bakışının nasıl olması gerektiği şöyle açıklanmıştır:
“Kadının, yabancı erkeğin göğsüne, sırtına, bacağına şehvet korkusu olmasa bile
bakması caiz değildir. Yüz ise fitne açısından ayaktan, saçtan ve bacaklardan
daha ileridedir. Bu kısımlara bakmak ittifakla haram olduğuna göre, yüze bakmak
da evveliyetle haram olması gereken bir fiildir” (Sabuni, Revai 2/156).
Mezhepçi yaklaşımlarca varılan bu tür sonuçlar saymakla
bitmeyecek kadar çoktur. Yukarıda gördüğümüz gibi bırakın kadının komple
kapanması gerektiğini, kadının kesilen tırnağının bile görülemeyeceği iddialar
arasındadır. Tüm bu izahları yapan mezhepçilerin, sanki dinin tek kaynağının
Kuran olduğunu kabul ediyorlarmış gibi “hımar” kelimesini ve ayetleri
çekiştirip, Kuran’ı kendi kafalarındaki modele örnek gösterme çabaları
şaşılacak bir tutumdur. Asıl sorun kadının kalktığı yere oturulamayacağını,
hiçbir yönetici vasfının olmadığını, erkeğin kölesi gibi olması gerektiğini,
kadınların çoğunun cehennemlik olduğunu zanneden zihniyette olmaktır. Başörtüsü
ve diğer kapanma çeşitleri kitabın 21. bölümünde gördüğümüz zihniyetin sonucudur.
Günümüzde başörtüsünün özel bir yer kazanması, mevcut yasaklamaların, gösteri
ve eylemlerin neticesidir. Yoksa başörtüsünün, kadının kalktığı yere
oturulamayacağı izahından bir farkı yoktur. Başörtüsünün bu kadar tartışılması
çağımıza mahsustur. Çünkü uydurmaların ortaya atıldığı ilk dönemlerde tartışma
konusu “Kadının hangi bölgelerinin dışındaki yerler gözükebilir?” şeklindeydi.
Tartışma “Tek göz mü, çift göz mü, tamamen peçe ile mi?” şeklindeydi. Bu
dönemde kadınları kapatanların çoğu başörtüsü değil, çarşaf gibi tepeden
tırnağa örtüleri kullanıyorlardı. Görüldüğü gibi başörtüsünü “hımar”
kelimesiyle açıklamaya kalkmak yeni bir gayrettir. Daha eski yıllarda “hımar”ı
peçe şeklinde tanımlama gayretleri, bugünkü başörtüsü şeklinde tanımlama
gayretlerinin önündeydi.
Kuran bu yaklaşımların hiçbirine geçit verecek izahları
içermez. Yoksa Kuran “kesilen tırnağınızı göstermeyin” mi diyor? Kuran “peçe
ile yüzünüzü örtün” mü diyor? Kuran’da “saçınızın tek telini göstermeyin”
deniyor mu? Saçın kapanmasına dair bir açıklama var mı? Peki, “başınızı örtün”
diye hiçbir ifade var mı? Madem Kuran’da tüm bu izahlar yok, samimi bir şekilde
Kuran dışı kaynakları kullanıp bu uygulamaları çıkardığınızı itiraf edin.
Kuran’ın kadınların giyimiyle alakalı üç ayeti de, diğer izahlar da ortadadır.
Hiç olmazsa kendi fikriniz içinde samimi olun, Kuran’ı çekiştirmeyin. Ayrıca
şunu da belirtelim ki Kuran’da namaz kıyafeti diye ayrı bir kıyafet yoktur.
Başörtüsü, peçe, çarşaf diye dinimizde bir kıyafet mecburiyeti olmadığına göre,
elbette ki namazda da bunları giymenin bir mecburiyeti yoktur.
FUTBOL OYNAYAN ERKEKLER SEYREDİLEBİLİR Mİ?
Mezhepçiler kadınların kapanması ile ilgili bu izahları
yaparken, erkekler için de Kuran’da olmayan birçok zorluk getirmişlerdir.
Erkeğin dizi ile göbek arasını örtmesinin farz olduğu, kimi mezheplerin
uydurmasıdır. Gerçi Peygamber’in baldırının gözüktüğüne dair de hadis vardır
ama bazı mezhep imamları, öbür hadisi beğenip “erkeğin baldırı ile dizinin
arası gözükemez” demişlerdir. Üstelik erkeklerin birbirinin dizi ile göbek
arasına bakmasının da haram olduğuna kanaat getirilmiştir. Bu izaha göre
futbol, basketbol gibi erkeklerin şortla oynadığı oyunları da seyretmek haram
olur. Türkiye’de yaygın olan Hanefi mezhebinin savunucusu televizyonlar, kendi
mezheplerine göre haram olmasına rağmen futbol, basketbol gibi sporların
maçlarını hiç çekinmeden göstermektedirler. Bu da bizce, bu grupların, kendi
inançlarında ne kadar samimi olduklarının bir göstergesidir! Erkeklerin sarı ve
kırmızı giyemeyeceği de yine mezheplerin İslam’ının uydurmalarından birisidir
(Bakınız: Müslim, Libas 27 ve Mişkat 2/1247). Erkeklerin parlak olanlarının,
peçe giymesi gerektiği izahı da mezhepçi eserlerdeki bir izahtır. Sakal
konusunda yapılan izahlar da oldukça sorunludur. Diyebiliriz ki kadınlardaki
başörtüsüne erkeklerde bir karşılık aransaydı bu sakal olurdu.
“Sakal bırakmak sünnet, başörtüsü farzdır” izahları yapılır
ama sakalı bırakmaya “sünnet” diyenler garip bir mantıkla kesmeye “haram”
demişlerdir. En yaygın mezhep olan Hanefiliğe ve diğer mezhepler Maliki’ye,
Hanbeli’ye göre sakalı kesmek haram görülmüştür (Halil Günenç, İslam’da Kılık
Kıyafet ve Örtünme). Tabi ki diğer uydurmalar gibi erkeklerin sakal bırakması
gerektiğine dair bir izah da Kuran’da yer almaz. Fakat mezheplerin İslam’ını
savunanlar: “Allah sakal çıkarıyor, sen kesiyorsun. Sonra Allah yine sakal
çıkarıyor, sen Allah’la savaşıp bir daha kesiyorsun…” gibi enteresan
açıklamalarla sakalı kesmenin, Allah’la savaşmak anlamına geldiğini halka
anlatmaktadırlar. Allah’a şükür ki Allah, kitabı Kuran’da her türlü detayı
verdi ve böylesi fıkıh ve hadis kitaplarına bizi muhtaç etmedi. Ne mutlu
Kuran’ın yeterliliğini anlayanlara. Ne mutlu Kuran’a güvenenlere.
Kendilerine okunmakta olan Kitab’ı sana indirmemiz onlara
yetmiyor mu?
29-Ankebut Suresi 51
http://www.kurandakidin.com/2011/10/22-basortusu-ve-kapanma-2/
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder