Bu
coğrafyanın kimsesizidir solcular. Sahipsizdir. Azdır ama biri bindir. Yine de
bedenleri dimdiktir. Fidan gibidir, yakışıklıdır, güzeldir. Kim ki solcudur
onun yüzünde estetik vardır. Kim ki soldandır, gözlerinde emeğin parıltısı
vardır. Cevvaldir sol, demir gibi serttir zulmün karşısında. Ama gün gelir,
gözyaşlarıyla sulanan bir fidan gibi kırılgan oluverir. Dünyayı emek üzre
görendir. Ona göre kim ki bir şeye emek vermiştir, orada hak onundur. Nerede
bir haksızlık varsa onun karşısında bir solcu mutlaka vardır. Yeri gelir tek
başınadır. Yeri gelir birden bin olur. Bir gider bin gelir. Tek başınaysa bile
can sıkar, sömürenin düzenini bozar, söz eyler. Darda kalana nefes olur, kan
emenin üzerine bir karabasan gibi çöker.
Kim ki
asalaktır, onu gördüğünde ruhu daralır; kim ki haysiyetsizdir, solcunun olduğu
yer ona dar olur. O, kim neyi hak ediyorsa onu verir: Kiminin hakkını, kiminin
ağzının payını. Serttir. Amma ve lakin, bu ülkenin tarihinde solcularının
otellere insanları tıkarak yaktığına rastlamamışsınızdır. Bu ülkede solcular
ramazanda oruç tutacaksın ya da tutmayacaksın diye kimseleri dövmemiştir.
Hiçbir ibadethaneyi bombalamamış, bilmem neye inanıyor diye hiç kimsenin evini
işaretlememiştir. Kerbela’da onun safı bellidir. Sivas’ta bellidir, Roboski’de
bellidir. Hrant’la sırtından vurulandır. Onun vurulduğu yerde bir vatan
yeşerir. Vatanından sürgün edilendir. O, Deniz’in güzel yüzü, fidan boyu;
Bedreddin’in çığlığıdır. İz bırakır. Olmak zordur. Ama sol yakışıklıdır,
güzeldir, fidan gibidir.
Yeri
gelir ağız dolusu küfürü bir çırpıda ediverir. Ana avrat düz gidendir. Ama
küfürü bile hakkıyla edendir. Küfür en çok onun ağzına yakışır. Nerede sömüren
varsa suratlarına pisliklerini bir küfür gibi çalıverir. O nedenle sevmeyeni
çoktur. Ve sol ezildikçe, azala azala çoğalan tek şeydir.
Bir de
onu ezmek için sırada bekleyen, yüzleri gibi yürekleri de is tutmuşlar vardır.
Bunların yüzleri çirkindir. Elleri çirkindir. Bedenleri kan ve pislik
içindedir. Dilleri tatlıdır ama zehirlidir. Azdır ama insanlıklarını tükete
tükete çoğalanlardır. Nereye dönsen onlardan vardır. Bir kadın ah ediyorsa
sebebi onlardır, bir çocuk ağlıyorsa sebebi onlardır. Sokak ortasında sırtından
vurulmuşların katili onlardır. Açlık onlardandır, yoksulluk onların en iyi
sanatıdır. Kara Afrika’da Botha’dır, Türkiye’de Kenan Evren’dir. İsimleri
değişen ama zulümleri değişmeyenlerdir. Onlar çirkindir. Oysa sol yakışıklıdır,
güzeldir. Onu unutmak insanlığı unutmaktır. Amma ve lakin çirkinleri unutmak da
günahtır. Onları hatırlamak, hatırlatmak da sevaptır.
İşte
unutmaya yüz tuttuğumuz çirkinlerden birisi de Turgut Sunalp’tır. Onu ben bir
başkası nedeniyle hayıtlayıverdim yine. O, 1971 darbesinden sonra işkenceci,
1980 darbesinden sonra boynu kravatlı politikacı oluvermişti. 12 Eylül’den
sonra Kenan Evren seçimlerden bir gece önce ona oy verin diye televizyon
ekranlarından bir konuşma yapmıştı. MDP’nin kudretli genel başkanıydı. 1971 darbesi
sonrasında işkencelere katılmış ve devrimci bir kızın cinsel organına cop
sokulması olayının sorumlusu olmakla suçlanmıştı. O’nun yüzü kızarmıyordu çünkü
yüzü is tutmuştu. Gayet rahatlıkla anlatıverdi olayı, çünkü o devletti. Kendi
beyanatına göre “gözleri bağlı insanların sorgularına” katılmıştı. Cinsel
organına cop sokulan kızı da tanıyordu zevat. Diyordu ki: “Sözü edilen kız, üst
dereceden bir komünistti. İfademi mazur görün ama bizim 21-22 yaşlarında aslan
gibi delikanlılarımız var. Eğer bir kıza bu biçimde işkence edecek olsalar,
sopaya niye ihtiyaç duysunlar ki?” Çirkindi. Çirkinliği en az Kenan Evreninki
kadardı. Ben Evren’in yüzüne baktığımda “Freddy’nin Kabusu”ndaki Freddy’yi
görüyorum. Siz de bakın siz de göreceksiniz. Kenan Evren bu filmde makyajsız
oynayacak kadar çirkindir çünkü. O nedenle onun yaptığı her resim bana yalnızca
kırmızı görünür. Fırçasından kan damlar. İşte Sunalp da öyledir.
Ancak
onun partisinde her kesimden isim vardır. Devrimci çocuklar bu ülkenin
işkencehanelerinde işkenceden geçirilirken; solcu oldukları için ve hatta
yalnızca Alevi oldukları, yalnızca Kürt oldukları için işkencelerden
geçirilirken Sunalp oralardadır. Sunalp partisini kurarken koşarak destek
verenler vardır. “Alevi” Profesör İzzettin Doğan vardır örneğin. İzzettin Doğan
çirkinler ne zaman sıkıştıysa gidip destekçi oluvermiştir. Sunalp’a da dost
olmuştur. Milletvekili adayı olmuştur, ombudsman olmuştur, akil insan olmuştur,
herşey olmuştur. Hatta bu ülkenin içine edenlerin başında gelen ve “Bana sağcılar
adam öldürüyor dedirtemezsiniz” diyen Süleyman Demirel’in has ahbabı bile
olmuştur.
Gerçi
O’nun babası da öyledir. O da onlardan birisidir. Hep onlardan yana olmuştur.
Onlar hep çirkini sevmiştir. Eli kirlenmişin elini tutmuştur. Yüzü islenmişin
yüzüne bakmıştır. Onlar çirkindir. Oysa sol fidan gibidir abiler, yakışıklıdır,
güzeldir. Deniz’in yüzü gibi tertemizdir. Kir tutmazdır. Zariftir, dal gibidir.
Sol yakışıklıdır abiler, sol hep güzeldir. Ama solcu olmak zordur, yürek
işidir.
ALİ MURAT
İRAT/BİRGÜN

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder