29 Nisan 2013 Pazartesi

Sol yakışıklıdır abiler


Bu coğrafyanın kimsesizidir solcular. Sahipsizdir. Azdır ama biri bindir. Yine de bedenleri dimdiktir. Fidan gibidir, yakışıklıdır, güzeldir. Kim ki solcudur onun yüzünde estetik vardır. Kim ki soldandır, gözlerinde emeğin parıltısı vardır. Cevvaldir sol, demir gibi serttir zulmün karşısında. Ama gün gelir, gözyaşlarıyla sulanan bir fidan gibi kırılgan oluverir. Dünyayı emek üzre görendir. Ona göre kim ki bir şeye emek vermiştir, orada hak onundur. Nerede bir haksızlık varsa onun karşısında bir solcu mutlaka vardır. Yeri gelir tek başınadır. Yeri gelir birden bin olur. Bir gider bin gelir. Tek başınaysa bile can sıkar, sömürenin düzenini bozar, söz eyler. Darda kalana nefes olur, kan emenin üzerine bir karabasan gibi çöker.

Kim ki asalaktır, onu gördüğünde ruhu daralır; kim ki haysiyetsizdir, solcunun olduğu yer ona dar olur. O, kim neyi hak ediyorsa onu verir: Kiminin hakkını, kiminin ağzının payını. Serttir. Amma ve lakin, bu ülkenin tarihinde solcularının otellere insanları tıkarak yaktığına rastlamamışsınızdır. Bu ülkede solcular ramazanda oruç tutacaksın ya da tutmayacaksın diye kimseleri dövmemiştir. Hiçbir ibadethaneyi bombalamamış, bilmem neye inanıyor diye hiç kimsenin evini işaretlememiştir. Kerbela’da onun safı bellidir. Sivas’ta bellidir, Roboski’de bellidir. Hrant’la sırtından vurulandır. Onun vurulduğu yerde bir vatan yeşerir. Vatanından sürgün edilendir. O, Deniz’in güzel yüzü, fidan boyu; Bedreddin’in çığlığıdır. İz bırakır. Olmak zordur. Ama sol yakışıklıdır, güzeldir, fidan gibidir.

Yeri gelir ağız dolusu küfürü bir çırpıda ediverir. Ana avrat düz gidendir. Ama küfürü bile hakkıyla edendir. Küfür en çok onun ağzına yakışır. Nerede sömüren varsa suratlarına pisliklerini bir küfür gibi çalıverir. O nedenle sevmeyeni çoktur. Ve sol ezildikçe, azala azala çoğalan tek şeydir.

Bir de onu ezmek için sırada bekleyen, yüzleri gibi yürekleri de is tutmuşlar vardır. Bunların yüzleri çirkindir. Elleri çirkindir. Bedenleri kan ve pislik içindedir. Dilleri tatlıdır ama zehirlidir. Azdır ama insanlıklarını tükete tükete çoğalanlardır. Nereye dönsen onlardan vardır. Bir kadın ah ediyorsa sebebi onlardır, bir çocuk ağlıyorsa sebebi onlardır. Sokak ortasında sırtından vurulmuşların katili onlardır. Açlık onlardandır, yoksulluk onların en iyi sanatıdır. Kara Afrika’da Botha’dır, Türkiye’de Kenan Evren’dir. İsimleri değişen ama zulümleri değişmeyenlerdir. Onlar çirkindir. Oysa sol yakışıklıdır, güzeldir. Onu unutmak insanlığı unutmaktır. Amma ve lakin çirkinleri unutmak da günahtır. Onları hatırlamak, hatırlatmak da sevaptır.

İşte unutmaya yüz tuttuğumuz çirkinlerden birisi de Turgut Sunalp’tır. Onu ben bir başkası nedeniyle hayıtlayıverdim yine. O, 1971 darbesinden sonra işkenceci, 1980 darbesinden sonra boynu kravatlı politikacı oluvermişti. 12 Eylül’den sonra Kenan Evren seçimlerden bir gece önce ona oy verin diye televizyon ekranlarından bir konuşma yapmıştı. MDP’nin kudretli genel başkanıydı. 1971 darbesi sonrasında işkencelere katılmış ve devrimci bir kızın cinsel organına cop sokulması olayının sorumlusu olmakla suçlanmıştı. O’nun yüzü kızarmıyordu çünkü yüzü is tutmuştu. Gayet rahatlıkla anlatıverdi olayı, çünkü o devletti. Kendi beyanatına göre “gözleri bağlı insanların sorgularına” katılmıştı. Cinsel organına cop sokulan kızı da tanıyordu zevat. Diyordu ki: “Sözü edilen kız, üst dereceden bir komünistti. İfademi mazur görün ama bizim 21-22 yaşlarında aslan gibi delikanlılarımız var. Eğer bir kıza bu biçimde işkence edecek olsalar, sopaya niye ihtiyaç duysunlar ki?” Çirkindi. Çirkinliği en az Kenan Evreninki kadardı. Ben Evren’in yüzüne baktığımda “Freddy’nin Kabusu”ndaki Freddy’yi görüyorum. Siz de bakın siz de göreceksiniz. Kenan Evren bu filmde makyajsız oynayacak kadar çirkindir çünkü. O nedenle onun yaptığı her resim bana yalnızca kırmızı görünür. Fırçasından kan damlar. İşte Sunalp da öyledir.

Ancak onun partisinde her kesimden isim vardır. Devrimci çocuklar bu ülkenin işkencehanelerinde işkenceden geçirilirken; solcu oldukları için ve hatta yalnızca Alevi oldukları, yalnızca Kürt oldukları için işkencelerden geçirilirken Sunalp oralardadır. Sunalp partisini kurarken koşarak destek verenler vardır. “Alevi” Profesör İzzettin Doğan vardır örneğin. İzzettin Doğan çirkinler ne zaman sıkıştıysa gidip destekçi oluvermiştir. Sunalp’a da dost olmuştur. Milletvekili adayı olmuştur, ombudsman olmuştur, akil insan olmuştur, herşey olmuştur. Hatta bu ülkenin içine edenlerin başında gelen ve “Bana sağcılar adam öldürüyor dedirtemezsiniz” diyen Süleyman Demirel’in has ahbabı bile olmuştur.

Gerçi O’nun babası da öyledir. O da onlardan birisidir. Hep onlardan yana olmuştur. Onlar hep çirkini sevmiştir. Eli kirlenmişin elini tutmuştur. Yüzü islenmişin yüzüne bakmıştır. Onlar çirkindir. Oysa sol fidan gibidir abiler, yakışıklıdır, güzeldir. Deniz’in yüzü gibi tertemizdir. Kir tutmazdır. Zariftir, dal gibidir. Sol yakışıklıdır abiler, sol hep güzeldir. Ama solcu olmak zordur, yürek işidir.

ALİ MURAT İRAT/BİRGÜN

Hiç yorum yok: