Allah’ın bir kısmınızı bir kısmınızdan üstün kıldığı şeyleri
isteyip durmayın. Erkeklere kendi kazandıklarından bir pay, kadınlara da kendi
kazandıklarından bir pay vardır.(4-Nisa Suresi 32)
Erkek olsun, kadın olsun inanmış olarak kim iyi fiiller gerçekleştirirse
onlar cennete girecek ve onlar bir çekirdeğin sırtındaki tomurcuk kadar bile
haksızlığa uğramayacaklardır.(4-Nisa Suresi 124)
Erkek olsun, kadın olsun, her kim inanmış olarak iyi fiiller
gerçekleştirirse onu mutlaka güzel bir hayatla yaşatırız ve onların
karşılığını, yaptıklarının en güzeliyle mutlaka veririz.(16-Nahl Suresi 97)
Onlar sizin giysileriniz, siz de onların giysilerisiniz.(2-Bakara Suresi 187)
Müslüman erkekler, Müslüman kadınlar, mümin erkekler, mümin
kadınlar, itaat eden erkekler, itaat eden kadınlar, özü-sözü doğru erkekler,
özü-sözü doğru kadınlar, sabreden erkekler, sabreden kadınlar, korunup sakınan
erkekler, korunup sakınan kadınlar, sadaka veren erkekler, sadaka veren
kadınlar, oruç tutan erkekler, oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler
ve ırzlarını koruyan kadınlar, Allah’ı çokça hatırlayan erkekler ve Allah’ı
çokça hatırlayan kadınlar; bunlar için Allah bir bağışlanma ve büyük bir ödül
hazırlamıştır.33-Ahzab Suresi 35
KADIN İMAM DA OLUR, MÜEZZİN DE, DEVLET
BAŞKANI DA
Kuran kadınların hiçbir göreve talip olmasını engellemez. Kadın
cumhurbaşkanı da, halife de, kadı da, yargıç da, imam da, müezzin de olabilir.
Çünkü Kuran’da yasaklanmayan her şey serbesttir. Serbestlik asıl olan, yasak
ise istisnadır. Yasak için vahye yani Kuran ayetine ihtiyaç vardır. Böyle bir
yasak olmadığına göre kadın topluma namaz kıldırıp imam da olur, tüm milleti
yönetecek cumhurbaşkanı veya başbakan da olur… Gerek
Müslüman memleketlerde, gerek diğer ülkelerde kadınların neden devlet yönetiminde
ikinci sırada kaldığı tartışılması uzun bir konudur. Fakat şurası açıktır ki
Kuran’ın anlattığı dinde buna hiçbir engel yoktur.
KURAN’DA BAŞI KAPAMAK GEÇMİYOR
Mümin kadınlara da söyle: Bakışları ölçülü olsun ve cinsel
organlarını korusunlar. Süslerini, kendiliğinden görünenler hariç açmasınlar.
Örtülerini yaka açıklarına koysunlar. Süslerini şu kişilerden başkasına
göstermesinler: Kocaları, yahut babaları, yahut kocalarının babaları, yahut
oğulları, yahut kocalarının oğulları, yahut kardeşleri, yahut kardeşlerinin
oğulları, yahut kendi kadınları, yahut ellerinin altında bulunanlar, yahut
kadına ihtiyaç duymaz olmuş erkeklerden kendilerinin hizmetinde bulunanlar,
yahut kadınların mahrem yerlerini henüz anlayacak yaşa gelmemiş çocuklar.
Gizledikleri süsleri bilinsin diye ayaklarını yere vurmasınlar. Ey müminler,
hepiniz topluca Allah’a tövbe edin ki kurtuluşa erebilesiniz.(24- Nur Suresi 31)
Kadını,
kendi zihniyetine göre yaşatmak isteyen zihniyetin çarpıttığı ayetlerin başında
bu ayet gelir. Bu ayetteki “hımar” kelimesi geniş manalı bir kelime olup “örtü”
manasına gelir. Eski Arap yazılarına bakılırsa “hımar”ın yere konulan, masaya
örtülen veya herhangi bir örtüyü tarif edebileceğini görürüz. “Hımar”, başı
örterse başörtüsü olur, masaya konursa masa örtüsü olur. Eğer “hımar” kelimesi ile başın
örtülmesi istenseydi “hımar ürres” gibi bir vurgulama ile başörtüsü denebilirdi. Böylece “res” kelimesi ile baş bölgesi vurgulanır ve
“hımar” ile beraber başörtüsü net bir şekilde anlaşılırdı. Nitekim abdest alınmasıyla
ilgili ayette başın sıvazlanması söylenirken, baş kelimesi Arapça karşılığı
“res” ile vurgulanır.
Üstelik ayette kapatılacak yerin “yaka açığı” olduğu geçer. Yani
“hımar”ın başı kapatması değil, “yaka dekoltesi”ni örtmesi istenir. (“Yaka
açığı” manasına gelen “cuub” kelimesi hem bu ayette kapanılacak bölgeyi
belirtmek için, hem de Hz. Musa’nın yaka açığına elini soktuğunu belirten
ayetlerde geçer.) “Hımar”
kelimesi sırf başörtüsü manasına gelseydi bile bu ayetten başı örtmek değil,
yine “yaka dekoltesi”ni kapatmak anlaşılacaktı. Üstelik başörtüsünü Kuran’a maletmek isteyen zihniyet, açık bir
saptırma yaparak; “felyedribne” fiilini “salsınlar” diye tercüme etmektedir.
Böylece ayet, “başörtüsünü yaka açıklarına salsınlar” şeklinde okunacaktır.
Oysa hiçbir şekilde “darabe” kökünden türeyen “felyedribne” fiili “salsınlar”
manasına gelmez. Bu fiille, örtünün “yaka açığına konulması” yani “yaka
açığının kapatılması” anlatılır. Kuran’da
“salsınlar, indirsinler” manasında “felyüdnine” kelimesi kullanılır. Allah böyle bir ifade kullanmak
isteseydi “felyedribne” fiili yerine “felyüdnine” fiilini kullanmaz mıydı? Bu örnek bize, gelenekçi zihniyetin, kendi fikirlerini
doğru çıkartmak uğruna gereğinde Kuran’daki kelimelerin manasını kaydırmaktan
çekinmediğini göstermektedir.
Ayette
diğer dikkat etmemiz gereken nokta “süsler” kelimesi ile neyin kastedildiğidir.
Bizim kanaatimize
göre “süsler” kelimesi ile özellikle “göğüsler” kastedilmektedir. Çünkü
ayetteki tüm noktalarla, mantıklı bir şekilde, göğüs bölgesinin uyum sağladığı
kanaatindeyiz. Birincisi, ayette “yaka
açıklarının kapatılması” geçiyor, yaka açıklarından ise göğüsler gözükür.
İkincisi, ayette gizlenen süslerin belli edilmesi için “ayakların yere
vurulmaması” geçiyor. Ayaklar yere vurulduğunda vücutta belli olacak yer
özellikle göğüslerdir (sütyenin o dönemde icat edilmediğini düşünürsek, bu daha
da iyi anlaşılır). Üçüncüsü, ayetten kendiliğinden görünenler hariç süslerin
kapanması söylenmektedir. Ne
kadar kapatılmaya çalışılırsa çalışılsın özellikle iri göğüsler, çeşitli
fiziksel hareketlerde, hatta rüzgarın esmesiyle elbise yapışınca bile kendini
belli edebilir. Ayetten bunun doğal olduğu anlaşılır. Dördüncüsü, ayette süslerin
kimlerin yanında açılabileceği söylenir. Kuran’daki
diğer ayetlerden kadınların bir kısmının iki yıl gibi uzun bir süre çocuklarını
emzirdiğini görüyoruz. Kadının, babası gibi yakınlarının yanında, çocuğu
acıktığında ve ağladığında onu emzirmesi gerekebilir. Ayetteki bu açıklamanın
özellikle bu konuda kadınlara büyük kolaylık sağlayacağı kanaatindeyiz.
Ayetteki bahsedilen ifadelere, göğüs gibi uyan başka bir bölge bulunmadığı için
süslerle özellikle göğüslerin kastedildiği sonucuna varabiliriz.
KURAN’DA ÜNİFORMA YOK
Kadınların
kapanması konusunun daha da iyi anlaşılması için ikinci olarak
Ahzab
suresinin 59. ayetini de inceleyelim:
Ey Peygamber! Eşlerine, kızlarına ve müminlerin kadınlarına söyle
cilbablarını (elbiselerini) üzerlerine giysinler. Bilinip incitilmemeleri için
bu daha uygundur.(33-Ahzab Suresi 59)
Bu ayetin anlaşılmasında kilit kelime “cilbab”dır. “Cilbab”
Arapça’da gömlek, elbise gibi üste giyilen giysileri ifade eden bir kelimedir. Fakat hiçbir şekilde cilbab, belli bir yerden belli
bir yere kadar örten giysi manasına gelmez. Mezhepçi din anlayışını
benimseyenlerin kimisi, kadının yüzü de dahil vücudunun tümünün örtülmesinin
farz olduğunu, kimisi iki gözü, kimisi tek gözü dışındaki her yerini örtmesinin
farz olduğunu, en ılımlıları ise yüz, eller ve ayaklar dışında her yerini
örtmesinin farz olduğunu savunurlar. Oysa kadınların kapanmasıyla ilgili dinin
tek kaynağı olan Kuran’da açıklananlar bu iki ayetle sınırlıdır. Yani
kadınların başını örtmesi, peçe giymesi ve diğer anlatılan sınırlar; Kuran’ın
değil geleneklerin ve şahsi görüşlerin dine sokulmasının sonucudur. Eğer Allah böyle katı sınırlar
çizmek isteseydi, bir ayette “Cilbabla, yüzünüz ve elleriniz dışında her
yerinizi örtün” şeklinde bir sınırla kapanmanın sınırlarını çizebilirdi.
Peygamberimiz’in döneminde kadınların bir kısmının çırılçıplağa
yakın, göğüsleri açıkta dolaştığı, hatta İslam’ın hakimiyetinden önce
putperestlerin Kabe’de haccı çıplak yaptığı söylenir (Kurtubi, el Cami-il Ahkamil Kuran 7/189). 33-Ahzab suresi 33. ayetten de İslam’dan önceki
cahiliye döneminde kadınların süslerini açığa vurduğunu anlayabiliriz. Kendi dönemindeki ölçüyü ve fahişe kadınların
açıklığının derecesini bilen kadınlar, elbiselerini ona göre ayarlayıp bu
tacizden kurtulurlar.
Kapanmayı
tarif etmemesine rağmen, kadınların giyimine değinen son ayetse 24- Nur Suresi
60. ayettir:
Nikah arzuları kalmamış, hayızdan kesilen kadınların süslerini
göstermeye çalışmadan siyablarını (giysilerini) çıkarmalarında kendilerine bir
günah yoktur. İffetli davranmaları kendileri için daha hayırlıdır. Allah
İşitendir, Bilendir.24-Nur Suresi 60
Bu ayette geçen “siyab” kelimesi de hiçbir şekilde belli bir
yerden belli bir yere kadar olan bölgeyi kapatan bir elbise manasına gelmez. Bu
ayetten, belli bir yaşa gelmiş kadınların, kıyafetlerine daha az dikkat
edebileceğini anlıyoruz.
Günümüzde
başörtüsü için yapılan eylemleri görenler, Kuran’da geçmeyen bu kapatma
şekillerinin İslam’ın en temel hükümlerinden olduğunu, Kuran’da ısrarla bu konu
üzerinde durulduğunu sanmaktadırlar. (Başörtülü hanımların, başörtüsüz
hanımların yer alabildiği günlük yaşamın alanlarında, yer almasının
yasaklanmasının çok hatalı bir uygulama olduğu kanaatindeyiz. Fakat bu, başı
örtmenin dini bir mecburiyet olup olmadığı ile karıştırılmamalıdır.)
Başörtüsünü ısrarla savunup eylemler yapanlara, eylemlerinin ve
zıtlaşmanın sonunda, uğrunda bu kadar zahmete katlandıkları şeyin din değil de
gelenek olduğunu anlatmak daha da zorlaşmaktadır. Yapılan her eylem, akıllı düşünmeyi ve objektifliği
kenara bıraktırmakta, akılcılık ve Kuran’ı samimi değerlendirme yerine örfe
sahip çıkma ve inat ön plana çıkmaktadır.
Başörtüsü
yüzünden okulundan ayrılan bir kıza, “Başörtüsü veya pardesülü kapanma diye bir
şey dinde yok, sen din adına Arap örf ve adetlerine, Emevi ve Abbasi döneminin
uydurmalarına sahip çıkıyorsun” denilince, o kız sizi ne kadar objektif değerlendirebilir?
Hepimiz, din adına
gelenekleri ve kendi yaklaşımlarını dinselleştirenlerle beraber kişisel hak ve
özgürlükleri kısıtlayan, başörtüsü ve kıyafet yasağı gibi gereksiz
uygulamalarla insanları radikal çizgilere iten yasaklamacı kafalarla da mücadele
etmek zorundayız.
Allah,
kitabı Kuran’da her türlü detayı verdi ve böylesi fıkıh ve hadis kitaplarına
bizi muhtaç etmedi. Ne mutlu Kuran’ın yeterliliğini anlayanlara. Ne mutlu Kuran’a güvenenlere.
Kendilerine okunmakta olan Kitab’ı sana indirmemiz onlara
yetmiyor mu?
29-Ankebut Suresi 51


Hiç yorum yok:
Yorum Gönder