18 Ekim 2010 Pazartesi

Anadolu Aleviliği nasıl doğdu?

Dünün özeti

Zülfü Livaneli’nin dünyanın en saygın üniversitelerinden biri olarak gösterilen Princeton Üniversitesi’nde 2001 yılında verdiği “Anadolu İslamı ve Alevilik” konferansının tam metnini dün yayımlamaya başladık. Livaneli’nin Princeton Üniversite’sinde verdiği konferanstan, dün gazetetemizde yayımlanan bölümün özeti:

*
Bugün Türkiye mahkemelerinden 27 bin cinayet davası görülmekte. Çeşitli nedenlerle adam öldürmenin makul görülebildiği ve hatta zaman zaman insana şan ve şeref kazandırdığı geleneklere sahip olan Türkiye için şaşırtıcı bir sayı değil bu. Çünkü din uğruna, vatan uğruna, namus uğruna ve ideoloji uğruna, hatta erkeklik uğruna cinayet işlenmesi geleneklere göre pek de ayıp sayılmıyor. Diğer suçlar ise cinayetle ölçülemeyecek kadar fazla sayıda. Ve ne yazık ki bu durum sadece Türkiye’ye özgü değil. Dünyanın değişik bölgeleri, suçtan ve şiddetten arındırılamıyor. Son zamanlarda Amerikan halkını dehşete düşüren okul cinayetleri bunun göstergelerinden biri. Şimdi size Orta Anadolu’da bir kasabadan söz etmek istiyorum. Bu kasabanın adı Hacı Bektaş. Adını 13. yüzyılda Horasan’dan gelerek buraya yerleşmiş manevi bir otorite olan Hacı Bektaş’tan alıyor. Her yıl ağustos ayında bu kasabaya 500 bin kişi geliyor. Türkiye’nin her yöresinden Hacı Bektaş’ı anmak için bu kasabaya gelenleri ağırlayacak otel yok. Sıcak havada kadınlar, erkekler, çocuklar ağaçların altında yatıyorlar. Sularını, ekmeklerini bölüşüyorlar. Ve günlerce süren bu festival sırasında hiç “suç” kapsamına girecek bir fiil işlenmiyor. Ne hırsızlık var, ne kavga, ne yankesilicik, ne ırza tecavüz, ne hakaret.

* Şimdi işin en can alıcı bölümüne geliyorum. Bu kasabada yıllardır hiç suç işlenmediği için Türkiye Cumhuriyeti Adalet Bakanlığı 1995 yılında aldığı bir kararla hapishaneyi kapattı. Çünkü işlevsiz bir bina olarak boş duruyordu. Jandarma ve polis defterleri de tertemiz. Çünkü işlenmiş bir tek suç kaydı yok.

Suçun her gün arttığı bir dünyada, Türkiye’nin tam ortasındaki bir kasaba nasıl oluyor da şiddetten yüzde yüz arınabiliyor?
Suçun her çeşidini dışlayabiliyor? Bu sorulara verilecek cevap tek kelimelik: Kültür!

* Bu insanların geleneksel kültürleri onları suçtan koruyor. Hacı Bektaş’ın geleneği suç işlemelerine engel oluyor. Irk, dil, din ve cinsiyet ayrımını ortadan kaldırıyor. Bugün Türkiye’de onun yolunu izleyen milyonlarca kişi, “insan kardeşliği” düşüncesinde birleşiyor. İbadetlerini saz eşliğinde söyledikleri semahlar ve bunlara uygun danslarla yapıyorlar. Hem de kadın erkek bir arada. Kadınları çarşaf içinde değil. Dört kadınla evlenmelerine de hiçbir zaman izin verilmemiş. Bırakın dört kadını, ikinci bir kadın almak bile “yol düşkünü” olmak sonucunu doğuruyor. “Yol düşkünü”, işlediği herhangi bir suçtan dolayı toplum dışına itilmek anlamını taşıyor. Şarap yapmayı biliyorlar, içki içiyorlar. Şenlikleri ve törenleri Dionysos bağ bozumu ayinlerine çok benzeyen bir coşkunlukta. 21. yüzyıla aktarılan ve bugün de milyonlarca kişi tarafından devam ettirilen bu barışçı kültür nasıl oluşturuldu, nasıl gelişti? Bu soruların cevabını bulmak için 700 yıl öncesine, 13. yüzyıla gitmek gerekiyor.
YESEVİ DÜŞÜNCESİ, DERVİŞLERLE ANADOLU VE BALKANLARA YAYILDI

Hümanist ögelerle İslamı karıştırarak, Ortodoks İslam anlayışının dışında bir akım geliştiren Ahmed-i Yesevi’nin öğretisi gezici dervişlerle Anadolu ve Balkanlara yayıldı. Yesevi’nin öğrencilerinden biri de Hacı Bektaş’tı... Hümanizm ve hoşgörü öğretisinin yüzyılları aşan gücü böyle ortaya çıktı... Bugün Anadolu’da 23 milyon Alevi bu öğretinin izinde...

Anadolu Aleviliği 11. yüzyılda Anadolu Selçukluları döneminde ortaya çıkmış ve 13. yüzyılda gelişmiştir. Bu dini akımın doğuşu ve yayılışındaki en büyük etken Horasan’dan Anadolu’ya geçen gezici dervişler olmuştur. Bu gezici dervişlere Türkistan Erenleri, Horasan Erenleri ve Rum Erenleri denilmektedir. Türkistan Orta Asya’da, Horasan İran’dadır. Rum deyimi ise Anadolu’yu, yani Doğu Roma topraklarını anlatmak için kullanılmaktadır.
Bu erenlerin en önemli pirlerinden birisi Ahmed-i Yesevi’dir. “Türkistan’ın doksandokuz bin pirinin piri” denilen Ahmed-i Yesevi’ye, Horasan’daki yetmiş yedi bin pirin de bağlı olduğu Vilayetname gibi kaynaklarda yazılıdır. Rum’da yani Anadolu’da da 57 bin pir vardır.

Hümanist ögelerle İslamı karıştırarak, Ortodoks İslam anlayışının dışında bir akım geliştiren Ahmed-i Yesevi, yetiştirdiği öğrencileri, bu anlayışı yaymak üzere çeşitli ülkelere gönderiyordu. İlk başta heteredoks bir inanç biçimi olarak görülen Yesevi düşüncesi, bu gezici dervişler yoluyla Anadolu ve Balkanlara yayıldı. Yesevi’nin öğrencilerinden Hacı Bektaş, Orta Anadolu’ya bugün Hacı Bektaş kasabası olan Suluca Karahöyük’e geldi. Otman Dede ve Baba İshak Amasya’ya Sarı Saltık Bulgaristan’a Dede Kargın Antalya’ya yerleşerek öğretiyi yaymaya başladı. Aradan yedi yüz yıl geçmesine rağmen Yugoslavya’da, Arnavutluk’ta, Bulgaristan’da büyük bir Alevi kitlesinin yaşamakta oluşu ve Anadolu’da 23 milyon Alevi’nin varlığı bu etkinin gücü hakkında bir fikir verebilir sanırım.
Hacı Bektaş ve Mevlana...

Ahmed-i Yesevi’nin öğrencilerinin 13. yüzyılda din fanatizmine, cinsel ayrımcılığa ve ırk ayrımına karşı çıkışları nasıl açıklanabilir? Belki de bunun cevabı, Anadolu’nun karmaşık dinsel ve ırksal yapısında gizli. O yılların Anadolu’su Moğol saldırıları altında karmaşık ve çalkantılı bir dönem yaşıyordu ve birçok din, ırk bir araya gelmişti. Belki de hoşgörülü olmaktan başka bir çareleri yoktu. Bir arada yaşamanın ve birbirini öldürmemenin tek yöntemi olarak gezici dervişlerin temsil ettiği hümanizm ve hoşgörü öğretisine sarıldılar. Ahmed-i Yesevi öğretisinin yüzyılları aşan gücü böyle ortaya çıktı. Ama bu inancın oluşmasında, 13. yüzyıl öncesi Mezopotamya ve İran kültürünün de büyük etkileri olabilir.

Mesela M.Ö 600 dolaylarında İran’da yayılmış bulunan Zerdüşt (Zarahustra) dini de Spenta Mainyu adlı iyilik ve Angra Mainyu adındaki kötülük ruhlarına sahipti. Bu, Alevilerin etkilendiği Şamanizm’e çok yakın bir inanç formuydu. 5. yüzyıl sonlarında yine İran’da ortaya çıkan Mazdek akımı da iyilik ve kötülük arasındaki mücadeleye inanıyordu. İyi aynı zamanda ışıktı, kötü ise karanlık.

Hiç yorum yok: