31 Ekim 2010 Pazar

Nerelisin hemşerim?

SIRRI SÜREYYA ÖNDER      31/10/2010

TOPLAM KÖY SAYISI BELLİ DEĞİL!
Türkiye’de kaç köy var?
Devlet kurumları kendi aralarında anlaşsalar biz de bileceğiz ama DİE verileriyle İçişleri Bakanlığı bu konuda bir fikir birliğine varabilmiş değiller. Birisi 34 bin 600, derken diğeri 35 bin 200 olduğunu düşünüyor. Tek bildiğimiz birisinin yalan söylediği. Eh bu da bizler için niyeyse hiç şaşırtıcı değil.
Eğer artıp eksilmemişse 923 adet de ilçemiz olduğu söyleniyor. 81 il merkezini de ekleyip yuvarlak bir hesap yaparsak 36 bin civarında, adıyla anılan yerleşim merkezi var diyebiliriz.
Peki kaç adet yöre derneği var dersiniz? 100 bin dolaylarında!
Yanlış okumadınız yazıyla yüzbin…

BUNU DA 12 EYLÜL YAPTI

Bu yaygınlık 12 Eylül cuntasının başımıza sardığı belalardan birisidir. İnsan toplumsal bir varlıktır, dolayısıyla siyaset yapar. Ekmek kadar su kadar doğal bir ihtiyacıdır siyaset yapması. Siz bakmayın halkımızın politikaya ilgisiz olduğunu çemkiren politikacılara. Yeryüzünde bizim halklarımız kadar siyaset düşüneni, siyaset yapanı az bulunur. Bunu söyleyenler hiç bir semt kahvesine girmemiş, bir mahalle düğününde oynamamış, bir ölü evine gidip ağlamamış kibirli soytarılardır. Bizim halkımız siyaset yapamazsa ölür, o kadar bağımlı ve ilgilidir.
Egemen söylemin durmadan çiğnediği bir sakız vardır; camiye kışlaya ve okula siyaset sokulmaz! Aslında burada yasakladıkları, yoksulların siyasetidir. Kendileri her zaman ve en çok bu üç mecrada siyaset yaparlar.
12 Eylül tüm partileri, sendikaları ve dernekleri kapatınca –MESS, TÜSİAD vb. hariç- pıtırak gibi yöre dernekleri kurulmaya başlandı. İşin ucunda dayak yemeden toplumsallaşma fırsatı olunca rağbet çoğaldı. Bu sayı artık yüz binlerle ifade ediliyor ve yoksullar sadece “yardım edilen-sadaka verilen” statüsüyle yer bulabiliyorlar yörelerinin derneklerinde. Çocuğuna burs verilen, kendisine doktor bulunan, evine odun kömür gönderilen birisi tabii ki haddini aşarak zengin hemşehrilerinin karşısında diklenemiyor, komisyonlara seçilemiyor. Artık ağzını açtığında tek bir şey söyleyebilir “Allah hemşehrilerimizden veya Ahmet Mehmet Başkandan razı olsun!”

ANASINA SÖV AMA MAKAMIYLA

Medyadaysanız istediğiniz eğilime küfredebilirsiniz, makamını tutturmak şartıyla serbesttir. İstediğiniz inancı aşağılayabilirsiniz. Bir ilahiyatçı ya da bir edebiyatçı teknik olarak çok daha aşağılayıcı sözler kullandığında baş tacı edilip adam muamelesi görür ama M.Ali Erbil mesela makamına uyduramadığı için rezil olmuştur. Cinsel tercihlerinden dolayı bir insanı aşağılamak serbest değil neredeyse şarttır. Bir allahın kulu da çıkıp da bu yaptığınız terbiyesizliktir demez. Atatürk’e, Humeyni’ye, Lenin’e Kılıçdaroğlu’na, Erdoğan’a saydırabilirsiniz de iki şey vardır ki söz söyleyemezsiniz; Fenerbahçe ve herhangi bir yöre ismi… Söyleyeni üç vakte kadar berhava ederler. Bir top kendirle götürürler, anlamazsınız.
Kısacası bir insana sövebilirsiniz ama yöresini söylememek şartıyla. Farkındaysanız Fenerbahçeden bahsetmiyorum bile.

HERKES REİS KIZILDERİLİ YOK!

Siz hiç Berlin ve ilçeleri yardımlaşma ve dayanışma derneği duydunuz mu? Ya da Kolorado köylerini kalkındırma derneği tabelasına denk gelme şansınız var mıdır?
Bizde bir sektör olmuştur ve aşağı yukarı şöyle çalışır:
Önce zengin ama dana kıvamında bir kaç zengin esnaf bulunur. Yöre adı vermeden diyelim ki Zortana ilinde doğanların İstanbul vilayetinde tehdit altında olduklarına inandırılır. Dayanışmamız lazım argümanı işlenirken mutlaka Vartana ilindekilerin bu işi nasıl kotardıkları hasetle anlatılır. Çoluk çocuğuna bile söz geçiremeyen adam adının sonuna kuyruk gibi eklenen başkan sıfatıyla iyice kulak memesi kıvamına geldiğinde operasyon bitmiştir. Gerisi rutine bağlanmıştır. Küçük bir meclis karikatürü oluşturulur. Hiç düz üye yoktur. Herkes yaptığı meslekle ilgili komisyona başkan seçilir. Daha fukara olanlar da komisyon başkan yardımcısıdır. Adam tencere tava satıyordur ama kendisini birdenbire Zortana derneğinin metal işverenleri komisyon başkanı olarak bulur. Artık günaşırı dövdüğü karısı da altın-kısır günlerinde bir başkandan dayak yemekte olmanın gururuyla gezecektir. Gazete büfesi olan bir adamın medya komisyon başkanı seçildiğini gözlerimle gördüm. Bu derneklere gittiğinizde herkesin birbirine başkan diye seslendiğini duyarsınız. Başkan öpseniz geçinirsiniz, o kadar yani. Gebeş bir radyo kanalı ve en az onun kadar kömüş bir sunucu da bulduğunuzda geriye iki şey kalır. Birincisi yöreye özgü bir yemek, ikincisi de Milli Emlak’dan bir dernek binası. Bildiğimiz mantının her yörede başka bir ismi olduğunu ve dünyada başka hiç bir yerde orası kadar özgün yapılmadığını dinler durursunuz artık. Yaz ayları gelende geleneksel piknik günleri başlar. Bu kadar para harcayan başkanların orgazm olma günleri de diyebiliriz. Özellikle ebeveynler ergen oğlan ve kızlarına Zortanalı bir kısmet ararlar.
Niye Zortanalı? Siz birbirinizi aldınız da boyunuz mu uzadı? Zortana iyi bir yerdi de niçin orada 30 bin kişi yaşarken İstanbul’da 750 bin kişisiniz?! Madem birbirinizi yeyip ete para vermeyecektiniz niçin geldiniz İstanbul’a?
Bu soruları soramazsınız, cevabı başka yerdedir çünkü.
İnsan toplumsal bir varlıktır, siyaset yapmazsa ölür.
Bu ülkede de Siyaset daima dayak yer.
Dayak yemeden siyasallaşmanın tek yolu yöre dernekleridir.
Günlük Hayat Faşizmi en çok futbol tribünleri ve yöre derneklerinden beslenir.
İşbu yazı %42 veya 58’in sırrını yanlış yerde arayanlara ithaf edilmiştir.
Ne? Haaa! Yok canıım, bu yazıyı sizin yörenin derneğini kastederek yazmadım.
Tabii ki sizinkinin hali bir başka hele o hıngal yemeğiniz, vay ki vay!

 

Hiç yorum yok: