29 Ocak 2011 Cumartesi

"Hangi Hizbullah?" sorusuna, MİT Müsteşarı ne cevap verdi?

29 Ocak 2011 Cumartesi
1980'lerin sonu... Bir grup gazeteci, dönemin Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı Teoman Koman'a Hizbullah’ı soruyor. İşte cevabı: “Hangi Hizbullah? İran’daki mi? PKK’nın baskılarına karşı kendini koruyan, dini inançları kuvvetli vatandaşlar mı?” Dipnot.tv'nin Hizbullah yazı dizisi başlıyor!
Masum değiliz hiçbirimiz!

Türkiye, son bir ayda her bir vatandaşının adalet duygusunu zedeleyen gelişmeler yaşadı.

Yargı ile hükümetin kavgasında ‘adalet’ ezildi...

Neden mi?

Önce biraz Hizbullah'ın ne olduğunu, yarattığı dehşetin nereden nereye geldiğini irdeyelim.

Kapsamlı araştırmalara göre bugün eli kanlı 9 üyesi aramızda dolaşan Hizbullah terör örgütü, 180'den fazla insanı öldüren, domuz bağları, satırlar ve mezar evlerle anılan birçok faili meçhul cinayete imza atan bir örgüttü. Bölgede PKK ile mücadelede yasadışı faaliyetler dahil her türlü 'tedbir'in alınabileceğini düşünen bir grup devlet görevlisiyle 'koalisyon' kurmuş bir yapılanmaydı. Bir tarafından kendi düşmanlarını ortadan kaldırıp, diğer yandan da PKK'lıları, PKK'ya destek verenleri ortadan kaldırarak kendi icraatlarının görmezden gelmesini sağlıyorlardı.

Bugünlerde Ergenekon sanığı Arif Doğan'ın ifadelerinden "Hizbullah'ı ben kurdum" türünden cümlelerin cımbızlanması bundandır.

Gerçekten Hizbullah'ı Arif Doğan mı kurmuştu?

Elbette hayır! Sünni olmalarına karşın İran rejimine özenen, bazı Arap ülkelerindeki 'islamcı düşünürlerden' esinlenen ve ilham alan Hizbullah kurucuları Hüseyin Velioğlu, Fidan Güngör, Mansur Güzelsoy, Abdullah Yiğit (Mehmet Ali Bilici) ve Ubeydullah Dalar, gerekirse silahlı güç kullanarak 'İslam devrimi' hedefleyen bir gruptu.

Kitapevinde kuruldu, kitapevinde bölündü

Temelleri 1981′de Batman’da Ekrem Baytap’ın Cem kitabevinde atılan örgüt, daha sonra çalışmalarını İstanbul ve Diyarbakır gibi kentlerde sürdürmüştü. Örgütün ilk eylem firesi PKK'nın da Eruh baskını ile silahlı eylemlerine başladığı 1984'te, İstanbul'da olmuştu. Bir kuyumcu soygunundan sonra bazı üyeleri yakayı ele veren örgütün o güne dek 20 eylem yaptığı ortaya çıkmıştı.

1987'de Hüseyin Velioğlu’nun Diyarbakır’dan ayrılarak Batman’a gitmesi, İlim Kitabevi’ni kurması, 'İlimciler' olarak adlandırılan Hizbullah’ın 'saldırgan' yanını da ortaya çıkarmış oldu. Hizbullah kurucularından Fidan Güngör ve Mansur Güzelsoy, "Silahlı mücadeleye karşı çıktıkarak Velioğlu’ndan ayrılıp Menzil Kitabevi çevresinde örgütlendiler. O günden sonra Hizbullah 'İlimciler' ve 'Menzilciler' diye iki yapı olarak anıldı. İki grup bir süre sonra karşı karşıya geldi ve şiddet yanlısı "İlimciler", Menzilci lider Ubeydullah Dalar’ı döverek öldürdüler. Fidan Güngör ise İstanbul’da kaçırıldı ve kaybedildi.

PKK ile yolları kesişince

Aynı yıllarda PKK'da güç kazanıyor, Batman ve Diyarbakır'da Hizbullah ile çıkar çatışması içine giriyordu. Güneydoğu'yu insan kaynağı olarak gören iki örgüt, karşı karşıya geldikleri yerlerde çatışma emareleri veriyordu.

İşte tam bu noktada, TSK içinde bir grup, "Düşmanımın düşmanı dostumdur" yaklaşımı ile PKK'ya karşı Hizbullah'ı destekleme kararı aldı. 1991′den itibaren bölgede JİTEM, 'beyaz toros' ve Hizbullah efsaneleri birlikte anılmaya başlandı. Kayıplar, faili meçhuller konuşulur oldu. PKK ve yasal zemindeki destekçileri kısa sürede karşılarındaki gücü 'Hizbulkontra' olarak adlandırmaya başladı. Bu dönemde, 1000'e yakın insan öldürüldü, buna karşın İlimci gruba hiç dokunan olmadı. Dönemin Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) Müsteşarı Tümgeneral Teoman Koman'ın kendisine Hizbullah’ı soran gazetecilere verdiği
“Hangi Hizbullah? İran’daki mi? PKK’nın baskılarına karşı kendini koruyan, dini inançları kuvvetli vatandaşlar mı?” yanıtı durumu özetler nitelikteydi. (Dipnot)

Hiç yorum yok: