28 Ocak 2011 Cuma

TÜRKİYE’DE 3 KÜRSÜ ÇOK ÖNEMLİDİR…


1-KÜRSÜDEKİ HOCALAR:



*Hükümetin, YÖK  eliyle üniversite hocaları sindirildi

(İtaatkar YÖK.)

*Üniversite niteliksizliştirilerek bilimsellikten ısrarla uzaklaştırıldı.

(Çünkü;Bilimsellik aydınlıktır…)

*Rektörler,Dolmabahçe sarayında Erdoğan’ı el-pençe sessizce dinleyerek talimatlarını aldı ve uygulamaya başladı.

(İtaatkar rektör ve üniversiteler..)

*12 eylül 1980 “Netekim faşizmi” hariç, hiçbir dönemde kampüslere sivil-resmi polisler davet edilmedi. Bu dönemde öğrencilerin defter-kitaplarına kadar girişlerde arandı.
 ( İtaatkar öğrenci olmazsanız,gücüm sizi ezer… )

*Üniversite gençliği seslerini-sorunlarını duyurabilmek adına her kafalarını kaldırmasıyla polis coplarının-biber gazının  hedefi oldular. (İtaatkar öğrenci…)

SONUÇ: Üniversite gençliğinin direnci hariç, rektörler ve dekanlar sindirilerek ele geçirilerek"KÜRSÜDEKİ HOCALAR" susturuldu…



2-KÜRSÜDEKİ HAKİMLER:


  12 eylül 2010 tarihinde “ileri demokrasi” söylemiyle referanduma giden ve %57 oy’la kabul edildikten sonra sıra “Kürsüdeki hakimlere” gelmişti sıra ve öyle oldu.

Adalet siyasallaştırılması ve yandaşlaştırılması adına;

*HSYK’nın tüm yapısı değiştirildi.

*Hükümete yakın durmayan ve biat etmeyen savcı ve hakimler kış günü tayinleri çıkartılarak yerine kendilerine yakın olanlar getirildi.

*Anayasa mahkemesi üye sayıları ve içeriği/görev tanımları değiştirilmeye başlandı.

*Yarsav gibi STK.lar ve sesini duyuran/karşı çıkan hakim -savcılar hükümetin hedefi oldular ve yıpratılmaya başlandılar.

  “ADALET DOMUZ BAĞIYLA BAĞLANDI.”

SONUÇ:Yargıtay,Yarsav ve birkaç savcı-hakimlerin münferit çıkışları hariç “KÜRSÜDEKİ HAKİMLER” ele geçirildi…



3-KÜRSÜDEKİ İMAMLAR:



Yüce Atamız şöyle der;

Bizim dinimiz aklın, mantığın uyduğu bir din olmasaydı mükemmel olmazdı,son din olmazdı” der.

Ama!..Akıldan,mantıktan..hurafeler,korkular yaratılarak, batıllaştırılarak insanları “Allah”ın kelamı olan yüce kitap “Kuran-ı Kerim’den” gerçek anlamından uzaklaştırdılar.

*Korku imparatorluğu adına uydurma hadisler yaratarak, imamlar vasıtasıyla saf ve temiz inanan insanları köleleştirdiler.Zorla “itaat” etmeye ve biat etmeye zorlandılar…



Erich Frommİtaatsizlik Üzerine” kitabında şöyle diyor: “İnsan yalnızca itaat ediyor ya da başkaldırmıyorsa köledir, ama yalnızca başkaldırıyor ve itaat etmiyorsa da isyankârdır (devrimci değildir). İsyan eden kişi de bir ilke ya da inanç adına değil, öfkesi, incinmiş gururu ve düş kırıklığı nedeniyle davranır.” (s. 10)



İslamiyet! Din, böylece zaten muhafazakâr olan toplumun adeta bir süper-ego’su, bir üst-benliği (isterseniz üst kimliği deyin) olarak kurgulanmıştı. Toplum “çocuklaştırılmıştı”. Tıpkı bir çocuğun korku nedeniyle babasının yasaklarına boyun eğmesi ve emirlerine itaat etmesi gibi...

Zaten kitlelerin karşısında bir “devlet baba” vardı. İşte şimdi din, kapitalist devletin de yardımına gelmişti. Devletin laikliği ile toplumun dindarlığı, açlığa ve sömürüye karşı itirazların bastırılması söz konusu olduğunda, aynı madalyonun iki yüzüydü: Hem devletten korkacaktın, hem Allahtan...” der…



SONUÇ: Toplum sindirildi, zoraki itaat ettirildi. Diyanet İşleri Başkanı Prof.Ali BARDAKOĞLU istifa ettirilerek yerine ideolojilerine uygun imamlar atandı.
Sonra ”KÜRSÜDEKİ İMAMLAR” tarafından toplum ele geçirildi…



SON SÖZ:

Kürsüdeki Hocalar”    susturuldu ve biat ettiler…

Kürsüdeki Hakimler” susturuldu ve biat ettiler…

Kürsüdeki İmamlar”   susturuldu ve biat ettiler…



Haziran 2011 yılında yapılacak olan genel seçimlerden sonra geriye ”Toplumun tamamının itaat ve biat etmesi” kaldı



Anlayana!..

Nazım ustanın bir şiiriyle son verelim yazımıza.



Akrep gibisin kardeşim,
korkak bir karanlık içindesin akrep gibi.

Serçe gibisin kardeşim,
serçenin telaşı içindesin.

Midye gibisin kardeşim,
midye gibi kapalı, rahat.

Ve sönmüş bir yanardağ ağzı gibi korkunçsun, kardeşim.
Bir değil,
beş değil,
yüz milyonlarlasın maalesef.

Koyun gibisin kardeşim,
gocuklu celep kaldırınca sopasını
sürü ye katılıverirsin hemen
ve âdeta mağrur, koşarsın salhaneye.

Dünyanın en tuhaf mahlukusun yani,
hani şu derya içre olup
deryayı bilmeyen balıktan da tuhaf.
Ve bu dünyada,  bu zulüm
senin  sayen de.
Ve açsak, yorgunsak, alkan içindeysek eğer
ve hâlâ şarabımızı vermek için üzüm gibi eziliyorsak
kabahat senin,
— demeğe de dilim varmıyor ama —
kabahatin çoğu senin, canım kardeşim!

NAZIM HİKMET RAN

Hiç yorum yok: