7 Mart 2011 Pazartesi

“Dokunan yanıyor arkadaşlar”

 


“Dokunan yanıyor arkadaşlar” Demek ki insan gerçekle buluştuğunda alev alıyor, önce gerçeğe varmanın heyecanıyla tutuşuyor sonra da onu açıklamanın bedelini ödeyip kül oluyor. İnsanlık iletişim çağında yananların dumanıyla haberleşiyor. 



Hatırlar mısınız yıllar evvel bazı kadınlar “bizi diri diri yaktılar” diyerek kameralara haykırmışlar, F tipinde tutsak edilmeye direndiğimiz için yakıldık diye bağırmışlardı.

Yıllar geçse de ne o kadınların yanık yüzleri ne de “diri diri yaktılar” sözleri hafızamızdan silinmedi. F tipi kavramı da medya diline o zamanlarda girdi.

Sonra her kavram gibi F tipi de çok esnek olan medya dilinde ilk kullanıldığı anlamının dışında, farklı anlamlarda kullanılmaya başlandı.

Kavramın o kullanımı da herkesin malumu…

Güvenlik güçlerinin koluna girip götürmeye ve kameralardan hızla uzaklaştırmaya çalıştığı insanlar o kısacık süre içinde kimi zaman öyle şeyler söylüyorlar ki, işte bazen o saniyeler böyle yıllarca akıllarda kalıyor.

Gazeteci Ahmet Şık “dokunan yanar arkadaşlar” derken alınıp götürülen bir insanın mesajını verebilmek için kaç saniyesi olduğunu bilecek kadar tecrübeli ve manşet formatındaki o cümleyi kuracak kadar da meslekten olduğunu gösterdi.

O, “dokunan yanar arkadaşlar” sözüyle yalnızca kamuoyuna bir mesaj vermedi aynı zamanda meslektaşlarına da çok açık bir çağrıda bulundu.

Ahmet Şık’ın -saniyeler içine sığdırmak zorunda olduğu- cümlesindeki “arkadaşlar” ifadesinin muhatabının kim olduğunu fazla düşünmeye gerek yok. O cümledeki “arkadaşlar”, geride/dışarıda kalan “özgür” gazetecilerdir.

Oysa gazeteci Ahmet Şık da daha düne kadar özgürdü.

Özgürdü özgür olmasına ama Ahmet’i yakından tanımayanlar birbirlerine O’nun bu “özgür” basının hangi gazetesinde çalıştığını soruyordu.

Hadi canım!

Gazeteci Ahmet Şık gazetecilik yapamıyor muydu?

Bu gazeteci son yıllarda gazetecilik faaliyetlerinden akademik faaliyetlere geçmek zorunda mı kalmıştı?

Yani gazeteci Ahmet Şık namlı “terör örgütü zanlısı” yıllar evvel -Zekeriya Öz’den daha erken davranan holding “savcı”larınca- gazetecilik faaliyetlerinden çoktan uzaklaştırılmış durumda mıydı?

Bugünlerde gazeteci olduğu hatırlanan o adam doğruları yazmaya çabalamak, sendikal faaliyette bulunmak vb suçları nedeniyle tutsak edildiği işsiz gazeteciler koğuşundan akademiye tünel kazıp kaçmak zorunda mı kalmıştı?

Gazeteci Ahmet Şık “dokunan yanar arkadaşlar” derken belli ki tüm yanık izlerini göstermemişti.

4 Mart Cuma günü Ahmet Şık ve Nedim Şener’in gözaltına alınması üzerine gazeteciler İstanbul ve Ankara’da sokaklara çıktılar, “özgür basın susturulamaz” diye bağırdılar.

Ertesi gün Ahmet ve Nedim onurumuzdur diyerek Beşiktaş Adliyesi önünde sabahlayanlar Onları hapishaneye götüren aracın önünde kol kola girip insanlık ve onur barikatı kurdular ama o gidişi durduramadılar çünkü ne kadar samimi olsalar da azdılar.

Azdılar ama adliye önünde değil susturulamaz denilen "özgür" basının içinde...

Susturulamaz denilen bu “özgür” basının susmamak konusundaki azim ve kararlılığını anlamak şimdi çok daha kolay…

Anlaşılan o ki, sektörün  Ahmet Şık gibi alevlere el uzatan gazetecileri “özgür” basın dünyasında dokundukça yanmışlar, yandıkça da bağırmışlar. Bağıranların sesini bastırmak için de “özgür” basının susmaması, hatta daha da yüksek perdeden bağırması gerekmiş.

Ahmet Şık gözaltına giderken,“dokunan yanar arkadaşlar” cümlesindeki arkadaşları için gerekli uyarıyı gayet açık yaptı.

Şimdi Ahmet Şık Silivri’de, hapiste…

“Arkadaşlar” ise elde mikrofon, teyp, kalem ve klavyeleriyle dışarıda ve “özgür”ler…

Şimdi Ahmet Şık’ın en son neye dokunduğu ve nasıl yandığı konusuna bir el uzatmak isteyen “arkadaş” var mı?

Tabi ki Ahmet’in en son elini uzattığı ateşe dokunmak isteyecekleri de tekrar ve tekrar O’nun sözleriyle uyarmak gerekir. “Dokunan yanar arkadaşlar”

Yananın da çığlığı duyulmaz çünkü büyük bir ihtimalle “özgür” basın susturulamaz…

Öyle şey olur mu diyenlere, Ahmet Şık’ın mahpus arkadaşı olan Nedim Şener ve diğer yanık gazetecileri de unutmayın derim.

10 yıl önce hapishanelerde tutuklu olanları diri diri yakıp F tipine gönderiyorlardı, şimdi dışarıda özgür olanlar yanıyor ve hayatın ta kendisi F tipine dönüyor. “Hayata Dönüş” dedikleri de bu olsa gerek...

Şimdilik birinci bölümün sonu.

Bu yazının en yakıcı bölümü bence ikinci kısmı olacak. Aslında o bölümü de kafamda çoktan yazdım ama düşüncelerimi olduğu gibi mi yazsam yoksa konuya kıyısından dokunup geçsem de kendimi yakmasam mı diye tereddüt içindeyim.

Ahmet Şık sen neye dokundun be kardeşim! Bak kendini yaktın şimdi bizi de yakacaksın…


Eren Eğilmez
http://www.mizikacilar.com/Makale.aspx?ID=180

Hiç yorum yok: