15 Nisan 2025 Salı

KAĞITTAN KAPLAN PAŞALARA ATATÜRK'ÜN BURSA NUTKU

  Kağıttan Kaplanlar ve Korkakların Sessizliği



Ergenekon ve Balyoz davalarında “komplo kurbanı” diye ağlaşan generaller nerede şimdi?
Ekrem İmamoğlu’nun hukuk dışı biçimde tutuklanmasına, üniversiteli gençlerin coplanıp hapsedilmesine dair tek bir kelime edecek yürekleri yok mu?
Oysaki on binlerce insanın askerlere kurulan komploya karşı protesto yapmış, yattıkları Silivri cezaevinin önünde yağmur, kar demeden her türlü hava koşullarında, engellemeye rağmen duruşmaları takip ederek destek vermişti. Gündemden düşürmediği için serbest kalıp, özgürlüklerine kavuşmuştur.
Ancak aynı askerlere bugün ki yaşananlar için soruyoruz.
Neden mezara girmiş gibi susuyorsunuz?
Neden her biri ölü taklidi yapıyor?
Bir zamanlar Atatürk'ün ordusunun başında olan İlker Başbuğ bile, bugün gençlerin direnişi karşısında attığı cılız tweet'le durumu geçiştiriyor:
“İnsanın kendini ailelerin yerine koyduğunda, gönlünden Mahir Polat'ın ve üniversiteli gençlerin tutuksuz yargılanması geçiyor.”


Gönlünden geçiyormuş...
Senin gönlünden geçen değil, milletin başından geçen önemli, Paşa, Paşa!
Gönülden geçenle devrim savunulmaz. Cesaret gerekir. Duruş gerekir. Ama sizde ne cesaret var ne de omurga!
Yıllarca Atatürkçülüğü rozet gibi taşıdınız. Ama iş gerçek Atatürkçülüğe gelince sus pus oldunuz.
Atatürk’ün mirasına yapılan açık saldırılara karşı bir kez bile yumruğunuzu masaya vurmadınız.
Genelkurmay başkanı olduğunuz ordudan yeni mezun teğmenler Atatürk'ü andı diye atıldılar, ölü taklidi yaparak sustunuz
Fetöcüler orduyu ele geçirirken göt büyüterek sessiz kaldınız, şimdi sivil iradeye ve gençliğe saldırılırken de kafasını kuma gömüyor olmanızı garipsemiyoruz.
Sadece layık olamadığınızı düşünerek, Atatürk'e ve devrimlerine gönül vermiş insanlar olarak sizden utanıyoruz.
İlker Başbuğ, sana tavsiyem şu:
Git ve Atatürk’ün Bursa Nutku’nu oku!
Belki o zaman anlar, bir genelkurmay başkanı olmanın sadece apolet taşımakla değil, devrimleri korumakla ilgili olduğunu hatırlarsın.
Belki o zaman anlar, yürekli gençlerin neden sokağa çıktığını, neden direnmekten geri durmadığını…
Atatürk ne diyordu?
"Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır" demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır...
Bu söz, yürekli gençlerin yüreğinde yanarken…
Siz neredesiniz? Korkakça sindiniz kabul edin...
O suskunluğunuz, bir tweet’le aklanmaz.
Tarihe korkak olarak geçmek istemiyorsanız, ya konuşun…
Ya da susup gölgede kalmayı tercih edenlerin vicdan mezarlığında yerinizi alın!
Sizleri yetiştiren komutanlarınız Tansu Çiller için
diyordu "Tak diye emreder şak diye yaparım" diye!
Ozan
13 Nisan 2025

14 Nisan 2025 Pazartesi

YAPAY İTTİFAKLAR : 16-17-18-19-20-21

 


Yapay İttifaklar – 16. Bölüm

Gölge Oylar: Kim Kazanıyor, Kim Kaybediyor?



Sandığa atılan her oy bir tercihtir ama…
Her tercih gerçekten temsil edilir mi?
Halkın verdiği oylar ne kadar halkın oluyor, ne kadar gölgelerin?
Siyaset, yalnızca açık olandan ibaret değil artık.
Gizli protokoller, açıklanmayan mutabakatlar, perde arkasında şekillenen güç birlikleri…
Seçmenin oyu bir gölge pazarlığın nesnesi hâline gelmiş durumda.
Kim kazanıyor bu tabloda?
Parti yöneticileri, milletvekili adayları, belediye başkan adayları…
Yani karar mekanizmasındaki küçük bir azınlık.
Peki kim kaybediyor?
Çoğunluk. Yani halk.
Çünkü oy verirken sandıkta görünmeyen pazarlıkları bilmiyor.
Çünkü meclise giren bazı isimleri seçmedi, sadece ittifakın getirdiği listeyi onayladı.
Bir oy, bazen hiç düşünmediğin bir kişiye vekalet veriyor.
Bir oy, bazen senin düşman bildiğini meclise taşıyor.
Çünkü o gölge oy, başka ellerce yönlendirilmiş oluyor.
Ve bu gölgeler büyüdükçe, demokrasi kararıyor.
Seçim sistemi, temsil adaletini değil, temsil ilüzyonunu yaratıyor.
Kazanmak neyi değiştirdi?
Kimseye hesap vermeyen siyasetçilerle dolu koltuklar dışında...
Kaybeden sadece muhalefet değil; gerçek halk iradesi.
Ozan



***






Yapay İttifaklar – 17. Bölüm
İnşa Edilen Değil, Dayatılan Gelecek






Gelecek, şimdiki siyasetin inşası değil,
siyasetçilerin dayatmalarıyla şekilleniyor.
Yapay ittifaklar, iktidarlarını sürdürme amacını güderken, görünmeyen eller, halkın geleceğini şekillendiriyor.
Ama bu şekil, halkın değil, iktidar sahiplerinin şekli…
İktidar, halkın iradesine dayalı bir değişim inşa etmek yerine, o değişimi tek başına dayatıyor.
Koskoca bir ülkenin geleceği, çoğu zaman birkaç kişilik kararlarla belirleniyor.
Ve halk, ya susuyor ya da bu dayatmayı kabul etmek zorunda bırakılıyor.
Bize “gelişim” diye sunulan, aslında bir yozlaşma;
“toplum için yarar” diye vaat edilen, aslında sadece belirli grupların çıkarlarına hizmet eden bir düzen.
İnşa edilmek istenen bir gelecek yok.
Yerine, mevcut iktidarın dayattığı, başkalarının belirlediği bir gelecek var.
Ve bu, halkın hayalini kurduğu, umutla beklediği bir gelecek değil.
Kendini ifade edebilecekleri, seslerini duyurabilecekleri bir toplum değil.
Bunlar, her şeyden önce kendi çıkarlarına odaklanan bir seçkinler toplumunun planları.
Ama halk, artık sadece dayatılan geleceğe boyun eğmeyecek. Halk, kendi inşa edeceği bir gelecek istiyor.
Ve bu, ancak gerçek anlamda halkla ve halk için yapılan bir siyasetle mümkün.
Ozan



***






Yapay İttifaklar – 18. Bölüm
Sistemin Çıkmazları: Kapanan Yollar ve Kaybolan Umutlar





Sistemin çıkmazları, sadece yolların kapanmasıyla ilgili değil.
Bir zamanlar mümkün olan seçenekler, bugün kaybolan umutlara dönüşüyor.Halkın bir zamanlar kolayca ulaşabileceği imkanlar,
bugün yüksek duvarlarla çevrilmiş. Ve o duvarlar, sadece fiziki değil,toplumsal, kültürel ve ekonomik engellerle örülmüş durumda.
Sistemin dayattığı bu dar alan, insanları sıkıştırıyor, fikirleri sınırlıyor, gelecek umutlarını karartıyor.Her adımda, her tercih önünde,
bir yolun kapanmasıyla karşılaşıyor insan.
Ve sonunda, ne istediğini bilmeyen, ama her şeyin zaten kendisine dayatıldığını düşünen bir toplum çıkıyor ortaya. Ama bu çıkmazda kaybolan tek şey umutlar değil. Toplumsal bağlar, güven duygusu, gerçek demokrasi arayışı da yavaşça eriyor.
Sistem, kendi bürokrasisini sürdürmek için
her geçen gün daha fazla duvar örüyor.
Ve her duvar, halkı birbirinden ayırıyor.
Gerçekten bir değişim istiyorsak, o zaman bu çıkmazları aşmamız gerekiyor. Ve bu, sadece seçim sandığında değil, her alanda yeniden bir mücadele başlatmakla mümkün.
O çıkmazlar aşılabilir; yeter ki halk kendi gücünü fark etsin.
Ozan




****






Yapay İttifaklar – 19. Bölüm
Yeni Bir Başlangıç: İttifaklar ve Geleceğin İradesi





Yeni bir başlangıç, geçmişin yüklerinden kurtulmakla değil, bu yükleri sorgulamakla başlar.
Her ittifak, gerçekten halk için mi yapılıyor, yoksa güç için mi?
Bugün, mevcut ittifakların büyük kısmı halkın ihtiyaçlarından çok, politikacıların çıkarlarına hizmet ediyor. Bu ittifaklar, halkın gerçek iradesini temsil etmiyor, sadece bir arada kalabilmek için yapılan geçici çözümlerden ibaret.
Ve bu durum, halkın beklentilerini boşa çıkarıyor.
Yeni bir başlangıç içinse, gerçek bir halk iradesi gerekiyor. Yapay ittifaklar yerine, gerçek bir toplum ittifakı kurmak. Halkın birbirine olan güveni ve dayanışması, politikadan çok daha güçlü bir bağ oluşturabilir.
Ama bu, sadece bir siyasi hareketle değil, herkesin kendi yaşamını şekillendirdiği, toplumun her kesiminin ortak kararlarla hareket ettiği bir süreçle mümkün olur. İttifaklar, sadece güç peşinde koşan politikacılara değil, gerçekten halkın sesini duyanlara dayanmalı.
Ve nihayetinde, yeni bir başlangıç, gerçek değişimin başlangıcıdır.
Ve bu değişim, gücünü halkın iradesinden alacak,
yapay ittifaklarla değil, gerçek bir toplumsal iradeyle inşa edilecektir.
Ozan




***





Yapay İttifaklar – 20. Bölüm
Birleşen Güçler: Toplumun Gerçek Yükselişi




Birleşen güçler, aslında sadece siyasi aktörlerin değil, toplumun tüm kesimlerinin birleşmesidir.
Gerçek güç, halkın birlikte hareket etmesinden gelir, yapay ittifaklardan değil. Çünkü siyasi çıkarlar geçici, ama halkın iradesi kalıcıdır.
Toplumun gerçek yükselişi, özgürlük, eşitlik ve adaletin temel alındığı bir platformda olabilir.Bu platformda, herkes eşit söz hakkına sahip olmalı,
her birey, toplumun bir parçası olarak değerli hissetmeli. Yapay ittifaklar, bu platformu değil,
sadece çıkarları gözetir. Ama toplum, çıkarların ötesinde, gerçekten bir araya geldiğinde yükselir.
Birleşen güçlerin gücü, sadece ideolojik bir yakınlıkla değil, toplumsal ihtiyaçlarla şekillenir.
Bütünlük sağlandığında, sadece siyasal bir yükselme değil, toplumun tüm yapılarında gerçek bir iyileşme başlar. Halkın iradesine dayalı bir değişim, toplumun her alanında hissedilir.
Bu yükselme, güçlü bir dayanışma ile, birlikte çalışmanın ve ortak kararlar almanın getirdiği bir süreçtir. Ve bu süreç, halkın gücünü gerçek anlamda ortaya koyarak, sistemin yarattığı yapay engelleri aşabilir.
Halkın gücü birleştiğinde, sistemi değiştirebilir,
gerçek bir toplumsal devrim gerçekleşebilir.
Ve bu devrim, toplumun gerçek yükselişini simgeler.
Ozan



***




Yapay İttifaklar – 21. Bölüm
Sonuç: Yapay İttifakların Geleceği ve Gerçek Demokrasi






Yapay ittifaklar, uzun vadede halkın gerçek taleplerini karşılamaktan uzak kalır. Bu ittifaklar, her ne kadar şu anki siyasi düzeni sürdürse de,
sürekli bir kriz ve çatışma ortamı yaratır. Çünkü bu ittifaklar, sadece güç mücadelesi üzerine kurulur, halkın yararına değil, iktidar sahiplerinin çıkarlarına odaklanır.
Ancak gerçek demokrasi, halkın her bireyinin eşit söz hakkına sahip olduğu bir sistemle mümkün olur. Bu, sadece seçilmiş birkaç kişinin kararlarıyla değil, herkesin kendini ifade edebileceği, katılımcı bir yönetimle sağlanabilir.
Yapay ittifaklar, bir gün ya çöker ya da şekil değiştirir. Ama gerçek demokrasi, zamanla halkın gücünden doğar ve her geçen gün güç kazanır.
Çünkü halkın iradesi, siyasi ve toplumsal baskılardan bağımsızdır.
Ve her halk, kendi geleceğini inşa etme hakkına sahiptir.
Sonuçta, yapay ittifakların geleceği, halkın her zaman önüne çıkarılacak engellerle sınırlıdır.
Ama gerçek demokrasi, toplumun her kesiminin birleşerek sistemi dönüştürdüğü bir sürecin başlangıcıdır.
Ve bu başlangıç, halkın gücüyle, toplumun yükselişiyle şekillenecektir.
Ozan

YAPAY İTTİFAKLAR : 12-13-14-15




Yapay İttifaklar – 12. Bölüm

Yapay Barış: Sessizlikle Beslenen Çatışma



Barış…
Herkesin dilinde ama kimsenin yüreğinde değil.
Çünkü bu coğrafyada barış, çoğu zaman bir pazarlık unsuru;
bir seçim vaadi, bir masa kartı, bir oyalama taktiği olarak kullanılıyor.
Gerçek barış, adaletle gelir.
Gerçek barış, eşitlikle büyür.
Ama bizde “barış” dendi mi,
ya bir tarafın susması istenir
ya da diğer tarafın biat etmesi.
Bugün "barış" diyenlerin çoğu, aslında sessizlik istiyor.
Sorgulama olmasın, itiraz yükselmesin,
herkes elini eteğini çeksin, razı gelsin isteniyor.
Oysa sessizlikle gelen barış, çatışmanın sadece ötelendiği bir geçici uyku halidir.
Biri öfkesini bastırıyor,
öteki korkusunu gizliyor.
İşte bu yüzden barış değil, içe atılan büyük bir patlamaya hazırlık yaşıyoruz.
Siyasetçiler, çıkarları gereği “yapay barış” pozları verirken,
halk birbirine daha da uzaklaşıyor.
Kürt ile Türk, Alevi ile Sünni, laik ile dindar, kadın ile erkek…
Aynı sofraya oturamayan bir toplum haline geliyoruz.
Ozan



***





Yapay İttifaklar – 13. Bölüm
Kimlik Ticareti: Oy Karşılığı Aidiyet






Kimliğin artık bir anlamı yok.
Yani, derin anlamını yitirdi.
Aidiyet hissi, kültürel bağ, toplumsal dayanışma gibi değerlerin yerini;
"bu seçimde bize oy verirse kardeşimizdir" mantığı aldı.
Siyaset kimlikleri pazara çıkardı.
“Türksen bizdensin”,
“Kürtsen destekle bizi”,
“Aleviysen oyunu hatırla”,
“Muhafazakârsan sendeniz” diyerek herkes bir kimliğe seslendi.
Ama kimsenin derdi, o kimliklerin derdini anlamak değildi.
Kimlik bir güven duygusudur.
Ama artık bir pazarlık masası malzemesi.
Bir kesimin dini, diğerinin mezhebi, ötekinin dili, berikinin kültürü;
hepsi oy hesabıyla kullanılıyor.
Bu kimlik siyaseti, toplumun arasına açılması zor yarıklar bıraktı.
Birbirine bakan insanlar, önce kimin ne olduğuna bakar oldu.
Kimin neye inandığı değil, neye oy verdiği üzerinden değer biçiliyor artık.
Aidiyet hissi, artık partilere değil, kişisel çıkarlara bağlandı.
Kimse partinin programına değil, vereceği makama, sağlayacağı avantaja bakıyor.
Yani kimlikler, özlerinden soyutlandı; menfaatle tanımlandı.
Siyasi kimlik ticareti; toplumsal barışı değil,
güvensizliği besliyor.
Ve bu ticarette kaybeden hep halk oluyor.
Ozan


***





Yapay İttifaklar – 14. Bölüm
İttifakın Anatomisi: Kiminle, Neye Karşı?







Siyaset sahnesinde herkes birbiriyle ittifak kuruyor,
ama kimse halkla kurmuyor.
Masa başında, kapalı kapılar ardında yapılan bu ittifaklar;
gerçekte ne bir vicdana, ne bir ilkeye, ne de bir halk yararına dayanıyor.
Kiminle?
Düne kadar birbirine “vatan haini”, “faşist”, “bölücü” diyenlerle.
Kime karşı?
Aslında sadece rakiplerine değil, bazen halkın iradesine, bazen ortak akla karşı.
İttifak, bir dayanışma kültürüdür.
Ama bizdeki versiyonu bir çıkar mühendisliğine dönmüş durumda.
Liste pazarlıkları, kontenjan savaşları, seçilemeyecek sıralara yerleştirilen kuklalar…
Hepsi, halkın gözünün içine baka baka yapılıyor.
Sorsan “demokrasi için” derler.
Ama demokrasiyi ittifakın ortak paydası yapacaklarına,
demokrasiyi bir kalkan gibi kullanıyorlar.
Kendi koltuklarını korumak için…
Gerçek ittifak, ortak ilke etrafında kurulur.
Bugünkü ittifaklar ise yalnızca günü kurtarmak,
seçimi kazanmak, pastadan pay almak için kuruluyor.
Bu yüzden de uzun ömürlü değil;
çıkarlar çatıştığında yıkılıyor, ilk fırtınada savruluyorlar.
Ve en önemlisi:
Bu yapay birliktelikler, halkın gerçek ihtiyaçlarını konuşmamızı engelliyor.
Çünkü herkes meşgul:
Kiminle nasıl ittifak yapacaklarını planlamakla.
Ozan



***







Yapay İttifaklar – 15. Bölüm
Seçim Ticareti: Oy Sandığında Satılan Umutlar






Seçimler, halkın iradesinin yansıması değil artık;
bir tür pazar yeri.
Satıcılar partiler, alıcılar seçmen;
ürün ise umut.
Ama sahte, kısa ömürlü, son kullanma tarihi seçim akşamı dolacak türden umutlar...
Her seçim döneminde benzer sahneler yaşanıyor:
Gülümseyen yüzler, bedava vaatler, son dakika manevraları...
Sanki halk, her defasında yeniden kandırılmaya razı bir müşteri.
Kimin kaç oy getireceği,
hangi ittifakın kaç sandalye çıkaracağı konuşuluyor.
Ama kimin yoksul olduğu,
kimin işsiz,
kimin çaresiz yaşadığı konuşulmuyor.
Oy sandıkları birer alışveriş sepetine dönüştü.
İnsanlar, temel haklarını değil,
kısa vadeli menfaatlerini satın alır oldu.
Bir torba kömür, bir iş vaadi, bir tayin, bir ihale…
Halkın iradesiyle değil, ihtiyaçlarıyla oynanıyor.
Siyasetçiler umut taciri gibi.
Yarattıkları sorunları çözme sözü veriyorlar.
Oysa çözüm sunmazlar, sadece o sorunun varlığına yatırım yaparlar.
Çünkü çözülen sorun, onların varlık nedenini azaltır.
Gerçek değişim sandıkta değil,
bilinçte başlar.
Oy, sadece bir tercih değil,
bir sorumluluktur.
Ama bu bilinç, sürekli ticarete maruz kaldıkça körelir,
ve halk, kendi geleceğini pazarda açık artırmaya çıkarır.
Ozan

YAPAY İTTİFAKLAR : 8-9-10-11




Yapay İttifaklar – 8. Bölüm

Devlet Aygıtı mı, Parti Mekanizması mı?



Bir devlet düşün...
Anayasasında “tarafsızlık” yazar,
ama pratikte bir partinin arka bahçesi gibi çalışır.
Adına hâlâ “devlet” derler ama içini dolduranlar, o devleti partiye tahsis etmiştir bile.
Bugün Türkiye’de yaşadığımız tam olarak budur:
Kurumsal devletin parti-devletine evrilişi.
Bürokrasinin, yargının, güvenlik güçlerinin, hatta üniversitelerin bile aynı merkezden yönetildiği bir çarpık yapı.
Eskiden “parti kapatmak”, “muhtıra vermek”, “askeri vesayet” derken,
şimdi aynı otoriterliği başka bir kılıfla yaşıyoruz:
Tek parti güdümünde şekillenen bir bürokrasi düzeni.
Vali, rektör, kaymakam, müsteşar, genel müdür, daire başkanı…
Liyakatle değil, sadakatle geliyor görevine.
Ehliyet değil, biat ölçüt.
Kamu yararı değil, siyasi talimat öncelik.
Soru şu:
Bir devlet, partiden mi büyüktür;
yoksa parti, devlete mi hükmeder?
Demokrasilerde cevap nettir:
Devlet kurumsaldır, partiler gelip geçicidir.
Ama bizde tablo tersine döndü.
Kalıcı olan parti zihniyeti, geçici olan halkın iradesi oldu.
Bugün artık vatandaşın devlete değil, partinin kadrolarına işi düşüyor.
Hangi partiye yakınsan, işin görülüyor.
Hangi partiden değilsen, ötekileştiriliyorsun.
Bu, bir rejim bozulmasıdır.
Ve bu bozulmanın adı ne yazık ki “normalleşme” diye pazarlanıyor.
Oysa bu; devletin çöküşüdür.
Devlet;
partiler üstü olmalı,
hukuka dayanmalı,
herkese eşit mesafede durmalı.
Ancak o zaman halkın devleti olur.
Bugün yaşadığımız yapay ittifaklar düzeninde,
devlet; bir partiye çalışıyor,
diğerleri sadece seyrediyor.
İşte bu yüzden diyoruz ki:
Bu sadece bir siyasi kriz değil,
aynı zamanda bir devlet krizidir.
Devam edecek...
Ozan


***






Yapay İttifaklar – 9. Bölüm

Kurtla Kuzunun Ortaklığı: Siyasetin Yeni Maskeli Balosu





Bir zamanlar birbirine düşman olanlar, şimdi aynı sofrada çatal sallıyor.
Kimi zaman “beka” adına, kimi zaman “barış” bahanesiyle…
Kurtla kuzu aynı masada.
Kimin kim olduğunu, hangi amaca hizmet ettiğini halk artık seçemiyor.
Düne kadar meydanlarda “ihanet” diyerek bağıranlar,
bugün o “ihanet” dedikleriyle gizli pazarlıkların öznesi.
Birbirini inkâr eden ideolojiler;
çıkarlar ortaklığında birleşmiş durumda.
Buna “uzlaşma” demiyorlar,
“yeni siyaset dili” diyorlar.
Oysa bu yeni dil, halkın sırtından çevrilen eski oyunların tercümesidir.
Kurt, artık kuzu postuyla geziyor.
Kuzu, kurdun sırtına yaslanmış uyuyor.
Ve halk, her sabah uyandığında, yeni bir illüzyonla karşılaşıyor.
Kurtla Kuzunun Ortaklığı
Siyaset, artık ilke değil, denge işi oldu.
Kim kiminle ne zaman yakınlaşacak, ne zaman ayrılacak bilinmiyor.
İlkesizlik, siyasal strateji diye yutturuluyor.
Seçmen ise bu tiyatronun hem seyircisi hem bedelini ödeyen oyuncusu.
Bugün "Kürt siyaseti" dediğimiz yapı, bir yandan halkın haklarını savunduğunu iddia ederken,
diğer yandan iktidarın çıkar denklemine entegre oluyor.
Bir yanda Diyarbakır'da “özgürlük” sloganı,
öte yanda Ankara'da kapalı kapılar ardında pazarlıklar...
Aynı şekilde “Türk milliyetçiliği”nin temsilcileri,
bir zamanlar “bölücülükle mücadele” adı altında yükselttikleri bayrağı,
şimdi iktidarda kalmanın aracı haline getirdi.
İki uç bir araya geldiğinde, bu artık “ittifak” değil,
politik riyakârlıktır.
İdeolojiler, koltuk karşılığında eğilip bükülüyorsa;
o masaya halkın menfaati değil, yalnızca iktidar hırsı servis ediliyordur.
Bu yüzden “kurtla kuzunun ortaklığı” dediğimiz şey,
bir masal değil,
bugünün gerçekliğidir.




***






Yapay İttifaklar – 10. Bölüm
Maskeli Demokrasi: Sandığın Gölgede Kaldığı Anlar





Demokrasi, sadece sandıktan ibaret değil.
Ama bu ülkede, ne zaman biri köşeye sıkışsa, hemen “milli irade” kalkanına sarılıyor.
Sanki sandık her şeyin cevabıymış gibi…
Oysa demokrasi, sadece seçmek değil;
hesap sormak, şeffaflık istemek, hukukla korunmaktır.
Bugün gelinen noktada, sandık hâlâ orada duruyor,
ama gölgesi büyümüş—arkasına gizlenenler çoğalmış.
Yargının tarafsızlığı gölgede,
basının özgürlüğü gölgede,
üniversitelerin sesi gölgede…
Ve en çok da halkın iradesi gölgede.
Seçim zamanı kapı kapı dolaşanlar,
seçildikten sonra halkın kapısını unutur oldu.
Şeffaflık talepleri "fitne" sayılıyor,
hesap istemek “ihanet”le eş tutuluyor.
Ve tüm bu kirli tabloya “demokrasi” deniyor.
Ama bu, sadece bir maskeden ibaret.
Sandık kutsaldır, evet.
Ama eğer sistem çürümüşse,
o sandıktan çıkan da sadece çürüğün resmidir.




***





Yapay İttifaklar – 11. Bölüm
Demokrasi Tiyatrosu: Roller Dağıtıldı, Seyirci Uyutuldu





Sahnede demokrasi oynanıyor.
Perde arkasında ise sahte uzlaşmalar, kirli pazarlıklar, koltuk paylaşım senaryoları...
Milletvekilleri repliklerini ezberlemiş,
gazeteciler figüran olmuş,
bazı akademisyenlerse sahneye alkış tutmakla meşgul.
Oy veren halk mı?
O, salonun en arka sırasında, sesi kısık bir seyirci.
Gözünde umut, cebinde yokluk, yüreğinde öfke var.
Ama sahneye çıkmasına izin yok.
Demokrasi dedikleri şey, bir temsil sanatı artık.
Gerçek halk temsilcileri değil,
temsil ettiklerini iddia eden “profesyonel oyuncular” var.
Halkın yaşadığı gerçek dram,
bu tiyatroda komedi gibi sunuluyor.
Roller belli:
İktidar, kahraman;
muhalefet, kontrollü yedek oyuncu;
bürokrasi, dekor.
Adalet mi? O çoktan oyundan çıkarılmış, sahne arkasında susturulmuş.
Ve ne yazık ki bu oyun, her seçim döneminde yeniden sahneleniyor.
Aynı oyun, aynı oyuncular, sadece kostümler değişiyor.
Ozan