Yapay İttifaklar – 1. Bölüm
Kurtla Kuzunun Ortaklığı : Kürt Elits Siyasetin MHP'le Sınavı
Siyaset, ilkeli duruşla yapıldığında toplumları ileriye taşır. Ancak çıkar ilişkilerine dayalı, günü kurtarmaya yönelik yapay ittifaklar; toplumu değil, yalnızca belirli çıkar gruplarını büyütür. Bugün Türkiye siyasetinde yaşanan tablo, tam da bu yapaylık üzerinden okunmalı.
Bir yanda “en iyi Kürt, ölü Kürttür” nidalarıyla meydanları inleten, kürsülerde idam ipleri sallayan Türk milliyetçiliği (MHP)… Diğer yanda dün “Biji Serok Obama” diyen, bugün "Biji Serok Trump" diyerek ABD emperyalizmine selam duran, halk iradesi söyleminin arkasına sığınıp kendi elit düzenini kuran Kürt milliyetçiliği (DEM+HDP)... Dün birbirine kurşun sıkan bu iki yapı, bugün aynı masada buluşuyor. Kurtla kuzunun ortaklığı bu işte.
Çünkü artık ikisi de aynı kaptan besleniyor. Aynı mutfakta pişen yapay bir aşın, farklı tabaklara servis edilmesinden ibaret bu ittifaklar.
Peki neden?
Çünkü her iki taraf da halkın gerçek sorunlarını çözecek bir programa sahip değil. Ezilen sınıfların taleplerine değil, üst aklın işaretine kulak veriyorlar. Feodal kalıntılar, mafyatik yapılar, devlet içi klikler... Hepsinin ortak paydası: Güç. Ve o güce ulaşmak için her yol mübah!
İstanbul seçimleri bu çarpıklığın aynası oldu. Kürt yurttaşların yönetime dahil edilmesi için adım atan bir belediye başkanı cezalandırılırken; bu karara karşı ortak bir ses çıkarması gereken DEM Partisi, iktidarın davetine icabet etti. Ve böylece, demokrasi iddiası taşıyan bir partinin, otoriterleşme eğilimi taşıyan bir iktidarla flörtü resmileşti.
Tarih bize göstermiştir: Kurtla kuzunun aynı sofraya oturması, her zaman kuzunun kaybıyla sonuçlanır.
Ve bu kez o kuzu halktır, emekçidir, gençtir, yoksuldur…
Devam edecek...
Ozan
***
Emperyalizmin Aynasında Türk ve Kürt Milliyetçiliği
Yapay İttifaklar – 2. Bölüm
Türkiye’de siyasetin en kırılgan cephelerinden biri “milliyetçilik” olmuştur. Ne zaman emperyalizmin bölgesel çıkarları devreye girse, birden milliyetçilik kartları masaya sürülür. Üstelik bu kartlar yalnızca bir tarafın elinde değildir; hem Türk hem de Kürt milliyetçiliği, zaman zaman aynı merkezin elinden çıkma bir senaryonun figüranları hâline gelir.
Bugün bir yanda “NATO’nun ileri karakolu” rolünü benimseyen ve Türk milliyetçiliğini Batı’nın güvenlik politikalarına meze eden MHP çizgisi var. Öte yanda, Suriye'nin ABD işgalinde Kürt kartını açıkça kullanan, “Biji Serok Trump” diyerek emperyalizmin taşeronluğunu romantize eden bir Kürt siyasal hattı…
Sorulması gereken soru şu:
Bu iki zıt kutup, nasıl oldu da aynı aynada yansıma buldu?
Yanıt aslında çok basit: Emperyalizm, kimlik siyasetini kullanmayı çok iyi bilir.
Bir halkı dindar kimliğiyle, bir diğerini etnik kimliğiyle böler, karşı karşıya getirir. Sonra kendi çıkarları için bu gerilimi ustalıkla kullanır.
Kimi zaman “laik ve Batıcı” bir Türk milliyetçiliğiyle “İslamcı” Arap coğrafyasına karşı duvar örer; kimi zaman “demokrat ve seküler” bir Kürt milliyetçiliğiyle Irak’ın kuzeyinde petrol alanlarına uzanır.
Ama ne zaman ki bu halklar kendi kaderlerini kendileri tayin etmeye çalışır, işte o zaman asıl yüzünü gösterir.
Bugün geldiğimiz noktada; sözde bağımsızlık söylemleriyle halkın umutlarını istismar eden bu iki yapı da emperyalizmin piyonu hâline gelmiştir.
Milliyetçilik kisvesi altında ABD üssü savunmak, ya da demokrasi söylemiyle Amerikan bayrağı altında hizaya girmek… İkisi de aynı kapıya çıkar.
Bu toprakların kurtuluşu, ne etnik milliyetçilikte ne dini hamasette gizli.
Çözüm; ortak yoksulluğa karşı birleşmiş bir halk hareketinde, sınıfsal adalet talebinde, gerçek bağımsızlık özlemindedir.
Aynaya bakın.
Orada ne “özgürlük” var ne de “bağımsızlık”…
Sadece çıkar için maskelenmiş yapay ittifaklar var.
Devam edecek...
Ozan
***
Kent Uzlaşısı mı, Kır Uzlaşısı mı?
Yapay İttifaklar – 3. Bölüm
“Demokrasi ittifakı” diyenler, şimdi "yerel uzlaşı" adı altında kendi iç çelişkilerini ya örtüyor, ya da meşrulaştırmaya çalışıyor.
Oysa kent uzlaşısı, yalnızca isim paylaşımı değildir.
Kent uzlaşısı, bir yönetim anlayışı, bir ortak yaşam sözleşmesi, bir demokratik temsil projesidir.
Peki nedir bugün yaşanan?
İstanbul’da Ekrem İmamoğlu'nun öncülüğünde kurulan ve Kürt yurttaşların da yönetime katıldığı kent uzlaşısı; yalnızca bir seçim pazarlığı değil, aynı zamanda birlikte yaşam iddiasıydı. Bu iddianın cezalandırılması, kayyımlar, gözaltılar ve yargı sopasıyla bastırılması karşısında, bu birlikteliğin en doğal savunucusu olması gereken DEM Partisi ne yaptı?
Cevap basit: Sessizliğe gömüldü. Hatta daha da ötesi, AKP'nin “kır uzlaşısı” davetine cevap verdi.
Evet, bu bir kır uzlaşısıdır.
Çünkü bu pazarlığın içinde kent yok, d kiemokrasi yok, halk yok.
Bu uzlaşı; aşiret düzeniyle barışmış, merkeziyetçi yapıyla kol kola girmiş, ranta, koltuğa ve dokunulmazlığa odaklı bir çıkardır.
Kürt halkının yıllardır taşıdığı bedel; bugün birkaç sandalye, birkaç belediye, birkaç tabela karşılığında pazarlık masasına sürülüyor.
Bu, halkın değil, elitlerin uzlaşısıdır.
Kent uzlaşısı, çok kültürlülüğün, sınıf temelli mücadelenin, şehirleşmenin, emekçinin ve yoksulun yanında durmaktır.
Kır uzlaşısı ise, feodal yapılarla, eski devlet refleksleriyle, güç merkezleriyle kurulmuş bir çıkar ortaklığıdır.
Bugün yaşanan tam da budur:
Kent uzlaşısının tasfiyesi ve kır uzlaşısının inşası...
Sorulması gereken soru artık şu:
Bu topraklarda gerçek bir demokratik uzlaşı kurulacaksa, bu hangi zeminde, kimlerle ve hangi ilkesel duruşla mümkün olacak?
Yapay ittifaklar, günü kurtarır.
Ama halk, o günü unutmaz.
Ve bir gün mutlaka, o kır sofrasının hesabı da sorulur...
Devam edecek...
Ozan

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder