14 Nisan 2025 Pazartesi

YAPAY İTTİFAKLAR : 8-9-10-11




Yapay İttifaklar – 8. Bölüm

Devlet Aygıtı mı, Parti Mekanizması mı?



Bir devlet düşün...
Anayasasında “tarafsızlık” yazar,
ama pratikte bir partinin arka bahçesi gibi çalışır.
Adına hâlâ “devlet” derler ama içini dolduranlar, o devleti partiye tahsis etmiştir bile.
Bugün Türkiye’de yaşadığımız tam olarak budur:
Kurumsal devletin parti-devletine evrilişi.
Bürokrasinin, yargının, güvenlik güçlerinin, hatta üniversitelerin bile aynı merkezden yönetildiği bir çarpık yapı.
Eskiden “parti kapatmak”, “muhtıra vermek”, “askeri vesayet” derken,
şimdi aynı otoriterliği başka bir kılıfla yaşıyoruz:
Tek parti güdümünde şekillenen bir bürokrasi düzeni.
Vali, rektör, kaymakam, müsteşar, genel müdür, daire başkanı…
Liyakatle değil, sadakatle geliyor görevine.
Ehliyet değil, biat ölçüt.
Kamu yararı değil, siyasi talimat öncelik.
Soru şu:
Bir devlet, partiden mi büyüktür;
yoksa parti, devlete mi hükmeder?
Demokrasilerde cevap nettir:
Devlet kurumsaldır, partiler gelip geçicidir.
Ama bizde tablo tersine döndü.
Kalıcı olan parti zihniyeti, geçici olan halkın iradesi oldu.
Bugün artık vatandaşın devlete değil, partinin kadrolarına işi düşüyor.
Hangi partiye yakınsan, işin görülüyor.
Hangi partiden değilsen, ötekileştiriliyorsun.
Bu, bir rejim bozulmasıdır.
Ve bu bozulmanın adı ne yazık ki “normalleşme” diye pazarlanıyor.
Oysa bu; devletin çöküşüdür.
Devlet;
partiler üstü olmalı,
hukuka dayanmalı,
herkese eşit mesafede durmalı.
Ancak o zaman halkın devleti olur.
Bugün yaşadığımız yapay ittifaklar düzeninde,
devlet; bir partiye çalışıyor,
diğerleri sadece seyrediyor.
İşte bu yüzden diyoruz ki:
Bu sadece bir siyasi kriz değil,
aynı zamanda bir devlet krizidir.
Devam edecek...
Ozan


***






Yapay İttifaklar – 9. Bölüm

Kurtla Kuzunun Ortaklığı: Siyasetin Yeni Maskeli Balosu





Bir zamanlar birbirine düşman olanlar, şimdi aynı sofrada çatal sallıyor.
Kimi zaman “beka” adına, kimi zaman “barış” bahanesiyle…
Kurtla kuzu aynı masada.
Kimin kim olduğunu, hangi amaca hizmet ettiğini halk artık seçemiyor.
Düne kadar meydanlarda “ihanet” diyerek bağıranlar,
bugün o “ihanet” dedikleriyle gizli pazarlıkların öznesi.
Birbirini inkâr eden ideolojiler;
çıkarlar ortaklığında birleşmiş durumda.
Buna “uzlaşma” demiyorlar,
“yeni siyaset dili” diyorlar.
Oysa bu yeni dil, halkın sırtından çevrilen eski oyunların tercümesidir.
Kurt, artık kuzu postuyla geziyor.
Kuzu, kurdun sırtına yaslanmış uyuyor.
Ve halk, her sabah uyandığında, yeni bir illüzyonla karşılaşıyor.
Kurtla Kuzunun Ortaklığı
Siyaset, artık ilke değil, denge işi oldu.
Kim kiminle ne zaman yakınlaşacak, ne zaman ayrılacak bilinmiyor.
İlkesizlik, siyasal strateji diye yutturuluyor.
Seçmen ise bu tiyatronun hem seyircisi hem bedelini ödeyen oyuncusu.
Bugün "Kürt siyaseti" dediğimiz yapı, bir yandan halkın haklarını savunduğunu iddia ederken,
diğer yandan iktidarın çıkar denklemine entegre oluyor.
Bir yanda Diyarbakır'da “özgürlük” sloganı,
öte yanda Ankara'da kapalı kapılar ardında pazarlıklar...
Aynı şekilde “Türk milliyetçiliği”nin temsilcileri,
bir zamanlar “bölücülükle mücadele” adı altında yükselttikleri bayrağı,
şimdi iktidarda kalmanın aracı haline getirdi.
İki uç bir araya geldiğinde, bu artık “ittifak” değil,
politik riyakârlıktır.
İdeolojiler, koltuk karşılığında eğilip bükülüyorsa;
o masaya halkın menfaati değil, yalnızca iktidar hırsı servis ediliyordur.
Bu yüzden “kurtla kuzunun ortaklığı” dediğimiz şey,
bir masal değil,
bugünün gerçekliğidir.




***






Yapay İttifaklar – 10. Bölüm
Maskeli Demokrasi: Sandığın Gölgede Kaldığı Anlar





Demokrasi, sadece sandıktan ibaret değil.
Ama bu ülkede, ne zaman biri köşeye sıkışsa, hemen “milli irade” kalkanına sarılıyor.
Sanki sandık her şeyin cevabıymış gibi…
Oysa demokrasi, sadece seçmek değil;
hesap sormak, şeffaflık istemek, hukukla korunmaktır.
Bugün gelinen noktada, sandık hâlâ orada duruyor,
ama gölgesi büyümüş—arkasına gizlenenler çoğalmış.
Yargının tarafsızlığı gölgede,
basının özgürlüğü gölgede,
üniversitelerin sesi gölgede…
Ve en çok da halkın iradesi gölgede.
Seçim zamanı kapı kapı dolaşanlar,
seçildikten sonra halkın kapısını unutur oldu.
Şeffaflık talepleri "fitne" sayılıyor,
hesap istemek “ihanet”le eş tutuluyor.
Ve tüm bu kirli tabloya “demokrasi” deniyor.
Ama bu, sadece bir maskeden ibaret.
Sandık kutsaldır, evet.
Ama eğer sistem çürümüşse,
o sandıktan çıkan da sadece çürüğün resmidir.




***





Yapay İttifaklar – 11. Bölüm
Demokrasi Tiyatrosu: Roller Dağıtıldı, Seyirci Uyutuldu





Sahnede demokrasi oynanıyor.
Perde arkasında ise sahte uzlaşmalar, kirli pazarlıklar, koltuk paylaşım senaryoları...
Milletvekilleri repliklerini ezberlemiş,
gazeteciler figüran olmuş,
bazı akademisyenlerse sahneye alkış tutmakla meşgul.
Oy veren halk mı?
O, salonun en arka sırasında, sesi kısık bir seyirci.
Gözünde umut, cebinde yokluk, yüreğinde öfke var.
Ama sahneye çıkmasına izin yok.
Demokrasi dedikleri şey, bir temsil sanatı artık.
Gerçek halk temsilcileri değil,
temsil ettiklerini iddia eden “profesyonel oyuncular” var.
Halkın yaşadığı gerçek dram,
bu tiyatroda komedi gibi sunuluyor.
Roller belli:
İktidar, kahraman;
muhalefet, kontrollü yedek oyuncu;
bürokrasi, dekor.
Adalet mi? O çoktan oyundan çıkarılmış, sahne arkasında susturulmuş.
Ve ne yazık ki bu oyun, her seçim döneminde yeniden sahneleniyor.
Aynı oyun, aynı oyuncular, sadece kostümler değişiyor.
Ozan

Hiç yorum yok: