Milliyetçilik Oyunu: İpin Ucu Kimin Elinde?
Ozan – 09 Nisan 2025
DEM Partisi Eş Genel Başkanı Bakırhan, geçtiğimiz günlerde “Biz CHP'nin eylemci kitlesi değiliz, Ekrem İmamoğlu da bizim adayımız değildir” diyerek, siyasi pozisyonlarını açıkça ortaya koydu.
Kendilerini Kürt halkının temsilcisi olarak tanımlayan DEM Partisi, ne yazık ki bu iddiasını sahada halkın gerçek sorunlarıyla sınamaktan uzak. Ne feodal düzenin kalıntılarına karşı etkili bir mücadeleleri var, ne de ezilenin, dışlananın, yoksulun yanında kararlı bir duruşları. Ne emperyalizme karşı onurlu bir direniş sergiliyorlar, ne de Kürt, Türk, Çerkes demeden bu topraklarda adaletsizliğe uğrayan herkesin sesi olabiliyorlar. Tersine; küresel güç odaklarının çizdiği sınırlar içinde, emir eri gibi hareket etmeyi tercih ediyorlar.
Ve ironik bir şekilde;
Düne kadar "en iyi Kürt, ölü Kürttür" diyerek meydanlarda idam ipi sallayan, TBMM’de Kürt temsiline tahammül edemeyen Türk milliyetçiliği (MHP) ile Kürt milliyetçiliği (DEM+HDP) bugün aynı masada buluşuyor. Çünkü siyaset, uçları birbirine bükebiliyor. Aşırılıklar bazen aynı potada eriyor, hatta aynı çatı altında buluşuyor.
Bugün geldiğimiz noktada, siyasetin kimlikler üzerinden değil, ilkeler üzerinden şekillenmesi gerektiğini savunanlar dahi, konjonktürel çıkarlar uğruna suskun kalmayı tercih ediyor. Kürt hareketinin kimi temsilcileri, halkın vicdanı ve taleplerinden ziyade, merkezî iktidarların ikramlarına odaklanmış durumda.
İstanbul’da Kürt yurttaşları yönetime katmak adına kent uzlaşısı sağlayan Ekrem İmamoğlu ve ilçe belediye başkanlarının görevden alınarak tutuklanması sürecinde, DEM Partisi’nin AKP'nin çağrısına icabet etmesi, ya akıl tutulmasıdır ya da emperyalizmin güncel emridir.
Oysa kent uzlaşısı, yalnızca isim paylaşımı değildir.
Kent uzlaşısı, bir yönetim anlayışı, bir ortak yaşam sözleşmesi, bir demokratik temsil projesidir.
Peki nedir bugün yaşanan?
İstanbul’da Ekrem İmamoğlu'nun öncülüğünde kurulan ve Kürt yurttaşların da yönetime katıldığı kent uzlaşısı; yalnızca bir seçim pazarlığı değil, aynı zamanda birlikte yaşam iddiasıydı. Bu iddianın cezalandırılması, kayyımlar, gözaltılar ve yargı sopasıyla bastırılması karşısında, bu birlikteliğin en doğal savunucusu olması gereken DEM Partisi ne yaptı?
Cevap basit: Sessizliğe gömüldü. Hatta daha da ötesi, AKP'nin “kır uzlaşısı” davetine cevap verdi.
Evet, bu bir kır uzlaşısıdır.
Çünkü bu pazarlığın içinde kent yok, demokrasi yok, halk yok.
Bu uzlaşı; aşiret düzeniyle barışmış, merkeziyetçi yapıyla kol kola girmiş, ranta, koltuğa ve dokunulmazlığa odaklı bir çıkardır.
Kürt halkının yıllardır taşıdığı bedel; bugün birkaç sandalye, birkaç belediye, birkaç tabela karşılığında pazarlık masasına sürülüyor. Bu, halkın değil, elitlerin uzlaşısıdır.
Geçmişte "Kürt açılımı" adı altında yapılan görüşmelerde bile, HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş, Taksim Gezi Parkı direnişine katılanları “darbeci” ilan ederek yalnızlaştırmıştı. Bu tavır, halklar arası ortak mücadeleye değil, iktidarın söylemine hizmet etmişti.
Bugün Ekrem İmamoğlu'nun diploması iptal edilerek görevden alınması ve tutuklanması süreci yaşanırken; üniversite gençliğinin öncülüğünde oluşan toplumsal tepki sokaklara taşarken, DEM Partisi'nin bu tabloya sırtını dönmesi, tarihsel bir kırılmadır. Bu tutum, Kürt siyasetinin oportünist ve güvenilmez olduğunun tescilidir. Ve bu tavır, AKP sonrası dönemde en büyük zararı Kürt halkına verecektir.
Bugün NATO’nun mayasında yoğrulmuş sahte Türk milliyetçiliği ile yine emperyalist mutfağın ürünü olan sahte Kürt milliyetçiliği aynı karede buluşturuluyor.
Unutulmasın:
Faşizmle müzakere edilmez, mücadele edilir.
Kanla beslenenlerle barış masası kurulmaz.
Üniversite öğrencileri coplara, gazlara direnirken…
İşçi, memur, emekli açlık sınırının altında yaşam mücadelesi verirken…
Köylü toprağını ekemezken, esnaf kepenk kapatırken…
Atanmayan öğretmen intiharın eşiğindeyken…
Ülkede laiklik, bilim, insan hakları her geçen gün biraz daha yok edilirken…
Dün “Biji Serok Obama” ile selam durulurken, bugün “Biji Serok Trump” ya da “Biji Serok Bahçeli” ile yürünebilir.
Yarın “Biji Serok Netanyahu” demeye ne kaldı?
Hayırlı olsun(!)
Bu tablo, halkın değil; halk adına konuşan, fakat halkı hiç dinlemeyenlerin eseridir.
Kürt yurttaşlarımızı, Kürt halkını elbette bu oyunun dışında tutmak gerekir.
Bu ülkenin yoksul, işsiz, gıda ve barınma sorunu yaşayan, çaresiz bırakılmış insanlarıdır onlar.
Laik ve bilimsel eğitim istiyorlar çocukları için, demokrasi, hukukun üstünlüğünü istiyorlar yarınlara dair.
Eşit, parasız eğitim ve sağlık istiyorlar. Sosyal devlet istiyorlar.
Ancak Kürt siyasetinin elit kadroları, kulaklarını bu sese tıkamış durumda.
Gözleri koltukta, kulakları Saray'da. Tek bir açıklama yok, tek bir duruş yok.
Ama adına siyaset diyen ve halkın sırtından çıkar devşiren Kürt siyasi elitlerinin oportünist, ilkesiz ve çıkar odaklı tavrı, günü geldiğinde tarih önünde mutlaka sorgulanacaktır.
Tarihin terazisi hassastır, geç tartar ama mutlaka tartar.
Ozan
09 Nisan 2025

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder