14 Nisan 2025 Pazartesi

YAPAY İTTİFAKLAR : 12-13-14-15




Yapay İttifaklar – 12. Bölüm

Yapay Barış: Sessizlikle Beslenen Çatışma



Barış…
Herkesin dilinde ama kimsenin yüreğinde değil.
Çünkü bu coğrafyada barış, çoğu zaman bir pazarlık unsuru;
bir seçim vaadi, bir masa kartı, bir oyalama taktiği olarak kullanılıyor.
Gerçek barış, adaletle gelir.
Gerçek barış, eşitlikle büyür.
Ama bizde “barış” dendi mi,
ya bir tarafın susması istenir
ya da diğer tarafın biat etmesi.
Bugün "barış" diyenlerin çoğu, aslında sessizlik istiyor.
Sorgulama olmasın, itiraz yükselmesin,
herkes elini eteğini çeksin, razı gelsin isteniyor.
Oysa sessizlikle gelen barış, çatışmanın sadece ötelendiği bir geçici uyku halidir.
Biri öfkesini bastırıyor,
öteki korkusunu gizliyor.
İşte bu yüzden barış değil, içe atılan büyük bir patlamaya hazırlık yaşıyoruz.
Siyasetçiler, çıkarları gereği “yapay barış” pozları verirken,
halk birbirine daha da uzaklaşıyor.
Kürt ile Türk, Alevi ile Sünni, laik ile dindar, kadın ile erkek…
Aynı sofraya oturamayan bir toplum haline geliyoruz.
Ozan



***





Yapay İttifaklar – 13. Bölüm
Kimlik Ticareti: Oy Karşılığı Aidiyet






Kimliğin artık bir anlamı yok.
Yani, derin anlamını yitirdi.
Aidiyet hissi, kültürel bağ, toplumsal dayanışma gibi değerlerin yerini;
"bu seçimde bize oy verirse kardeşimizdir" mantığı aldı.
Siyaset kimlikleri pazara çıkardı.
“Türksen bizdensin”,
“Kürtsen destekle bizi”,
“Aleviysen oyunu hatırla”,
“Muhafazakârsan sendeniz” diyerek herkes bir kimliğe seslendi.
Ama kimsenin derdi, o kimliklerin derdini anlamak değildi.
Kimlik bir güven duygusudur.
Ama artık bir pazarlık masası malzemesi.
Bir kesimin dini, diğerinin mezhebi, ötekinin dili, berikinin kültürü;
hepsi oy hesabıyla kullanılıyor.
Bu kimlik siyaseti, toplumun arasına açılması zor yarıklar bıraktı.
Birbirine bakan insanlar, önce kimin ne olduğuna bakar oldu.
Kimin neye inandığı değil, neye oy verdiği üzerinden değer biçiliyor artık.
Aidiyet hissi, artık partilere değil, kişisel çıkarlara bağlandı.
Kimse partinin programına değil, vereceği makama, sağlayacağı avantaja bakıyor.
Yani kimlikler, özlerinden soyutlandı; menfaatle tanımlandı.
Siyasi kimlik ticareti; toplumsal barışı değil,
güvensizliği besliyor.
Ve bu ticarette kaybeden hep halk oluyor.
Ozan


***





Yapay İttifaklar – 14. Bölüm
İttifakın Anatomisi: Kiminle, Neye Karşı?







Siyaset sahnesinde herkes birbiriyle ittifak kuruyor,
ama kimse halkla kurmuyor.
Masa başında, kapalı kapılar ardında yapılan bu ittifaklar;
gerçekte ne bir vicdana, ne bir ilkeye, ne de bir halk yararına dayanıyor.
Kiminle?
Düne kadar birbirine “vatan haini”, “faşist”, “bölücü” diyenlerle.
Kime karşı?
Aslında sadece rakiplerine değil, bazen halkın iradesine, bazen ortak akla karşı.
İttifak, bir dayanışma kültürüdür.
Ama bizdeki versiyonu bir çıkar mühendisliğine dönmüş durumda.
Liste pazarlıkları, kontenjan savaşları, seçilemeyecek sıralara yerleştirilen kuklalar…
Hepsi, halkın gözünün içine baka baka yapılıyor.
Sorsan “demokrasi için” derler.
Ama demokrasiyi ittifakın ortak paydası yapacaklarına,
demokrasiyi bir kalkan gibi kullanıyorlar.
Kendi koltuklarını korumak için…
Gerçek ittifak, ortak ilke etrafında kurulur.
Bugünkü ittifaklar ise yalnızca günü kurtarmak,
seçimi kazanmak, pastadan pay almak için kuruluyor.
Bu yüzden de uzun ömürlü değil;
çıkarlar çatıştığında yıkılıyor, ilk fırtınada savruluyorlar.
Ve en önemlisi:
Bu yapay birliktelikler, halkın gerçek ihtiyaçlarını konuşmamızı engelliyor.
Çünkü herkes meşgul:
Kiminle nasıl ittifak yapacaklarını planlamakla.
Ozan



***







Yapay İttifaklar – 15. Bölüm
Seçim Ticareti: Oy Sandığında Satılan Umutlar






Seçimler, halkın iradesinin yansıması değil artık;
bir tür pazar yeri.
Satıcılar partiler, alıcılar seçmen;
ürün ise umut.
Ama sahte, kısa ömürlü, son kullanma tarihi seçim akşamı dolacak türden umutlar...
Her seçim döneminde benzer sahneler yaşanıyor:
Gülümseyen yüzler, bedava vaatler, son dakika manevraları...
Sanki halk, her defasında yeniden kandırılmaya razı bir müşteri.
Kimin kaç oy getireceği,
hangi ittifakın kaç sandalye çıkaracağı konuşuluyor.
Ama kimin yoksul olduğu,
kimin işsiz,
kimin çaresiz yaşadığı konuşulmuyor.
Oy sandıkları birer alışveriş sepetine dönüştü.
İnsanlar, temel haklarını değil,
kısa vadeli menfaatlerini satın alır oldu.
Bir torba kömür, bir iş vaadi, bir tayin, bir ihale…
Halkın iradesiyle değil, ihtiyaçlarıyla oynanıyor.
Siyasetçiler umut taciri gibi.
Yarattıkları sorunları çözme sözü veriyorlar.
Oysa çözüm sunmazlar, sadece o sorunun varlığına yatırım yaparlar.
Çünkü çözülen sorun, onların varlık nedenini azaltır.
Gerçek değişim sandıkta değil,
bilinçte başlar.
Oy, sadece bir tercih değil,
bir sorumluluktur.
Ama bu bilinç, sürekli ticarete maruz kaldıkça körelir,
ve halk, kendi geleceğini pazarda açık artırmaya çıkarır.
Ozan

Hiç yorum yok: