18 Ağustos 2013 Pazar

Musa kıssası

Musa kıssası

Lütfi BERGEN
Lütfi BERGEN
exodus
Annesi Musa’ya hamile kaldı ve bunu saklamak zorunda kaldı. Zira Firavun Mısır’da zorbalık yapmaktaydı: “Firavun, gerçekten arzda (egemendi), halkını sınıflara ayırdı. Onların bir kısmını müstezaflaştırıyordu, onların oğullarını boğazlatıyor, kızlarını canlı bırakıyordu / minhum yuzebbihu ebnâehum ve yestahyî nisâehum. Muhakkak ki o, ifsad edicilerdendi (mufsidin)” (28 Kasas 4). Musa (as) zorbalığı sistemleştirmiş bir toplumda hayata geldi. Anne ve babası onu bir sandığa koyarak Nil’e bıraktı. Muhtemel ki sandık yeni doğan bebeğin yaşamını sürdüreceği özelliklere sahipti. Bir marangoz tarafından yapılmış olmalı idi ki Nil’in sularında ilerlemekteydi.
Tevrat Kur’an’ın anlattığı bu sınıflaşmanın sebebini Çıkış Bab 1, 8-22. Ayetlerde şöyle tasvir eder:
·  yeni bir kral Mısır’da tahta çıktı. ·  Halkına, “Bakın, İsrailliler sayıca bizden daha çok” dedi,
·  “Gelin, onlara karşı aklımızı kullanalım, yoksa daha da çoğalırlar; bir savaş çıkarsa, düşmanlarımıza katılıp bize karşı savaşır, memleketi terk ederler.” ·  Böylece Mısırlılar İsrailliler’in başına onları ağır işlere koşacak angaryacılar tayin ettiler. İsrailliler firavun için Pitom ve Ramses adında ambarlı şehirler inşa ettiler. ·  Ama Mısırlılar baskı yaptıkça İsrailliler daha da çoğalarak memlekete yayıldılar. Mısırlılar korkuya kapılarak  ·  İsrailliler’i amansızca çalıştırdılar ·  Her türlü çiftçilik, harç ve kerpiç yapımı gibi ağır işlerle hayatı onlara zehir ettiler. Bütün işlerinde onları amansızca kullandılar. ·  Mısır Kralı, Şifra ve Pua adındaki İbranî ebelere şöyle dedi: ·  “İbranî kadınlarını doğum sandalyesinde doğurturken iyi bakın; çocuk erkekse öldürün, kızsa dokunmayın.” ·  Ama ebeler Allah’dan korkan kimselerdi, Mısır Kralı’nın emrine muhalefet ederek erkek çocukları sağ bıraktılar. ·  Bunun üzerine Mısır Kralı ebeleri çağırtıp, “Niçin yaptınız bunu?” diye sordu, “Neden erkek çocukları sağ bıraktınız?” ·  Ebeler, “İbranî kadınlar Mısırlı kadınlara benzemiyor” diye cevapladılar, “Çok kuvvetliler. Daha ebe gelmeden doğuruyorlar.” ·  Allah ebelere iyilik etti. Halk çoğaldıkça çoğaldı. ·  Ebeler kendisinden korktukları için Allah onları ev bark sahibi yaptı. ·  Bunun üzerine firavun bütün ahaliye emretti: “Doğan her İbranî erkek çocuk nehre atılacak, kızlar sağ bırakılacak.”
Musa kıssasında da görüleceği üzere yeni bir burjuva sınıfı oluşturmak için kent inşa edip, ekonomik ayrımcılık yapmak gerekiyordu. Firavun’un kapitalist sınıfı hakim kılabilmek için askeri bir güçle Müslümanları (İsrailoğullarını) angaryaya koşması gerekmişti. Bunun ekonomik ırkçılığa yaslanması kaçınılmaz görülmüş ve siyaset haline getirilmiştir.
Firavun’un İsrailoğullarının erkek çocuklarını öldürme emri hüküm sürdüğü sırada Musa (as) hem de saray efradınca bulundu. Kur’an bu hadiseyi şöyle anlatır: “Böylece firavun ailesi onu, onlara düşman ve başlarına dert olarak bulup aldı. Muhakkak ki firavun, Haman ve o ikisinin ordusu, kasten suç işleyenlerdi * Ve hanımı firavuna şöyle dedi: “Bana ve sana göz aydın olsun, onu öldürmeyin belki bize faydası olur veya onu evlât ediniriz.” Ve onlar, (gerçeğin) farkında değillerdi” (28 Kasas 8-9).
Aynı hadise Tevrat Çıkış Bab 2; 5-10. Ayetlerde şöyle anlatılır:
·  O sırada firavunun kızı yıkanmak için ırmağa indi. Hizmetçileri ırmak kıyısında yürüyorlardı. Sazların arasındaki sepeti görünce, firavunun kızı onu getirmesi için hizmetçisini gönderdi. ·  Sepeti açınca ağlayan çocuğu gördü. Ona acıyarak, “Bu bir İbrani çocuğu” dedi. ·  Çocuğun ablası firavunun kızına, “Gidip bir İbrani sütnine çağırayım mı?” diye sordu, “Senin için bebeği emzirsin.” ·  Firavunun kızı, “Olur” diye yanıtladı. Kız gidip bebeğin annesini çağırdı.
·  Firavunun kızı kadına, “Bu bebeği al, benim için emzir, ücretin neyse veririm” dedi. Kadın bebeği alıp emzirdi. ·  Çocuk büyüyünce, onu geri getirdi. Firavunun kızı çocuğu evlat edindi. “Onu sudan çıkardım” diyerek adını Musa koydu.
            Anlaşılacağı üzere Musa halkı sınıflara ayıran zorba bir sülale tarafından yönetilmekte iken Firavun ailesinin içindeki bazı merhametlilerin talebi ile öldürülmekten kurtuldu. Üstelik kendi annesinin sütünü emdi. Bilindiği gibi süt – gıda helal olmalıdır. Musa Firavun’un gıdası ile gıdalanmadı. Rabbi onu bir bitki gibi yetiştirdi.
            Musa sarayda yetişti. Ancak kendisinin İsrailoğulları’ndan olduğunun farkındaydı. Kendi dindaşı ile saray erkanının kavmine mensup biri arasında başlayan tartışma kavgaya dönüştü ve Musa Kıpti’ye attığı bir tokatla onun ölümüne neden oldu. Bu beklenmedik hadise sonrasında Mısır’dan kaçtı. Musa’nın bu olaydan sonra bile Firavun’un egemenlik iddiasını benimseyerek kavmini (dinini) reddetme imkânı olduğunu düşünüyoruz. Sarayda kalmak ile Mısır’ı terk etmek arasında tercihte bulunacak birinin Mısır’ı ve iktidarı seçmesi muhtemeldir. Bu ihtimale rağmen Musa (as)’nın bu yolu seçmemesinin nedeni kendisine verilen hikmet ve ilimdir: “Ve lemmâ belega eşuddehu vestevâ âteynâhu hukmen ve ilmâ(ilmen), ve kezâlike neczîl muhsinîn / Musa yiğitlik çağına erip olgunlaşınca, biz ona hikmet ve ilim verdik. İşte güzel davrananları biz böylece mükâfatlandırırız” (28 Kasas 15).
            Musa, Mısır’dan kaçınca koyun güden kızlarla karşılaştı ve onların babasının yanında çalışmaya başladı. Bu çalışma hem meslek edinimi (çobanlık), hem ahi ahlâkı gereğince iş disiplini elde etmek ve meşkle sanat öğrenmek ve hem de mehir ödemesi idi. Zira kızlardan biri ile evlendirilecekti. Ustası yanında on sene çalışan Musa süre bitince karısını alarak Mısır’a doğru yola çıktı.
            İslamcılık düşüncesi açısından bu kıssa Müslüman toplumun bireysel bir değişme kuramı olmadığının tam tersine meslekî ve ailevî bir yapı ihtiva ettiğinin en büyük göstergesi sayılmalıdır. Musa yolda bir ateş görerek dağa çıktı ve dağda vahiy de aldı. Vahiyde Firavun’a gitmesi ve ona yumuşak söz söylemesi emredildi. İsrailoğullarına yönelik ise onları aile/ev olarak teşkilatlandırması istendi. Mısır’a gittiğinde hem Firavun ile sözlü mücadeleye başladı ve hem de Mısır kavmini aileler / haneler olarak toparladı. Evler namaz kılınan ibadethanelere döndürüldü. Musa’nın amacı kavmini Firavun’un angarya toplumundan kurtarmaktı.
            Bu olayla çağdaş İslâmî düşüncenin Musa’yı yorumlama biçimi arasında derin farklar vardır. Musa söz’ü Firavun’a iletti ve onunla tartıştı ise de Müslüman kitlenin kırımını kesinlikle politize etmedi. Bir iktidar mücadelesi yapılmadı. Müslümanların Mısır iktidarı ile muhataplığı iktidarın yerine geçmek değil, iktidarı hak olanı siyaset etmeye yöneliktir. Nitekim Zülkarneyn de kendisinden yardım dileyen kavmi Yecüc-Mecüc ile muhatap olmasın diye demir dağlar arasında izole etmiştir. Yecüc ile Mecüc’ü dünyadan def etmeye yönelik mücadeleleye sürmemiştir. Çağdaş İslâmi düşünce ne Zülkarneyn’in ve ne de Musa’nın metodolojisini hayata geçirecek entelektüel tefekküre sahip değil. Musa (as) Firavun’a karşı bir kalkışma, devrim tecrübesi de üretmedi. Silaha karşı inat üretmek ve sivil halkı silahlı güçlerin önüne sürmek bir şekilde yine şiddete saplanmaktır. Musa (as) kavmini angarya toplumundan kaçırmaya başlayınca, Firavun ordularını topladı ve takibe başladı. Takip Kızıldeniz’in yarılıp Musa ve kavmi geçince Firavun ordusunun üstüne kapanması ile nihayete erdi. Musa Firavun’a tek bir fiske indirmedi. Kesinlikle silah veya şiddet kullanmadı. Musa’nın kavminden hiç bir Müslüman da bu kapışmada telef olmadı. Dahası Firavun ve şerikleri öldükten sonra dahi Musa ve kavmi Mısır’a geri dönmediler, iktidarı istemediler. Musa (as) kavmini daha sonra çöle götürdü. Musa (as) bir devrim yapmadı; Firavun’u öldüren de Allah idi.
            Bu zaviyeden bakınca günümüz Mısır Müslüman politize toplumsallığı ile Musa’nın hereket metodu arasında büyük farklılıklar bulunmaktadır. Müslüman düşüncenin Kur’an’dan sapmış bir metodoloji sürdürdüğü Mısır’da bugün katledilmiş 5000 Müslüman can insana bakarak söylenebilecektir. Araplar Abdülhamit’e müstebid diyerek isyan ettiklerinden beri rahat yüzü görmediler. Kur’an’ın anlattığı Musa (as) yukarıdaki gibidir. Şimdi şöyle sormak gerekiyor: Musa (as) böyle mi gelecek, yoksa muhayyel bir Godot mu bekliyorsunuz?
(*) Resim: Exodus: 1999; Richard Mcbee

Hiç yorum yok: