Erbil Tuşalp-SOL
SORUNUN SAHİBİ: Bir devlet ve siyaset
adamının ağzından çıkıyorsa “bu kadar yalanı nerede buluyorlar?” sorusu
yanıtsız kalmamalı. Kalmasın.
Soru “insan biraz utanır yahu...” ya da
“edep yahu...” gibi özenle seçilmiş “tahrik ve teşvik” ekleriyle destekleniyorsa
siyaset ve iletişim dünyası yanıtsız bırakmama ilkesini anımsamalı. Anımsansın.
Söylemek istediğim şu ki bu sorunun sahibi
Başbakan Recep Tayyip Bey gökten yere haklı. Haklı çünkü ben de tıpkı onun gibi
onlara bakıp “bu kadar yalanı nereden buluyorlar” diye sormaktan kendimi
alamıyorum. Onunla geçirdiğimiz yıllarda ben de yerden göğe haklı olarak “bu
kadar yalanı...” diye başlıyorum. Önce on bir yılın yalanlarını bir yana,
yanlışlarını bir yana koyuyorum. Sonra hiç kimse kızmasın ama görmezliğin, duymazlığın,
konuşmazlığın arkasına saklananlara yuh diyorum.
* * *
KAFASI KIYAK: Yalanı açığa çıkarmak için
“yaşama müdahaleyi” amaçlayan abuk yasakların didiklenmesi gerekiyor. Sorup
sordukça her yasağın yalanla dolu olduğu, her yasağın yalana dayandığı görülüyor.
“İslamı hayat tarzı görmek isteyen...
Cumhuriyet bitmiştir…” diyen bir cumhurbaşkanı; “egemenliği Allah’a devreden...
kıyamı bekleyen” bir başbakanı olan ülkede siyaseti elbette yalan ateşinde
ısıtmak gerekliydi.
Öyle de oldu, aklın almayacağı yalanlar
bulundu. “Hilafeti özleyen” dindar bir gençlik isteyen iktidar alkol
suçlamasına sığınıp “gece gündüz kafası kıyak gezen bir nesil” yalanına
başvurdu. Oysa her gün içki içen yetişkinlerin oranının yüzde 1,2 olduğunu
gösteren araştırmalar böyle bir nesil olamayacağını gösteriyordu. Ülkenin 13
milyon hiç içki içmeyene karşılık, sıklıkla içen 2 milyon genci vardı. Ama içki
tüketimi, tanıtımı ve pazarlamasını sınırlandıran yasal düzenleme için böyle
bir yalan gerekliydi.
İşin tuhafı gündelik hayatlarını dine göre
düzenleyenlerin yüzde 9’u (360 bin); dindarların yüzde 11’i (3 milyon 130 bin)
içki içtiği söyledi. “İnançlıyım” diyenlerin yüzde 41’i (7 milyon 500 bin)
alkollü içki tüketiyordu. (KONDA, 27 Mayıs 2013,T24)
Belli ki sokakta kafası kıyak dolaşan
ikiyüzlü milyonlarca pirinççi makarnacı akepe’li vardı. Kim bilir belki de
Recep kaptan şerefine meyhanede her gece kadeh tokuşturuluyordu.
* * *
İKİ CAMBAZ BİR İP: Yalanı deşifre etmenin
bir başka yolu da her zaman “kötü efendi...” olan paranın izini sürmekten
geçiyor. Ulusal gelir, büyüme, enflasyon, üretim, tüketim, istihdam, borç,
alacak, ücret ve benzeri sorulara yanıt olacak “liralı dolarlı örolu borsalı
bankalı” yalanlar bulundu. Nüfus sayımı da ve seçmen listeleri de yalan kustu.
İpin ucu Beşir Atalay yetiştirmesi TÜİK
Başkanı Ömer Demir’e verildi. İki cambaz bir ipte oynadı. Dini bütün başbakan
yardımcısı Beşir hoca “ateşlere atılıp cayır cayır yanacağını, katrana sokulup
fokur fokur kaynatılacağını..!” hiç düşünmeden iyi iş çıkardı.
Ulusal gelir “bizde böyle ağabeycim”
külhanlığıyla “Amerikan doları ile” hesaplanarak artmış gösterildi. Ülke nüfusu
“inanmayan saysın pişkinliği” ile örneğin 73 milyondan 70 milyona düşürüldü.
Toplandı, çıkarıldı, bölündü 2006 yılı kişi
başına düşen ulusal gelir, 5480 dolardan 7500 dolara yükseltildi.
Yalan üretim merkezi ülkenin yoksul
insanlarının payını bir günde 2 bin dolar arttırdı. “Satın alma paritesine
göre” yapılan başka bir yöntemle yalan katlanarak büyüyecekti. 2011’de 16504,
2012’de 17156 dolara ulaştığı bile söylendi.
Türkiye’nin dünyada “17. büyük ekonomi”
olması ya da Türkiye’nin IMF borcunu sıfırlayıp “borçsuz ülke” düzeyine
ulaşması gibi ısmarlama başlıklarla yalan rüzgarı sürdürüldü.
Aslında Türkiye, 1993 yılında da toplam
milli gelire göre dünyanın en büyük 17. ekonomisiydi. Borçsuz ülke olma savı
büyük yalandı. Bilim insanları akepe’nin ekonomide aldığı en başarısız sonucun
dış borç olduğunu söylüyordu. İktidardaki üç-beş imam büyük başarıyla 130
milyar dış borcu, on yılda 330 milyar dolara çıkarıp yalanlarla üstünü örttü.
* * *
DEDİ DEMEDİ: akepe’nin iktidar
politikasındaki harcın “inanç sömürüsüne” dayalı, “servet avcılığını” amaçlayan
yalanlar katılarak harmanlandığı on bir yılda birçok kez kanıtlandı.
Yıllarca durup dinlenmeden “yolsuzluk,
ihale, rüşvet, ordu, yargı, polis, medya, mal varlığı, eğitim, sağlık, dış
politika, terör, temel haklar, özgürlükler ve de elbette Kürt ve Alevi
sorunlarında; bir de “dedi demedi- aldı almadı-verdi vermedi-çaldı çalmadı” başlıklı
tartışmalarda kirli yalanlar söylendi.
Yalancının mumu İstanbul’un orta yerinde
küçük bir parkın üç-beş ulu ağacının önünde söndü.
Sevgili çocuklarımızın isyan şarkıları
“yalan ve talan dinciliğinin” sahte yüzünü tüm dünyaya gösterdi.
.jpg)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder