EMEKLİ HACI AMCA BU SENİN HİKAYEN(!)
Açlık sınırı 26 bin, yoksulluk 85 bin, kira 20 bin lira… Emekli maaşı mı? 16 bin 881 lira!
2025 Haziran ayında Türkiye’de tablo şöyle:
Ve milyonlarca emekliye reva görülen aylık? Önce 14 bin 400 liraydı. Şimdi “müjde!” diye 16 bin 881 liraya çıkarıldı.
Yani hâlâ açlık sınırının altında...
Yani hâlâ bir evin kapısından içeri giremeyecek kadar düşük...
Yani hâlâ, iktidarın merhametinin gölgesinde yaşatılan bir hayat...
Kendi yarattığı ekonomik enkazın altında kalan halkı, şimdi yeniden o enkazın molozlarını sırtlamaya zorluyorlar.
İğneden ipliğe, ekmekten kiraya, vergiden cezaya her şey zamlandı. Ama olsun...
Bu kutsal başarılar(!) için emekliye zam verilmesine de gerek yoktu ya… Nitekim verilmedi de.
Ve şimdi gençler emekliye dönüp soruyor:
— Hadi hacı amca, göster telefonunu…
— Ayakkabın kaç para?
— Sizin zamanınızda yağ kuyruğu, tüp kuyruğu vardı değil mi?
Evet, vardı... Ama o kuyruklar emperyalizmin ambargosuyla, yerli işbirlikçilerin stokçuluğuyla oluşmuştu.
Peki şimdi?
Ucuz ekmek kuyruğu neden var hacı amca?
Ambargo mu var, savaş mı çıktı?
Yoksa sadece iktidarın bitmeyen açgözlülüğü mü?
Hacı Amca, bir fıkra anlatayım sana: Bu senin hikâyen.
“Topal Eşek Hikayesi”
Cambazın biri, eşeği yularından çekip pazara getirir.
Yanına bir başka cambaz yaklaşır:
— Kaç para bu eşek?
Bin lira!
— Aldım gitti!
El sıkışırlar.
Tam o sırada birkaç kişi yanaşır alıcının kulağına:
— Yahu görmüyor musun? Bu eşek topal!
Alıcı dönüp bakar, sonra cevap verir:
— Topal değilmiş, tırnağına taş kaçmış. Adam kandırmaya çalışıyor!
Kalabalık satıcıya koşar:
— Yahu eşek topal değilmiş!
Satıcı sırıtarak cevaplar:
Eşek elbette topal! Ama öyle zannetsinler diye taşı ben koydum tırnağına!
Sonra alıcı dövünmeye başlar:
— Vay namussuz vay! Eğer verdiğim para sahte olmasaydı, beni kazıklayacaktı!
Perde kapanır.
Herkes birbirini kandırıyor.
Vicdan yok, ahlak yok, utanma yok.
Ama herkes herkesin gözünün içine baka baka yalan söylüyor.
Aleksandr Solzhenitsyn yıllar önce ne demişti:
"Yalan söylediklerini biliyoruz.
Yalan söylediklerini onlar da biliyor.
Yalan söylediklerini bildiğimizi biliyorlar.
Bizim, onların bildiğini bildiğimizi de biliyorlar.
Ama yine de yalan söylemeye devam ediyorlar."
Bugünün Türkiye’si işte tam da bu.
Ve bu hikâyenin en safı da o, en kurnazı da...
En onurlusu da o, en onursuzu da...
En kalabalık kitle o, ama en yalnız olan da yine o:
E M E K L İ
Ozan
10 Temmuz 2025

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder