30 Temmuz 2025 Çarşamba

CHP, “Çözüm Masası”nda OLMAMALIDIR.

 CHP, “Çözüm Masası”nda OLMAMALIDIR.



Türkiye'de yeniden “çözüm süreci” ya da “yeni anayasa” tartışmaları, görünürde demokratikleşme, kapsayıcılık ve reform başlıklarıyla sunulsa da, derinlemesine analiz edildiğinde kimlik temelli bir sistem dönüşümünün zeminini örmeye yönelik stratejik bir planın parçası olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bu tabloda öne çıkan üç siyasi aktör MHP, AKP ve DEM (eski HDP) görünüşte birbirine zıt kutuplarda dursalar da, anayasal kimlik temelli dönüşüm sürecinde tamamlayıcı roller üstlenmişlerdir.
MHP: “Milliyetçilik” Görünümlü Kimlikçi Dönüşüm
Bahçeli ne dedi?
“Cumhurbaşkanının biri Kürt, diğeri Alevi iki yardımcısı olmalıdır.”
Bu ifade, ilk bakışta bir kapsayıcılık önerisi gibi görünse de, gerçekte etnik ve mezhebi kimliklerin anayasal düzeyde tanımlanmasını teklif eden kimlikçi bir söylemdir.
Tehlike nedir?
Devlet yönetimini ortak vatandaşlık temelinden çıkararak, kimlik eksenli temsiliyet esasına göre yeniden yapılandırmayı gündeme taşır. Bu yaklaşım, Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter yapısına doğrudan bir müdahaledir.
Üstelik bu öneri, Türk milliyetçiliğini ve üniter devleti savunduğunu iddia eden MHP'den gelince, BOP’un “kimlikçi yeniden dizayn” planına milliyetçi bir meşruiyet kılıfı sunulmuş olur. Böylece sistem, milliyetçi görünümlü fakat içeriden kimlik temelli dönüştürücü bir rota izler.
DEM: Açık Kimlik Talepleri ve Federasyon Baskısı
DEM Parti (eski HDP), bu sürecin açık kimlik temsili tarafıdır.
Talepleri şunlardır:
Anayasal vatandaşlık yerine çok kimlikli tanım,
Yerinden yönetim adı altında özerklik/federasyon önerisi,
Kürt kimliğinin ve anadilin anayasal güvenceye alınması.
Bu talepler, ulus-devletin reddi anlamına gelir. DEM, bu sürecin doğrudan “kimlikçi dönüşüm” ve “üniter yapının çözülmesi” yönündeki ayağını temsil etmektedir.
CHP: Meşruiyet Mühürü Görevinde
CHP neden bu masada olmamalıdır?
Çünkü:
CHP, Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran ve üniter, laik devletin temellerini atan partidir.
Bugün ise bu yapıyı dönüştürmeyi hedefleyen süreçlerde "demokratikleşme" adı altında kimlik pazarlıklarının meşrulaştırıcısı konumuna sürüklenmektedir.
Nasıl?
CHP, özellikle sol-liberal seçmen nezdinde hâlâ meşru bir aktördür. Bu nedenle “yeni anayasa” gibi projelere destek verdiğinde, bu destek rejimi dönüştürmek isteyen güçler için bir tür onay damgası anlamına gelir.
Üstelik CHP, yerel seçimlerde DEM ile açık ittifak kurmasa da, örtük iş birlikleriyle aynı kimlikçi eksende yürüyen siyasetin ortağı hâline gelmiştir.
Masadaki Rol Dağılımı: Görünüş ve Gerçeklik
Aktör, Görünürdeki Rol, Gerçekteki Etki
MHP (Bahçeli) : Milliyetçi, Devletçi
Üniter yapıyı içten çözmeye açık öneriler sunuyor
CHP : Demokratikleşme savunucusu
Kimlik taleplerine anayasal meşruiyet zemini yaratıyor
DEM (HDP) : Kimlik temsili savunucusu
Çok kimlikli, federatif yapıya açık baskı unsuru oluşturuyor
Bu tablo, farklı renklerde boyanmış ama aynı hedefe yürüyen bir anayasalcı kimlikçilik koalisyonu olacaktır.
BOP’un Türkiye Ayağı: Kimlik Temelli Dönüşüm Projesi
Büyük Ortadoğu Projesi (BOP) yalnızca askeri operasyonlar değil, anayasal ve kültürel dönüşüm projeleriyle yürütülen bir jeopolitik müdahaledir. Türkiye, bu projenin hem modeli hem hedefidir.
BOP’un Türkiye içindeki kimlik ayağı üç aktör üzerinden şekillendi:
AKP → Siyasal İslamcı Ayak:
Laikliği törpüledi, tarikatları meşrulaştırdı, “ılımlı İslam” modeliyle devleti dini temellerle yeniden kurguladı.
MHP → Milliyetçi Ayak:
“Türk kimliği” söylemini sürdürdü ama etnik temsiliyete kapı aralayan öneriler sundu.
DEM → Etnik-Ayrılıkçı Ayak:
Açık kimlikçi taleplerle üniter yapıyı hedef aldı, federatif sistemin zeminini zorladı.
Yeni Anayasa: BOP’un Anayasal Aracı mı?
Amaç : BOP’la Bağlantılı Uygulama
"Türk" tanımının çıkarılması
Ulus-devletin tasfiyesi
"Türkiye vatandaşlığı" gibi nötr kavramlar
Kimlik temsiliyeti
Etnik/mezhebi bölünme
Kürt-Alevi gibi kimlik esaslı görev dağılımı
Yerel yönetim reformu
Federasyonun ön adımı
Özerklik/öz yönetim talepleri
Laiklikten sapma
İslamcı model
Tarikatlara yasal statü önerileri
CHP Neden Kritik Kırılma Noktasıdır?
Meşruiyet kapısıdır.
Eğer CHP destek verirse, kimlikçi anayasa “demokrasi” kılıfıyla sunulabilir.
Kurucu ilkelere ihanet riski taşır.
Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet’in yerine çok kimlikli bir sistemin kurulmasına dolaylı meşruiyet sağlar.
Sol-liberal seçmeni manipüle etme aracıdır.
Reform ve özgürlük söylemiyle kimlikçiliğin pazarlanmasına zemin sağlar.
MHP’nin Çelişkisi Nasıl Okunmalı?
Yıllarca “tek millet, tek vatan” diyerek kendini konumlandıran MHP, şimdi kimlik temsili önerileri sunarak, bu söylemi boşa düşürmektedir.
Gerçek işlevi:
Milliyetçi söylemle kimlikçi dönüşümü örten bir sis perdesi yaratmak.
AKP ile kurduğu ittifakın zorunlu sonucu olarak anayasal değişimlere direnişi bırakmak.
Genel Değerlendirme: Kimlik Tuzağına Karşı Uyanış Zamanı
Bugün Türkiye’de yaşananlar bir işgal değil, anayasa üzerinden yürütülen bir sistem değişikliği operasyonudur.
Bu dönüşüm, askeri değil; anayasal, kültürel ve siyasi yollarla yapılmaktadır.
Hedef:
Ortak Türk milletini ortadan kaldırıp; Kürt, Alevi, Ermeni, Laz, Çerkes gibi kimliklerin anayasal düzeyde tanımlandığı parçalı bir yapıya geçiş.
MHP ve DEM, her biri farklı ideolojik pozisyonda gibi görünse de, bu kimlikçi dönüşümün aktörleri hâline gelmişlerdir.
Sonuç:
“Yeni anayasa” süreciyle birlikte, Türkiye Cumhuriyeti'nin üniter ve laik yapısı; kimlikler üzerinden parçalı, federatif ve çok merkezli bir modele evriliyor.
Bu süreçte CHP'nin masada bulunması, dönüşümün meşruiyetini sağlayan en kritik unsur olacaktır. Bu nedenle, Cumhuriyet'in kurucu partisi olan CHP'nin bu oyunun parçası hâline getirilmesi, sadece siyasal bir çelişki değil; tarihsel bir kopuş anlamına gelir.
Bu bir tercih değil, bir hayati uyarıdır: CHP çözüm masasında olmamalıdır.
Ayrıca, Bu Ortamda Ne Anayasası, Ne Çözümü?
Bugün Türkiye’de;
Demokrasinin işlemediği,
Anayasanın fiilen askıya alındığı,
Hukukun üstünlüğü yerine muktedirlerin üstünlüğünün tesis edildiği,
Laiklik ilkesine sistematik biçimde aykırı davranıldığı,
Bilimsel eğitim yerine tarikat ve cemaatlerin etkisinde dinsel ve mezhepsel bir eğitimin yaygınlaştırıldığı,
Muhalif belediye başkanlarının hukuksuz biçimde görevden alındığı veya tutuklandığı bir ortamda,
ne anayasa yapılabilir, ne çözüm süreci yürütülebilir, ne de yapılan düzenlemelerin garantisi olabilir.
Mevcut siyasi ve hukuki atmosfer, yeni bir anayasa yapım sürecinin asgari meşruiyet ve güvenlik koşullarından yoksun olduğunu açıkça göstermektedir.
Bu şartlar altında yürütülecek her “reform” ya da “çözüm” süreci, halk iradesinin değil, siyasal mühendisliklerin ve uluslararası dizayn projelerinin dayatması olmaktan öteye geçemez.
Ozan
26 Temmuz 2025

Hiç yorum yok: