26 Ekim 2024 Cumartesi

TÜRKİYE'NİN SINIFSAL EKSİKLİKLERİ ARİKTOKRASİ VE BURJUVANIN OLUŞAMAMASI



Cumhuriyetin ilanının üzerinden neredeyse bir asır geçti, ancak bu süreçte kendi aristokrasisini, burjuvazisini ve proletarya bilincini yaratamamış bir rejimle karşı karşıyayız. Türkiye’de aristokrasi ve burjuvazi gibi toplumsal sınıfların oluşumunu engelleyen tarihsel ve sosyo-ekonomik faktörler, toplumsal yapının dengesizliğine işaret ediyor.


Aristokrasi ve Osmanlı Mirası

Türkiye’de aristokrasi sınıfı oluşturulamadı, çünkü Osmanlı İmparatorluğu’ndan gelen gelenek nedeniyle aristokrat aileler ya kaçmak zorunda kaldı ya da göç etmek zorunda bırakıldı. Bu durum, kültürel birikimin kaybolmasına ve toplumsal yapıdaki sınıf farklarının oluşamamasına neden oldu. Oysa aristokrasi, yüzyıllar boyunca gelişen bir kültürel gelenek ve toplumsal statü birikimidir. Ancak Osmanlı'nın çözülme dönemindeki siyasi ve toplumsal kırılmalar, bu sınıfın kök salmasını imkânsız hale getirdi.


Cumhuriyet Döneminde Burjuvazinin Yaratılamaması

Cumhuriyet dönemine gelindiğinde, Türkiye’de burjuva sınıfının oluşturulması konusunda da ciddi eksiklikler gözlemleniyor. 1923 sonrasında devlet, ekonomik kalkınma adına çaresizce zenginleşme politikalarını destekledi; ancak bu destek, gerçek bir burjuvazi yaratmak yerine taşra kökenli bir zenginler sınıfının ortaya çıkmasına neden oldu. Burjuvazi, klasik anlamda kapitalist ülkelerde üretim araçlarının sahibi olan ve siyasal iktidarı yönlendiren bir sınıftır. Gelişmiş ülkelerde burjuvazi, iktidara ulaşma hedefi olan partilerle pazarlıklar yaparak istediğini elde edebilecek bir güce sahiptir.


Ancak Türkiye’de durum böyle gelişmedi. Laik, cumhuriyetçi yönetimlerden büyük destek gören kesimler, zamanla gerici iktidarların ekonomik çıkarlarına boyun eğdiler. Bu dönüşüm, laiklik iddiasındaki burjuva görünümlü zenginlerin, çıkarlarının korunması için iktidarla iş birliği yapmasına ve ucuz iş gücü yaratma amacıyla örgütsüz bir toplumu desteklemesine yol açtı. Bu zenginler, taşra kökenli olduklarından, çalışan kesimi tebaa olarak görmekte; destekledikleri siyasi iktidarı ise bir taşeron yapılanma olarak değerlendirmektedirler.


Taşra Zenginleri ve İşçi Sınıfının Mücadelesi

Taşra kökenli bu zenginlerin, toplumsal çıkarlar yerine sadece kendi kârlarını önceleyen politikaları desteklediği bir dönemde, işçi sınıfının durumu giderek kötüleşmiştir. Bugün, destekledikleri ekonomik sistemin sunduğu imkanların tükenmeye başlamasıyla, bu zenginler çare arayışına girmiş durumdadır. Çünkü kârlar azalmaya başladıkça, düşük ücretlerle çalışan işçi sınıfı, geçim sıkıntısıyla yüzleşmekte ve tepkisini artırmaktadır.


Gerçek Burjuvazinin Tanımı ve Sorumluluğu

Gerçek burjuvazi, beş kazanırken bir vermesini bilen, toplumsal refahın önemini kavramış bir sınıftır. Ancak Türkiye’de oluşan taşra zenginleri, bu bilinci taşımamaktadır. Bugün karşı karşıya olduğumuz taşra kökenli sermayedarlar, çıkarları doğrultusunda siyasi iktidarla iş birliği yaparak sadece kendi zenginliklerini artırma peşindedirler. Bu durum, ülkede sınıfsal dengenin bozulmasına ve gelir adaletsizliğinin derinleşmesine yol açmaktadır.


Sonuç

Türkiye, Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren kendi aristokrasisini ve burjuvazisini yaratmakta başarısız olmuştur. Bu başarısızlık, toplumsal yapıdaki eksikliklerin, ekonomik dengesizliklerin ve sınıf bilincinin zayıf kalmasının temel nedenlerinden biridir. Aristokrasinin yüzyıllar süren kültürel birikim ve statü gerektirdiği düşünüldüğünde, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e geçişin, bu sınıfın oluşumunu engellediği açıktır. Aynı şekilde, Cumhuriyet sonrası devlet destekli zenginleşme politikaları da gerçek bir burjuvazi yaratmaktan çok, taşra kökenli zenginler sınıfının ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bu sınıf, toplumsal refahı gözetmek yerine, kendi çıkarlarını korumayı amaçlayan bir zihniyetle hareket etmektedir.


Bu nedenle, toplumsal yapının güçlendirilmesi için, gerçek bir burjuvazi ve aristokrasi bilincinin oluşturulması, emekçilerin haklarının korunması ve adil bir gelir dağılımının sağlanması gerekmektedir. Bu doğrultuda, toplumsal adalet ve refah için bireylerin örgütlenme bilincinin güçlendirilmesi ve sermaye sahiplerinin topluma karşı sorumluluklarının yeniden tanımlanması elzemdir.

Ozan

Hiç yorum yok: