24 Ağustos 2025 Pazar

BİAT KÜLTÜRÜNÜN TARİHSEL KÖKENİ

 BİAT KÜLTÜRÜNÜN TARİHSEL KÖKENİ

(Osmanlı’dan Cumhuriyet’e uzanan alışkanlıklar)



Türkiye’nin bugünkü siyasal çürümüşlüğünü yalnızca ekonomik krizlere, liyakatsiz kadrolara ya da yolsuzluklara indirgemek, meseleyi daraltmak olur. Asıl sorun çok daha derinlerde, tarihsel kodlarda; kuşaktan kuşağa aktarılan siyasal davranış kalıplarında, yani kültürel alışkanlıklardadır.
Bu coğrafyanın en büyük talihsizliği, “yurttaşlık bilinci”nin hiçbir zaman kökleşememiş olmasıdır.
Osmanlı’dan Cumhuriyet’e: Tebaa Kültürü
Osmanlı’da halkın adı “yurttaş” değil, “tebaa” idi. Hak değil, görev esastı. Devlet “baba”, halk ise onun itaatkâr evladıydı. Vergi vermek, savaşta asker olmak, padişahın otoritesini sorgusuz kabul etmek… Bütün siyasal düzen, sorgulamayan kitleler üzerine inşa edilmişti.
Cumhuriyet, bu zinciri kırmak istedi: “Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir” diyerek tebaadan yurttaşlığa geçiş iddiasında bulundu. Ancak bu dönüşüm, toplumun bütün hücrelerine işleyemedi. Kurumlar modernleşti ama zihniyet yarım kaldı.
Bunun birkaç kritik nedeni vardı:
Köy Enstitülerinin kapatılması, aydınlanmacı damarının kesilmesi,
Çok partili hayata erken geçiş, toprak ağaları, gerici unsurlar ve dini odakların Demokrat Parti eliyle iktidara taşınması,
Özgürlükçü 1961 anayasasının budanması. Anayasal özgürluklerin ve örgutlenme hakkının kısıtlanması,
12 Eylül askeri darbesi, dinci yapıları sistemin içine bilinçli biçimde yerleştirmesi; Suudi Arabistan destekli “Rabıta” aracılığıyla imam-hatip ve cemaat ağlarını devlet eliyle büyütmesi.
AKP'nin, 23 yıldır ülkeyi yönetmesi, siyasal gücü ele geçirip dini algı ile toplumsal taban yaratması.
Sonuç: Cumhuriyet, “modern yurttaş” yaratmak isterken, kökleri güçlü “itaatkâr tebaa” alışkanlıklarını tam anlamıyla silemedi.
Din, Tarikatlar ve Biatın Meşrulaştırılması
Osmanlı’dan bu yana siyasal otorite, dini meşruiyetle tahkim edildi. Tarikat şeyhleri, cemaat liderleri, “Allah’a itaat”i “sultana ve devlete itaat”e dönüştürdü.
Bugün milyonlarca insanın oy tercihinden gündelik yaşam kararlarına kadar “abi”, “hoca” ya da “şeyh”ten işaret beklemesi, bu tarihsel sürekliliğin açık göstergesidir. Biat kültürü, dini bir kisveyle yeniden ve yeniden üretilir.
Korku ve Sadakat: İktidarın Sigortası
Yüzyıllardır bireyin devlet karşısındaki tek güvencesi sadakattir.
İtaat eden korunmuş,
Sorgulayan cezalandırılmıştır.
Bu refleks, toplumun genetik hafızasına kazınmıştır. Bu nedenle aç kalan, işsiz kalan, haksızlığa uğrayan milyonlar bile iktidara sadakatten kolay kolay vazgeçemez.
“Biat et, başını belaya sokma” mantığı, Türkiye’nin siyasal kültüründe hâlâ temel davranış kalıbıdır.
Bugüne Gelen Miras
Bu tarihsel miras yüzünden, mutfakta yangın varken bile aynı iktidara oy vermek çelişkili bir davranış değil; tebaa kültürünün doğal sonucudur. Oy, bir ekonomik tercih değil; sadakat, aidiyet ve korkunun harmanlandığı bir refleks olarak verilmektedir.
Sorunun kökü budur: Bu ülkede hâlâ “yurttaş” değil, “tebaanın gölgesi” yaşamaktadır.
Çıkış: Yurttaş Olmak
Bu zinciri kırmanın tek yolu, eşit yurttaşlık bilincini kökleştirmektir:
Devlete karşı hak sahibi olduğunu bilen,
İtaati değil sorgulamayı erdem sayan,
Kimlikten değil emekten güç alan bir yurttaşlık kültürü…
Ancak o zaman, hem mutfaktaki yangın hem de zihindeki zincirler aynı anda sönebilir.
Devam Edecek: “Çözüm: Yurttaşlık ve Özgür Toplumun İnşası”

Önceki yazı BİR KİLOGRAM ETLİK DEMOKRASİ
Ozan
13 Ağustos 2025

Hiç yorum yok: