KILIÇDAROĞLU VE GERÇEKLERİN YÜRÜYÜŞÜ
Geçmişin İşaretleri Bugünün Gerçeklerini Anlatıyor
Bugün yaşananların işaret fişekleri aslında yıllar önce yakılmıştı.
Kılıçdaroğlu daha önce ne yapmıştı?
“Türbanı biz çözeriz” diyerek devlet dairelerinden okullara, üniversitelerden askeri karargâhlara kadar uzanan tüm kamusal alanın kapılarını açtı; laikliğin son dayanak noktalarını kendi eliyle zayıflattı.
“Laiklik tehlikededir diyemem”, “Tarikat ve cemaatlere saygılıyım” sözleri, Cumhuriyet ilkesinin fiilen askıya alınmasının zeminini hazırladı.
Parti Meclisi üyesi ve yakın çalışma arkadaşı Bülent Kuşoğlu’nun “Tekke ve zaviyeler üretim yerleriydi” ifadeleri, yüz yıllık modernleşme kazanımlarını hedef aldı.
Üstüne bir de Şeyh Sait’e “saygılarını sunarak” Cumhuriyete başkaldıranların meşrulaştırılmasına taş koydu.
Bu da yetmedi…
70 yıldır Türkiye’yi sağ siyaset yönetirken, tüm sorumluluğu CHP’ye yükleyip “Helalleşeceğiz” diyerek sağın günahlarını gönüllü olarak sırtlandı.
2023 seçimlerinde İmamoğlu ve Mansur Yavaş tüm anketlerde açık ara öndeyken, buna rağmen kendisini aday yaparak kazanılacak seçimi heba etti.
Partiyi “Sokağa çıkarsak kaos çıkar” söylemiyle salonlara hapseden, mücadeleyi ekranlara ve açıklamalara indirgeyen bir çizgi oluşturdu.
Ve sonuç…
Kılıçdaroğlu döneminde halkta karşılığı sınırlı kalan CHP, Özgür Özel’in genel başkanlığıyla birlikte yıllardır aşılamayan %25'lik cam tavanı kırarak %40'lara yükseldi.
Yerel seçimlerde Türkiye nüfusunun %60’ının yaşadığı, ekonominin %80’inin üretildiği büyükşehirler, şehirler ve ilçeler CHP’ye geçti. Parti Cumhuriyet tarihindeki en geniş yerel yönetim zaferlerinden birini kazandı.
Bu tablo, bugün yaşananların ani bir kırılma değil; yıllarca biriken siyasi tercihler zincirinin doğal sonucu olduğunu gösteriyor.
Gizlenenler Artık Gizlenemiyor
Kılıçdaroğlu’nun neden Gürsel Tekin’le birlikte ısrarla İBB’ye aday yapılmak istendiğini öğrendik.
Uğur Dündar moderatörlüğünde çıkarıldığı programlarda neden parlatıldığını öğrendik.
Geçersiz 2 milyon 500 bin oya neden itiraz edilmediğini öğrendik.
Ekmeleddin İhsanoğlu gibi siyasal İslamcı bir figürün neden CHP’nin cumhurbaşkanı adayı olduğunu öğrendik.
Dokunulmazlıkların kaldırılmasına verilen desteğin, Selahattin Demirtaş’ın bugün hâlâ hapiste oluşuyla nasıl ilişkili olduğunu öğrendik.
Gerici partilerle yapılan ittifaklarla, CHP kontenjanından Meclis’e taşınan 40 vekilin neyi hedeflediğini de öğrendik.
Ve bugün…
Genel başkanlık seçimini kaybedince, AKP’nin yandaş medyasına gidip
“PKK kurucusu Abdullah Öcalan’la İmralı’da neden CHP görüşmedi?” diye sorup,
iddianamesi yeni yazılan İmamoğlu ve belediye yöneticilerini hedef göstermenin kime hizmet ettiğini de öğrendik.
Bir Yürüyüşün Çöküşü
Dün meydanlarda “Hak, hukuk, adalet!” diye yürüyenler, bugün adaletsizliğin üzerine şemsiye tutuyor.
Bir zamanlar savundukları ilkelerin tam karşısında saf tutarak…
Sözün özü:
Gerçekler, er ya da geç, kendi yürüyüşünü yapar.
Ve o yürüyüş başladığında, kimlerin hangi yolda durduğu bütün çıplaklığıyla görünür.
29 Kasım 2025
Ozan













