26 Kasım 2008 Çarşamba

Kimi kurtarmalı?


26 Kasım Çarşamba 2008

Kurtarmak istediklerinize, ‘O kadar büyük ki, batmasına izin verilemez’ diyorsunuz; asıl o kadar büyümesine izin vermemeniz gerekirdi. Finans sisteminde tekelleşme eğilimleri önlensin.”
Bu, Amerikalı muhalif yönetmen Michael Moore’un yazdığı, ‘Mike’ın Kriz Önlemleri Paketi’ adlı 9 maddelik reçetesinden bir madde. Vicdanlı iktisadın hocası Prof. Dr. Korkut Boratav 12 Ekim’de bu reçeteyi www.sol.org sitesinde yazdı.
Ama insandan yana olan iktisadi çözümler veya reçeteler yerine başka reçeteler uygulanıyor. Bu, sanki çok doğal ve mantıklıymış gibi yapılıyor üstelik. Avrupa’da ve ABD’de siyasi iktidarlar bir gayret ‘batmasına izin verilemeyecek kadar büyüttükleri’ şirketlere omuz vermek için bir araya geliyorlar.
Önceki gün de ABD yönetimi, Citigroup’un 306 milyar dolarlık borcuna garantör olup 20 milyar dolar sermaye aktararak grubu kurtardı.
Oysa yoksulları kurtarmak daha ucuz. Ama bu sistem hep onlara vereceği birkaç doları, finans kuruluşlarına vereceği milyar dolarlardan daha fazla buluyor.
Ve nihayet Türkiye için de ancak zenginlerin aklına gelebilecek o kurtarma önerisi seslendirildi:
Zenginleri kurtarmak için fakirlerin parasını alalım!
Terminolojiyle kafa karıştırmaya gerek yok. Hükümetin Kurtarma Paketi’ne kaynak arayışı sırasında işsizlik fonunun kullanımının telaffuz edilmesi dahi ayıptır. Bu öneri, ekonomik krizde kimin kurtarılmak istendiğinin iyiden iyiye yüzsüzleşmiş bir göstergesidir.

Keriz Nesil-Kriz Nesil
Kriz olsa da olmasa da bu iktisadi düzenin kimi koruduğunu, kolladığını ve zamanı gelince kimi kurtardığını biliyoruz. Bu düzen sadece lüzumundan fazla büyümesine izin verdiklerini koruyor.
Herhangi bir çarpma halinde bu sistemin hava yastığı ancak göbekli vatandaşlarımız için çalışıyor.
Yerküre olarak kapısından girip içinden geçmeye başlayacağımız krizin uzun vadede (uzun derken hakikaten uzun bir vadeden söz ediyorum) insanlığı o son temel seçimini yapma noktasına getireceğine inanıyorum.
Belki de insanlık, son günlerini nihayet insanca bir düzenle geçirecek. ‘Büyük Yoksulluk’tan sonra eşitleneceğiz belki de nihayet. Siz ve ben, o sırada burada olmayacağız elbette.
Yine de öyle sanırım ki bizden söz edecekler. İnsanlığın gelmiş geçmiş en keriz nesilleri olarak anılacağız. Torunlarımız kıt kaynakları nasıl böyle açgözlülükle tükettiğimizi, insanlar arasındaki eşitsizliğin bu denli derinleşmesine neden izin verdiğimizi, hiç kimseyi hakiki anlamda mutlu etmeyen tüketimin niye bu kadar azdırıldığını anlamayacakları için, tıpkı bizim Orta Çağ’ı ‘insanlığın karanlık uykusu’ olarak anmamız gibi anacaklar bizi.

Kenan Evren ve Friedman
Serbest piyasa ekonomisinin en alçak ‘şeytan’ı Milton Friedman’ı bizim şimdi Hitler’i hatırladığımız gibi hatırlayacaklar. Serbest piyasa ekonomisinin kutsal üçlemesi olan özelleştirme, deregülasyon ve sosyal harcamalarda kısıntı formülünden başka türkü bilmeyen IMF’nin bütün dünyada ciddiye alınmasını bizim Engizisyon Mahkemesi’ni anlatışımız gibi anlatacaklar.
Bu alçakça ekonomik sistemi kabul etmeyen insanların 20. ve 21. yüzyıl boyunca dünyanın her yerinde öldürülmüş, katledilmiş, işkence görmüş, kurşuna dizilmiş olduğunu ağlayarak anlatacaklar birbirlerine.
Sadece Pinochet, Suharto ve Kenan Evren gibi diktatörlerin dünyaya zorla kabul ettirdiği bu sistemi dünya tarihinde bir alçaklık aralığı olarak anacaklar. Ve elbette biz o sırada buralarda olmayacağız. Ama bu olacak. Bu, bir dilek, umut, kehanet veya inanç değil. Bu gerçek. Bu, olacak.

Hiç yorum yok: