28 Kasım 2008 Cuma

Nereye çöküyor?

Atatürk’le ilgili bir anekdot anlatılır.
İzmir’de bir heykelini yapmışlar, kendisini de açılışa davet etmişler.
Heykelin üstündeki örtü kaldırılınca, kocaman bir gövde, limon kadar bir başla garip bir ucube çıkmış ortaya.
Atatürk kızıp “yıkın bunu” demiş.
Heykeli bir yıkmışlar, parçalanan alçıların içinden çer çöp fışkırmış.
Atatürk’ün ne kadar sinirlenmiş olabileceğini tahmin etmek zor değil.
Dün gazeteleri okurken bu heykel hikâyesini hatırladım.
Atatürk’ü bile kandırmaya çalıştıkları bu ülkede bizi daha da beter kandırıyorlar.
O zaman bir heykelle dolandırıcılığa kalkışmışlar, şimdi bunu bir “devletle” yapıyorlar.
Bu devlet neresinden bakarsanız bakın bir devlete benzemiyor.
Ve, kırılan her parçasından çöp fışkırıyor.
Zaten pek sağlam kurulamamış olduğu anlaşılan “devlet” çökmüş burada.
Her yanını çeteler sarmış.
MİT bile kendi bünyesinde kurulmuş bir birim için, “kuruluşu ve çalışması tartışmalı” diyor.
Susurluk raporu, polisin ve istihbaratın kendine ait mafya grupları bulunduğunu ve o grupları koruduklarını söylüyor.
Uyuşturucu ve silah kaçakçılığına izin veriliyor.
Anlaşılan bundan pay da alınıyor.
Devletin bu korkunç çöküşü Kürt savaşıyla başladı.
İşkencelerle, baskılarla, aşağılamalarla Kürtleri kışkırtıp dağa çıkmaya zorladıktan sonra “Kürt sorununu” çözmek için “yasa dışı” yollara başvuran devlet, bu yasa dışı yollardan geçerken kaçınılmaz olarak çürüdü.
Kendi içinde gruplar oluştu.
Bunların hepsi “vatanı koruduklarını” söyleyip kaçakçılık ve haraç işlerine bulaştılar.
Devlet, devletlikten çıktı.
Üstelik bu çeteler, inanılmaz biçimde korundu.
Cezalandırılmadı.
Yargı sistemi de lekelendi.
Hukuk ortadan kayboldu.
Ve, bu devlet hepimizin üstüne çöktü.
Türk, Kürt, Sünni, Alevi, solcu, sağcı, hepimiz bu enkazın altında kaldık.
Suça bulaşmış devlet birimleri, siyasi iktidara yapışmış bir ordu, kararları güven vermeyen hukuk sistemiyle, devlet denilen ama devletle alakası olmayan disiplinsiz bir yapı hepimizi bir korku kıskacına aldı.
Özgürleşemedik, zenginleşemedik, Avrupa’nın en fakir ulusu olarak kaldık, insanlarımızı işkencelerden kurtaramadık, kirlenmiş bir medya yarattık.
Bu enkazın altından hep birlikte nasıl çıkacağız?
Bence, bu enkazın altına nereden girdiysek oradan çıkmamız gerekiyor.
Bu çöküntüyü Kürt meselesi yarattığına göre, bizi kurtaracak olan da bu sorunun hakkaniyetli çözümüdür.
Soru şu:
Bu sorun nasıl çözülecek?
Ordu bu sorunun çözümünü istemiyor çünkü haksız bir biçimde sahip olduğu siyasi iktidarın nedeni olarak Kürt savaşını gösteriyor.
Ergenekon’un asker ve sivil uzantıları bu savaşın bitmesini istemiyor çünkü bu savaş sayesinde karanlık işlerine devam edebiliyorlar.
Politikacılar hem ordudan, hem Ergenekon’dan korkuyorlar.
Bir kısmı sadece korkmuyor, bizzat onların adamı olarak davranıyor.
Peki, çözümü nasıl bulacağız?
Devletin içinde bir bölüm insan, bu kirlenmişliği sona erdirmek istiyor, Ergenekon çetesinin bir kısmının yakalanması, birçok belgenin gün yüzüne çıkması sanırım bu isteğin işareti ama onların gücü de tek başlarına meseleyi çözmeye yetmiyor.
Bence bu işi halk çözecek.
Ama halkın çözmesi için önce hem Türklerde hem Kürtlerde biriken öfkeyi, intikam isteğini azaltmak gerekiyor.
Ben ilk hamleyi Kürtlerin yapabileceğini ve silahlı adamların Türkiye dışına çıkarılmasının önemli bir adım olacağını düşünüyorum.
Geçen gün bunu yazdıktan sonra Kürtlerden çok mail aldım, bir kısmı bunun olabileceğini söylerken, bir kısmı da “biz bunu daha önce de denedik ama olmadı, şimdi yapsak gene olmayacak, üstelik Türk medyası, ‘yenildiler, kaçtılar,’ diye yazılar yazacak” diyordu.
Olabilir, yazabilirler.
Devlet de, bu adıma hemen olumlu bir cevap vermeyebilir.
Ama savaştan bunalan, acılarla kıvranan, fakir bir halkın, hep birlikte “bitirin bu savaşı” diye haykırabileceği bir ortamın başka türlü nasıl sağlanacağını bilen var mı?
Hem bu ülkenin insanları, hem de artık güvenilir bir Türkiye isteyen dünya, devlete “bu işi çöz” dediğinde, eğer ortada bir savaş yoksa devlet ne cevap verebilecek?
Türkiye’nin sınırları içinde silahlı insanlar bulunmadığında, devletin bu savaşı uzatmak için bir mazereti kalmayacak.
Kabul etmek gerekir ki PKK bu ülkenin gündemine “Kürt meselesini” soktu ama artık bundan öte silahla yapabileceği bir şey olduğunu sanmıyorum.
Karakol baskınlarıyla, mayınlarla bu sorun çözümlenebilir mi?
Çözümlenebiliyor mu?
Bundan sonra Kürtlerin hakları ancak barışla sağlanır bence.
Barışın yolunu açmak, bazen savaşın yolunu açmaktan daha büyük bir yiğitlik gerektirir.
Üstümüze çöken bu devletin enkazının altından çıkmamız gerektiğini biliyorum, bulabildiğim tek yol da bu.
Elbette bu ülkenin en akıllı adamı ben değilim, bu sorunun nasıl çözüleceğini bilen Türk ya da Kürt biri varsa, başka bir yol biliyorsa, savaştan vazgeçmeyen yöneticileri barışa zorlayacak bir yöntem bulduysa söylesin, ben onu yayınlarım.

Hiç yorum yok: