İnsanlar hayatlarını ortaya koyarlar savaşırken.
Cesaret işidir savaşmak.
Üstündeki üniforma ne olursa olsun, savaşanlar cesur insanlardır.
Her an ölebileceğini bilerek, ölmeye razı olarak yaşamak, nerden geleceği belli olmayan bir merminin, ne zaman patlayacağını bilmediğin bir bombanın hayatını alabileceğini her an içinde hissederek cephelerde dolaşmak yürek ister.
Ama bazen daha tuhaf bir şey oluyor.
Barışmak, savaşmaktan daha büyük cesaret istiyor.
Ölüm karşısında titremeyen insanlar, hayat karşısında korkuyorlar.
Bakın bugün bizim ülkemizde savaşı övmek, savaşı desteklemek alkış alır.
Türkler de, Kürtler de “savaşmak” konusunda daha rahat konuşurlar.
Savaşmak için nedenleri açıklarlar.
Türkler, “Kürtlerin terörist olduğunu, bölücü olduğunu, onlarla savaşarak hepsine dersini vermek gerektiğini” söylerler.
Kürtler, “savaş olmadığında, silah ortadan kalktığında Türklerin kendilerini daha fazla ezeceğini” ileri sürerler.
Türklerin arasında bir Türk, Kürtlerin arasında bir Kürt “savaşmanın kutsallığından ve gerekliliğinden” bahsettiğinde taraftar bulur.
Barıştan bahseden biri ne kadar taraftar bulur?
Kaç kişi barış isteğini alkışlar?
Doğrusu Kürtler “barıştan” daha çok bahseder ama onlar da barış için bir hareketi kendilerinin başlatması fikrini çok savunmazlar.
“Biz daha önce barışı denedik” derler, “PKK ateşkes yaptı ama bir sonuç çıkmadı. Şimdi Türkler bir adım atmalı.”
İş bu noktada kilitlenir.
“Kim barış için ilk adımı atacak” tartışmasında herkes susar.
Ve, siz “barış olsun” dediğinizde Türkler de Kürtler de size kuşkuyla bakar.
Türkler, “ülkenin bölünmesini istiyorsun” der.
Kürtler, “bizi barış diye kandırıp ezilmemizin sürmesini istiyorsun” der.
İki taraftan birden düşman kazanacağını düşünen insanlar da korkuyla susarlar barış konusunda.
Ortada soyut bir “barış” lafı dolaşır.
Ama bir barış projesi ortaya konmaz.
Ciddi bir adım atılmaz.
Halbuki bu ülkenin barışa ihtiyacı var.
Türklerin de var, Kürtlerin de var.
Çocuklar ölüp duruyor.
Hiçbir neden bulamasanız bile çocukların hayatını kurtarmak için barış gerekir.
Üstelik barışla birlikte bu ülkeye zenginlik ve mutluluk da gelecek.
Savaşa giden para, bu ülkenin refahından çalınıyor.
Savaş durduğunda o para yatırımlara gidecek, işsizlere iş bulunacak, ekonomi hızlanacak.
Güneydoğu, dünyanın ilgisini çeken bir turizm merkezine dönüşecek.
Diyarbakır, Mardin, Urfa, Adıyaman büyük bir ihtimalle dünyanın dört bir yanından “tarih turizmine” meraklı insanların akınına uğrayacak.
Şehirler kalkınacak.
Peki, bütün ülkeye, bütün insanlara yarar sağlayacağı bu kadar açık olan barış neden gerçekleşmiyor?
Neticede, bugün Kürtlerin sürdürdüğü savaşın nedeni olarak ortada bir toprak talebi bulunmuyor, kültürel haklarını, kimliklerinin tanınmasını, anadilde eğitim yapmanın sağlanmasını istiyorlar.
Bu haklara sahip olmalarının Türkiye’ye ne zararı var?
Kürtler çocuklarına Kürtçe öğretirse ülke batar mı?
12 Eylül’de Kürtçe şarkılar bile yasaklanmıştı, Kürtçe şarkı serbest oldu da ülke mi bölündü?
Ayrıca hangi neden, çocukların hayatlarını kurtarmaktan daha anlamlı ve kutsal olabilir?
Sizi bilmem ama ben o çocukları kurtarmanın en önemli iş olduğuna inanırım.
Bizim generallerimiz savaşın bitmesini istemiyor, onları siyasetin içinde tutabilen tek neden bugün bu savaş.
Ordunun denetiminde olan medya da müthiş bir savaş gayretkeşliğini sürdürüyor.
Türklerin ve Kürtlerin barış isteyenleri, devletten bir adım atmasını bekledikleri sürece çok bekleyecekler.
Ordu bu adımı atmaz da attırmaz da.
Her barış istendiğinde, “dağlarda silahlı adamlar dolaşıyor” diye savaşı sürdürmek için bir mazeret bulur.
Bu mazereti ortadan kaldırmak gerekiyor.
Kürtler bana kızacak ama bence ilk adımı onların atması zorunlu gözüküyor.
“Ordu barış istemiyor diye neden bizim taviz vermemizi bekliyorsunuz” diyeceklerdir.
Ben, böyle söyleyen Kürtlere şunu söylemek isterim.
“Barışı sağlayacak bir adım, mesela silahlı bütün adamları Türkiye dışına çıkarmak, belki de bir taviz değil, barış için inisiyatifi ele almaktır.”
İnisiyatifi devlete bıraktığınız sürece barışın gelmesi zor çünkü barış istemiyorlar, inisiyatifi ele almak, barışın yolunu açan biri olmak belki de asıl önemli rolü üstlenmektir.
Türklerin arasından, böyle bir adımdan sonra barışı destekleyecek çok adam çıkar.
Siyasi iklim değişir.
Türklerin arasındaki savaş kışkırtıcılarının elinde koz kalmaz.
Ben bu ülkede barış olsun istiyorum.
Biliyorum ki iki taraftan da bana çok kızan olacak.
Çocukları kurtarabilmek için birilerini kızdırmayı göze almaya razıyım.
Türk ve Kürt çocukları cephelerde öylesine cesaret gösterirken, onların cesaretinin yüzde birini barış için gösteremeyenlerden biri olmak bana ayıp geliyor çünkü.
26 Kasım 2008 Çarşamba
Savaş ve barış
Ahmet Altan
Kaydol:
Kayıt Yorumları (Atom)
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder