31 Mart 2013 Pazar

GÜNÜN ANLAMI


GÜNÜN ANLAMI


NASIL BİR ÜLKEDE YAŞADIĞIMIZI TAKDİMİMDİR..


CAN DÜNDAR - Milliyet

Savcı Doğan Öz’ün katilini idamdan kurtaran “Milli Savunma’da kaydı var” belgesi yıllar sonra ortaya çıktı...

İşte o belge!

•••••••••••••

26 Temmuz’da mahkeme savcı Doğan Öz cinayetini inceleme kararı aldı; Başbakanlık’a, Emniyet’e ve Genelkurmay’a “Elinizde konuya dair ne belge varsa yollayın” dedi. Belgeler içinden çıkan bir dilekçe, zanlı İbrahim Çiftçi hakkındaki kuşkuları doğrular nitelikteydi...

* * *

Dünkü Milliyet’te görmüşsünüzdür: 1978’de katledilen savcı Doğan Öz’ün ailesi, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na başvurarak, cinayet dosyasının yeniden açılmasını talep etti.
Şüpheli olarak da 4 kişiyi gösterdi:
1) Dönemin Genelkurmay Özel Harp Dairesi Başkanı...
2) Dönemin 1. Ordu Komutanı Bedrettin Demirel...
3) Dönemin Milli Savunma Bakanlığı, Askeri Adalet İşleri Başkanı Fahrettin Kibritçioğlu...
4) Dönemin Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in Özel Kalem Müdürü, Büyükelçi Üstün Dinçmen...

Neden bu isimler?

10 Temmuz 2012 günü Silivri’deki Ergenekon duruşmasında tanık olarak ifade verirken Doğan Öz’ün cinayetinden söz ettim.
Doğan Öz, Ankara Cumhuriyet Savcı yardımcısıydı.
Devlet içinde, Genelkurmay Özel Harp Dairesi’ne bağlı “kontrgerilla” diye bir yapılanma olduğunu ve üst makamlara kadar tırmandığını ilk o fark etmiş, Başbakan Ecevit’e bildirmişti.
Bu keşfin bedelini, 2 ay sonra katledilerek ödemişti.
Bu cinayet, o dönem Sıkıyönetim ilanının gerekçesi yapılmıştı.

İdamdan döndü

Katil zanlısı olarak yakalanan ülkücü İbrahim Çiftçi ilk ifadesinde suçunu itiraf etmiş, saldırıyı ayrıntısıyla anlatmış, öldürme emrini Ülkü Ocakları’ndan aldığını söylemişti.
Yargılama sonucu 4 kez idama mahkum olmuş, idam kararı Askeri Yargıtay’da da onaylanmıştı.
Ancak Çiftçi aleyhine kanıtlar ve tanıklar olduğu halde, mahkumiyeti 7’ye karşı 8 oyla Askeri Yargıtay Daireler Kurulu’ndan dönmüş, zanlı, açıkça beraat ettirilmişti.
Çiftçi salıverildikten sonra ticarete atılıp devletten ihaleler almış, sonraları da MHP genel başkanlığına soyunmuştu.


“Devlet bizi kullandı”

Silivri’de mahkeme “derin devlet”i sorunca bu örneği verdim.
Cumhuriyet Savcısı Nihat Taşkın söz aldı.
“Hakikaten çarpıcı bir olay bu” dedi:
“Normal şartlar altında böyle bir şey söz konusu olmaz. Yani devlet adına cinayet işlenmez. Bunun dayanağı nedir?”
“Sayın Savcı’ya katılıyorum” diye cevap verdim:
”Normal ülkelerde böyle şeyler olmaz, ama Türkiye’de oluyor.”
Sonra da iki “dayanak” gösterdim:
İlki İbrahim Çiftçi’nin 13 Kasım 1996’da Milliyet’te yayınlanan demeciydi.
Çiftçi, “Devlet, 12 Eylül öncesi, ‘örtülü harp’ dediğimiz dönemde bizi kullanıp silahlı eylemlere itti” diyordu.
İkinci “dayanak” ise sanık avukatlarının bir iddiasıydı.
İddiaya göre Çiftçi’nin Milli Savunma Bakanlığı’nda kaydı vardı. İdam kararı kesinleşince avukatlar, dönemin Cumhurbaşkanı Evren’e başvurarak bu kaydı hatırlatmışlar ve Çiftçi’nin beraatini sağlamışlardı.

O dilekçe bulundu

10 Temmuz’da mahkemede Öz’ün kontrgerilla raporundan ve avukatların Çankaya başvurusundan bahsettim.
26 Temmuz’da mahkeme Doğan Öz cinayetini inceleme kararı aldı; Başbakanlık’a, Emniyet’e ve Genelkurmay’a yazı yazıp “Elinizde konuya dair ne belge varsa yollayın” dedi.
Bunun üzerine Genelkurmay, konuya ilişkin belgeleri yolladı.
Belgeler içinden çıkan bir dilekçe, Çiftçi hakkındaki kuşkuları doğrular nitelikteydi.
O dilekçede avukatlar, katledilen savcı Öz ve katil zanlısı Çiftçi hakkında Milli Savunma ve Adalet Bakanlıklarında bir kısım belgeler olduğunu belirterek Cumhurbaşkanı’nın devreye girmesini istiyordu.


Kontrgerillayı ilk fark eden Savcı Öz 1978’de suikaste kurban gimişti.


Doğan Öz cinayetinin katil zanlısı ülkücü İbrahim Çiftçi suçunu itiraf etmesine rağmen beraat ettirilmişti.


ASKERİ MAHKEME KARARI

‘Öldürdüğü sabit ama...’
Çiftçi’nin avukatlarının Evren’e başvurusu 4 Ağustos 1983 tarihini taşıyor.
Askeri Yargıtay Daireler Kurulu’nun idam kararını bozma kararı bundan hemen 5 ay sonra verilmiş.
27.12.1983’te çıkan bu karar üzerine yargılamayı yürüten askeri mahkeme, tarihe geçecek bir gerekçeli karar kaleme aldı.
Şöyle dedi:
“Çiftçi’nin Öz’ü öldürdüğü mahkememizce sabit görülmüş, ancak Askeri Yargıtay Daireler Kurulu kararına direnilemeyeceğinden, sırf bu hukuki zorunluluk nedeniyle beraatine karar verilmiştir.”


DOĞAN ÖZ’ÜN POLİSTEKİ DOSYASI

‘Solcularla temastaydı’
Peki Milli Savunma Bakanlığı ile Adalet Bakanlığı’nda bulunan Öz ve Çiftçi ile ilgili belgeler neydi?
Bunlardan Doğan Öz’le ilgili olanı, geçenlerde ortaya çıktı.
Meclis Darbeleri Araştırma Komisyonu’na gönderilen belgelerden öğrendik ki, Emniyet, Öz’ü yakın takibe almış.
Hatta vurulduğunda bile polis takibindeymiş.
Emniyet’in Bakanlığa ilettiği Öz’le ilgili takip raporunda şu ifadeler var:
“Sol ideolojiye hizmet etme gayesiyle, aşırı solcularla devamlı temasta bulunduğu, yakalanan solculara devamlı olarak takipsizlik kararı verdiği, ideolojik düşüncesinin tesiri altında anarşistlere cesaret verdiği...”
Avukatların Evren’e başvururken atıf yaptığı “evrak”, bu olsa gerek...

İşin “Öz”ü

Şimdi sıra Milli Savunma Bakanlığı’ndaki “Çiftçi evrakı”nda...
O dosyada ne yazdığını ortaya çıkarılırsa, devletin kimleri, nasıl ve ne amaçla kullandığı da anlaşılır.
Doğan Öz dosyası, Ergenekon denilen mevzuun “Öz”üdür.
Devletin kirli yüzünün ilk ve en somut kanıtı orada saklıdır.
Savcı üzerine giderse 35 sene sonra da olsa “derin devlet”e ulaşır. Gerçek Ergenekon açığa çıkarılmak isteniyorsa, Doğan Öz dosyası bir samimiyet sınavıdır.


ÇİFTÇİ’NİN AVUKATLARINDAN CUMHURBAŞKANI EVREN’E

‘Çiftçi’nin Milli Savunma’da belgesi var’
“Türkiye Cumhurbaşkanı’na gerek görüldüğünde iletilmek üzere...

BÜYÜKELÇİ ÜSTÜN DİNÇMEN’e...

Sayın Büyükelçi Dinçmen,
Ankara SYNT. K.lığı (Sıkıyönetim Komutanlığı) 1 No.lu Askeri Mahkemesi’nce 4. kez idama mahkum edilen İbrahim Çiftçi müdafileriyiz.
Bir vatandaşımızın hayatının söz konusu olduğu şu günlerde, Türk devlet adamlarının son derece önemli konularla meşgul olduklarının bilincindeyiz. Suçsuz olduğuna inandığımız bir insanımızın hayatının kurtulması için dürüst ve ciddi bir savunmaya azami özeni gösterdik. Ancak müdafaaya mütedair taleplerimizin tümü Askeri Yargıtay Daireler Kurulu’nun ilamı hilafına müdahale doğrultusunda gerekçesiz olarak duruşma tutanaklarından da görüleceği gibi ısrarla reddedildi.
Tesis edilen ölüm cezasına rağmen, gerek sanık İbrahim Çiftçi ve gerekse maktul Doğan Öz haklarında, Milli Savunma Bakanlığı ve Adalet Bakanlığı’nda bir kısım belgelerin mevcut olup, dosyaya ibraz edilmediğini tespit ettik. Aslında bu tespitimiz yargılamanın başladığı anda olmuştur.
Milli Savunma ve Adalet bakanlıklarında bulunan evrakların ortaya çıkarılması için Başbakanlığa müracaata karar verip, infazın Türkiye Cumhurbaşkanının imzası ile mümkün olacağından, Türkiye Cumhurbaşkanının hassasiyetini bildiğimizden ve ZATI DEVLETLERİNİN insancıl duygularını bildiğimizden, yakarmamızı emin ellere, noter emanetine tevdi etmek istedik; noterliğe başvurduk, emanet alamayız diye cevaplandık. Buna ait kağıtları ilişikte veriyoruz.
Sayın Büyükelçi Dinçmen, emanetimizi muhafaza etmenizi arz ve rica ederiz.
Saygılarımızla
İbrahim Çiftçi müdafileri...
Av. Ş. Can Özbay, Av. Beni Han.
4 Ağustos 1983.”
__________________

31.03.2013

29 Mart 2013 Cuma

DİYANET İŞLERİ BAŞKANI YİĞİT İSE...



Diyanet İşleri Başkanı diyor ki:

- İzmir’in farklı bir dindarlığı var.
- Bu dindarlığın irfan geleneğine ihtiyacı var.

Diyanet İşleri Başkanı açısından İzmir’in ne türden bir dindarlığa ihtiyacı olduğunu söylemek süper kolay ve müthiş risksiz bir iş...

En fazla...
Birkaç İzmirli, “Sabahları boyoz yeriz, simide gevrek deriz, dindarlığımıza laf ettirmeyiz” falan diye aksileşir...
Ve olay kapanır.

İzmir’in ne türden bir dindarlığa ihtiyacı olduğunu söyleyebilen Diyanet İşleri Başkanı...
Eğer yiğitse, cesursa, mücahitse, eyvallahsızsa...
- İktidar sahiplerine adalet adına itiraz etmekten korkan dindarların...
- “Başbakan’a dokunmak bile ibadettir” diyen dindarların...
- Aman dileyene Allah Allah diyerek vuran dindarların...
- “Tek adam” anlayışına anında fit olan dindarların...
- İntikamı hayat tarzı belleyen dindarların...
- Sevdirmeyip nefret ettiren dindarların...
- Farklı yaşam tarzlarına zerre kadar saygısı olmayan dindarların...
- Zenginleştikten sonra tıpkı diğer zenginler gibi davranan dindarların...
- Vıcık vıcık yağdanlaşan dindarların...
- Hayatlarından merhamet duygusunu çıkaran dindarların...
- İktidar korkusundan hak bildiğini söyleyemeyen dindarların...
Ne türden bir geleneğe ihtiyacı olduğunu söylesin de kendisine şapkamızı çıkaralım.

Hadi Başkan!
Unutma: Mümin cesur olur.
Ve yine unutma:
İmam-ı Azam, sultana karşı hakkı haykırdığı için hapislerde can vermiştir.

AHMET HAKAN

KARİKATÜR,


KARİKATÜR,


28 Mart 2013 Perşembe

GÜNÜN ANLAMI,



Fotoğraf: "Bana diyorlar ki, 'Sen Kürt müsün, niye bu kadar bu işin üstüne düşüyorsun?' 
Hayır, ben Türk'üm. Ama rahat rahat, 'Ne mutlu Türk'üm' diyebilmek için yapıyorum. 
İki bakımdan: 
Bir; insani olarak yani yanımda bir halk ezilirken, ben ona yabancı kalamam. 
İki; ben de acı çekiyorum, ben de eziliyorum. Çünkü bir başka halkı baskı altında tutan hiçbir ülke, kendi halkını da özgür bırakmaz. Ben de özgür değilim.."

Vedat Türkali"Bana diyorlar ki, 'Sen Kürt müsün, niye bu kadar bu işin üstüne düşüyorsun?'

Hayır, ben Türk'üm. Ama rahat rahat, 'Ne mutlu Türk'üm' diyebilmek için yapıyorum.

İki bakımdan:

Bir; insani olarak yani yanımda bir halk ezilirken, ben ona yabancı kalamam.

İki; ben de acı çekiyorum, ben de eziliyorum. Çünkü bir başka halkı baskı altında tutan hiçbir ülke, kendi halkını da özgür bırakmaz. Ben de özgür değilim.."

Vedat Türkali


Vedat Türkali

ORTADOĞU VE ALLAH'IN KELAMI


Yumurtaya can veren Allah neden bütün peygamberlerini ve mucizelerini Ortadoğu’ya göndermiş gittikçe daha iyi anlaşılıyor.
Ortadoğu, “Allah’ın kelamına”, elçilerine ve mucizelerine en fazla muhtaç bölge çünkü.
Hikmet-i Hüda, bu bölgenin insanları “büyük” bir işaret olmadan kendi sorunlarını kendi aralarında çözmekte çok zorlanıyorlar...
Ahmet Altan

27 Mart 2013 Çarşamba

KURAN’DAKİ NAMAZ





KURAN’DA NAMAZ IBADETI NASIL ANLATILMAKTADIR?
KURAN’DAKİ NAMAZ
  Dinin tek kaynağı olan Kuran’ı elimize aldığımızda, Kuran’ın namaz adına gerekli tüm bilgileri içerdiğini görürüz. Kuran’da en detaylı şekilde anlatılan ibadet namazdır. Fakat bu, günümüzde namaz adına anlatılan her detayın Kuran’da geçtiği manasına gelmez. Mezheplerin teferruatlaştırıcı zihniyeti her konuya olduğu gibi namaza da elini atmış ve Kuran’da, yani dinde, olmayan teferruatlar namaza eklenmiştir.
Kuran’da geçmeyen hususların belli bir şekilde yapılması yanlıştır, bunlar yapılırsa namaz olmaz diye anlamamalıyız.
Örneğin:
Namazda illaki Fatiha Suresi’ni okumak farz değildir. Fakat Kuran’ın ilk suresi olan Fatiha’yı, Kuran’ın bu bölümünü, namazda okumak tabi ki güzeldir.
 Yani namazda şunu yapmak farz değildir diye belirtmek, o hususa karşı olmak değildir. Sadece Kuran’da geçmeyen bir mecburiyetin farzlaştırılması yanlıştır. Yukarıdaki örneğimizi düşünürsek yanlış, Fatiha Suresi’ni okumak değil, Fatiha Suresi’nin her ayağa kalkışta okunmasının farz olduğunu söylemektir
ABDEST VE BOY ABDESTİ(GUSüL)
Kuran’da abdest, sadece ve sadece namazın bir şartı olarak anlatılır. Ayrıca camiye girerken, Kuran okurken, namaz dışındaki her hangi bir ibadet için abdestin, ve de boy abdestinin (gusül) alınmasına ihtiyaç yoktur.
 Yani abdest ve boy abdestinin ne yapmamız için gerektiği, ne zaman gerektiği, su olmazsa ne yapılacağı sadece bu iki ayetten anlaşılacaktır.
Ey iman edenler! Namaza kalktığınızda; Yıkayınız: yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi. Sıvazlayınız: başınızı ve topuklara kadar ayaklarınızı. Eğer cünüp iseniz temizlenin. Eğer hasta veya yolculukta iseniz, veya biriniz ayak yolundan geldi ise, ya da kadınlara dokunduysanız, ve de su bulamamışsanız: Temiz bir toprakla yüzünüzü ve ellerinizi sıvazlayın. Allah size zorluk çıkarmak istemez. Allah sizi temizlemek ve üzerinizdeki nimetini tamamlamak istiyor. Umulur ki; şükredersiniz.5 Maide Suresi 6
Ey iman edenler! Sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar, cünüp iken de yolculuk hali müstesna yıkanıncaya (gusül edinceye, boy abdesti alıncaya) kadar namaza yaklaşmayın. Eğer hasta veya yolculuktaysanız, biriniz ayak yolundan gelmiş, yahut kadınlara dokunmuş da su bulamamışsanız, temiz bir toprakla teyemmüm edin: Yüzlerinizi ve ellerinizi sıvazlayın. Allah affedici, bağışlayıcıdır.4 Nisa Suresi 43
Şimdi sorularımızı sorup bu iki ayete göre cevap verelim:
1) Abdest ve Boy Abdesti Niçin Lazımdır?
Ayetlerden açıkça anlaşılıyor ki; abdest de, boy abdesti de bir tek namaz için lazımdır. 5 Maide Suresi 6. ayetin başında abdestin namaz için alınması gerektiği söylenir. 4 Nisa Suresi 43 ayette de cünüp olanın yıkanmadan namaz kılamayacağı anlatılır.
2) Abdest Ne Zaman Alınır?
İki ayetin de son kısımlarına dikkat ederseniz, bize suyun gerekli olup da suyu bulamadığımız hallerde ne yapmamız gerektiği açıklanır. Bunun dışında tarif edilen hiçbir şeyle, ne kanın akması, ne deve eti yenmesi abdesti bozmaz. Ayetten abdesti neyin bozduğu açıktır. Kişiler “ayak yolunda”, çukur olan yere ne yapıyorsa abdesti o bozar.
3) Boy Abdesti (Gusül) Ne Zaman Alınır?
Yani boy abdesti kadınlarla cinsel beraberlikten sonra alınır.
5 Maide Suresi 101. ayetinde açıklanmayan her şeyin affedildiği söylenmektedir. Bu yüzden Kuran’da açıklanmayan her hususta serbest olduğumuz dışında hiç kimse bu açıklanmayanlara ilave bir cevap aramasın.
4) Abdest Nasıl Alınır?
5 Maide Suresi 6. ayetin başında abdesti nasıl almamız gerektiği anlatılır. Bu anlatımda “yıkayın” fiilinin ardından “yüz ve dirseklere kadar elleri” ifadesi geçer, “sıvazlayın” fiilinin ardından da “baş ve topuklara kadar ayakları” ifadesi geçer. Biri size “yıkayın banyoyu ve mutfağı, silin salonu ve antreyi” derse ne anlarsınız, antrenin yıkanması gerektiğini mi yoksa silinmesi gerektiğini mi? Herkes antrenin silinmesi gerektiğini anlar. Fakat Sünni mezhepten olanların hepsi ne hikmetse “sıvazlayın” fiilinden sonra geçen “ayakların” sıvanması yerine “yıkanması” gerektiğini savunmuşlardır. O zaman ayetteki bu ifade neden “yıkayın” fiilinden sonra geçmiyor? Ayette yukarıdan aşağı yapılacağının söylendiğini, sıvazlamanın ara izah olduğunu ve bir tek başın sıvazlanması gerektiğini söylemek de mümkün değildir. çünkü ayette önce yüz ve ellerden bahsediliyor, sonra başa çıkılıp, sonra aşağı ayaklara iniliyor. Bu yüzden ayakları topuklara kadar sıvazlamayı “yıkayın” fiiline göndermenin hiçbir mantığı yoktur. Bu düşünce uydurma Sünni hadislerinden türemiştir.
Kısacası abdestte yüz ve dirseklere kadar eller yıkanır, baş ve topuklara kadar ayaklar sıvazlanır, ayrıca da bir şey gerekmez. İsteyen ağzını ve burnunu çalkalar, üç parmakla ensesini sıvazlar, serçe parmağı ile kulağını hilaller, ayaklarını topuklarıyla birlikte yıkar, her uzvunu yıkayışta Arapça dualar okur. Fakat bunları yapan bilsin ki bunların abdestle alakası yoktur. Abdesti Allah, Kuran’da açıklamıştır ve bunlar o açıklamada yoktur.
5) Boy Abdesti Nasıl Alınır?
 Boy abdesti için şuradan şuraya kadar yıkanın, ağzınızı, burnunuzu üçer kez çalkalayın, toplu iğne başı kadar kuru yer bırakmayın, sağ omzunuzdan başlayarak üçer kez su dökün ifadeleri geçmez. Böyle sınırlamalar olmadığından “gasâle” kelimesinden sadece “yıkanmak” anlaşılır.
6) Su Bulunamazsa Ne Yapılır?
Normalde bir insanın su bulamama ihtimali çok azdır. Temiz toprağa eller sürülerek yıkanamayan yüz ve eller sıvazlanır. Böylece namaza hazırlık suyun olmadığı zaman da sağlanmış olur.
KIBLEYE DÖNMEK
2 Bakara Suresi 144,149 ve 150. ayetlerde Müslümanlar’ın nerede olursa olsunlar Mescidi Haram’a, Kabe’nin olduğu yöne dönmeleri söylenir. Bu, namaza düzen de veren bir uygulamadır. özellikle toplu kılınan namazlar bu sayede daha düzgün ve düzenli olur. 2 Bakara Suresi 115. ayette nereye dönersek dönelim Allah’ın orada olduğu söylenerek, Kabe’ye dönmeye yanlış manalar yüklenilmesi, Mescidi Haram ve çevresinin putlaştırılması önlenir. Mevcut camiler Bakara Suresi’nin ayetlerine binaen Mescidi Haram’a doğru yapılmıştır. Müslümanlar kıldıkları namazı Mescidi Haram’a dönerek kılmaktadırlar. Müslümanlar kıbleyi biliyorlarsa (Mescidi Haram yönünü) oraya dönüp namazı kılar. Eğer yönü bulamazlarsa Allah’ın her yerde olduğunu bilip ibadetlerine devam ederler (2Bakara Suresi 115).
NAMAZDA KIYAFET, TEMİZLİK
Kuran’da namaz için özel bir kıyafet geçmez. Tek başına namaz kılan namazını istediği gibi kılar. Namazın toplu kılındığı yerlere gidenin güzelleşmiş, düzgün kıyafetle gitmesi iyidir (Bakınız 7Araf Suresi 31). 7Araf Suresi 26. ayette insanların avret yerlerini örtecek giyim tarzı olduğu gibi güzellik ve süs kazandıracak giyim tarzı da olduğu söylenir. Bundan beş ayet sonra 7 Araf Suresi 31’de mescit yanında (namaz kılınan bölgede) süslenmeden bahsedilir. Baş örtüsü diye bir şeyin olmadığını kitabın 22. Bölüm’ünde, kitabın diğer kısımlarında ise erkeğin baldırını örtmesinin gerekmediğini gördük. Normalde olmayan bu zorunluluklar namaz kılarken de yoktur. Çünkü Kuran’da namaz kıyafeti diye özel bir kıyafet tarif edilmez.
2 Bakara Suresi 125 ve 22 Hac Suresi 26. ayetlerden namaz kılınacak bölgenin temizlenmesinin ve temiz tutulmasının önemi anlaşılır.
NAMAZ VAKİTLERİ
Kuran’da namazın, vakitleri belirlenmiş bir farz olduğu geçer (4Nisa Suresi 103). Korku zamanında bile namaz kılınmasını açıklayan Kuran, hiç şüphesiz farz namazlarının vakitlerini de eksiksiz olarak açıklamıştır. Namaz vakitlerinin açıklanmasından kastımız, farz olan namazların açıklanmasıdır. Fakat her kılınan namaz, farz namaz değildir. örneğin gece yarısı fazladan namaz kılınabilir, fakat bu gece yarısı kılınan namazın farz olduğunu göstermez. Peygamber de, Peygamber’in yakınları da şüphesiz birçok kereler namaz kılmışlardır. Kuran’ın tek kaynak olduğunu unutan mezhepçi zihniyetliler bu namazların kimisini farz, kimisini sünnet ilan etmişler;
Savaş zamanı namazın kılınmasıyla ilgili bilgileri veren Kuran, hiç şüphesiz farz namazlarının vakitlerini de açıklamıştır.Fakat Kuran’da adı geçmeyen namazların, farz namaz olarak algılanması çok büyük hatadır.
SABAH (FECR) NAMAZI
Kuran’da namaz kelimesi “salat” kelimesi ile ifade edilir. “Bağlantı kurmak” tipinde manalara sahip olan “salat” kulun yaratıcısıyla kurduğu bağlantı, yani namaz için de kullanılır. “Salat” kelimesi “ikame” fiiliyle beraber “namaz kılmak“ manasında kullanılmıştır. “Salatı Fecir” yani “Sabah namazı” ismi 24 Nur Suresi 58. ayette geçmektedir. “Fecir” gecenin karanlığında güneşin ilk ışıklarının çıkışını ifade eder. Bu bir süreçtir ki güneşin doğuşuna kadar devam eder. Nitekim varlığı adından belli olan bu namazın,
Gündüzün iki tarafında, gecenin yakınlarında namaz kıl. Güzellikler çirkinlikleri giderir.11 Hud Suresi 114 vakti de tam belli olmaktadır
Arapça’daki “nehar” “gündüz”, “leyl” “gece” demektir. “Tarafeyinnehari” ifadesi gündüzün iki tarafını ifade eder. “Taraf” ise; “uç, dıştan bitişik bölüm” manalarına gelmektedir. Kuran’da geçtiği diğer ayetlerde de aynı anlamda kullanılır. Gündüzün başlangıcını güneşin doğuşu, günün bitişini güneşin batışı olarak alırsak günün iki tarafında sabah ve akşam namazları vardır. Bu zamanların tam anlaşılması için “zülefen minelleyl” ifadesi ile bu vakitlerin, aynı zamanda gecenin gündüze yakın zamanları olduğu vurgulanır.

Yani sabah namazı, ismi ile 24 Nur Suresi 58. ayette geçer. Bu isim aynı zamanda sabah namazının vaktini de tarif eder. Ayrıca 11 Hud Suresi 114. ayette sabah namazının vakti belirlenmiştir. Sabah namazı Kuran’daki ismiyle “Salatul Fecir” adından da belli olduğu gibi günün ilk ışıklarıyla başlar ve günün başlangıcı olan güneşin doğuşuyla biter.
AKŞAM (İŞA) NAMAZI
İşa namazının ismi de 24 Nur Suresi 58. ayette geçmektedir. Sözlükten “işa” kelimesinin anlamına bakanlar, güneşin batışından havanın kararmasına kadar olan vakte, yani bizim Türkçe’de “akşam” dediğimiz vakte “işa” denildiğini görürler. 12 Yusuf Suresi 16 ve 79 Naziat Suresi 46. ayette de aynı kelime geçmektedir. Diğer iki ayetteki aynı kelimeyi “akşam” diye çeviren bazı çevirmenlerin, bu kelimeyi Türkçe bir kelime olan “yatsı namazı” diye çevirmeleri, mezhep izahlarının etkisinde kalmalarındandır
Ey iman edenler! Yönetiminiz altındakilerle, ergenlik yaşına gelmemiş olanlarınız sizden üç vakitte izin istesinler. Fecir(Sabah) namazından önce, öğle vakti elbisenizi çıkardığınızda, işa(akşam) namazından sonra. çıplak olabileceğiniz üç vakittir bunlar.24 Nur Suresi 58
Bu ayette son farz namazın akşam namazı olduğunu destekleyici bir ifade tarzı vardır.
Gündüzün iki tarafında kılınan namazlardan biri sabah namazı olunca, diğeri de bu namazın simetriği olan akşam namazıdır. Bu namazın vakti de aynı şekilde gecenin gündüze yakın olan zamanıdır. Bu ayet dışında akşam namazının vaktini belirleyen bir ayet daha vardır:
Güneşin sarkmasından, gecenin kararmasına kadar namaz kıl. Fecir(sabah) vakti Kuran’ı, fecir(sabah) vakti Kuran’ına tanık olunur.17 İsra Suresi 78
Gecenin kararması, akşamın bitiş vaktini vermektedir. Işığın alametlerinin tamamen yok olmasıyla akşam namazının vakti biter. Bu ayetin devamında sürekli akşam namazıyla beraber geçen sabah namazının vaktinin vurgulanması da ilginçtir. Fakat bu ayette sabah namazı değil, sabah Kuran okumak vurgulanır. Demek ki sabah namazının vaktinin içinde veya namazın dışında Kuran okumaya özel bir önem vermek gerekir. Görüldüğü gibi akşam ve sabah namazları isimleriyle beraber Kuran’da geçerler. üstelik bu isimler namazın kılınacağı vakti de ifade ederler. İlaveten sabah ve akşam namazının zamanı da açıklanmıştır. üstelik 24 Nur Suresi 58. ayette sabahın günün ilk, akşamın günün son namazı olduğuna işaret vardır.
VUSTA (ORTA, EN İYİ) NAMAZI
Vusta namazına delil olarak 2 Bakara Suresi 238. ayet gösterilir.
Namazları koruyun. Ve vusta (orta, en iyi) namazı da.2 Bakara Suresi 238
Günün bir ucundaki namaz sabah namazı, günün diğer ucundaki namaz da akşam namazı olunca orta namazını bu iki namazın ortasında aramak lazımdır. Tüm kültürlerde günün uyanmayla başladığını, gecenin dinlenmemiz için yaratıldığını, geceleyin kalkıp ibadetin bir tek Peygamberimiz’e has kılındığını (17 İsra Suresi 79) düşünürsek orta namazı, sabah ile akşam namazının arasında gündüz kalan vakit olur. “Vusta” kelimesine “orta” manasının verilmesinden günün ortalarında kılınan bir namaz olduğunu düşünenler olabilse de bu kelimeyi sınırlayan hiçbir ifade olmadığı için sabah ile akşamın arasında kalan tüm zaman dilimini, bu namazın vakti olarak kabul etmek gerekir. Vusta namazı ifadesinden, orta namazı sonucuna varıldığında “vusta” kelimesi hem namazın ismini, hem zaman dilimini belirleyen kelime olur.
Diğer bir görüşe göre “vusta” kelimesinin “en iyi” manasına sahip olduğu, bu kelimenin bir namazı belirtmediği, ayetten namazların korunması ve en iyi şekilde kılınmasının anlaşıldığı söylenir. “Vusta” kelimesi üzerinde bir inceleme bu konuya açıklık getirecektir. (2 Bakara Suresi 143), (5 Maide Suresi 89), (68 Kalem Suresi 28), (100 Adiyat Suresi 5) ayetlerinde de bu kelime geçer. Bu ayetleri inceleyerek “vusta” kelimesini anlamaya çalışabilirsiniz.
Görüldüğü gibi Kuran’da namazın beş vakit olduğuna dair bir ifade yoktur.
Namazın uzunluğu, rükuda, secdede ne söyleneceği de Kuran’da geçmez. Ama mezhepçiler, rükuları üç “Subhane rabbiyel azim”, secdeleri üç “Subhane rabbiyel ala” ifadeleriyle belirlemiş, taklitçilerini sadece bu ifadelere mahkum edip, Allah’ın serbest bıraktığını gereksiz yere sınırlamışlardır. Normalde rükuda ve secdede belirli ifadeleri söylememizin gerekip gerekmediği, namazın süresinin kişinin şahsi görüşüne bırakıldığı, Kuran’dan anlaşılacağı gibi hadisler doğru yorumlansaydı da anlaşılabilirdi.
Kuran’ın hiçbir yerinde birleştirme(cem) diye bir konudan bahsedilmez. Kuran’a göre namaz belirttiğimiz vakitlerde farzdır. Eğer üç vakit namaz kılıp, bu üç vakitte beş veya yirmi vakit namaz kılıyorsanız yine de üç vakit kılmış olursunuz.

Namazın minimumu farz namazlar kadardır. Namazın fazladan kılınması gayet doğaldır. Farz namazların beş ilan edilmesi Sünni mezheplerin bir yorumudur.
Neden vakti belli olmayan ikindi gibi, yatsı gibi namazların farz olduğunu düşünelim? Tahminimiz bazı kişiler Allah’ı zikretme (hatırlama), Allah’ı tespih etme (yüceltme, yönelme) ile ilgili ayetlerdeki tespih, zikretme faaliyetlerini düzene koymak için fazladan namazlar farzlaştırmışlardır. Zikretme ve tespih faaliyetlerini namaz kılarak yapmak güzel bir yöntem olabilir ama Allah’ın farzlaştırmadığı şekilde bu vakitleri namaz vakti olarak farzlaştırma kabul edilemez.
17 öyleyse akşama erdiğinizde de, sabaha erdiğinizde de tespih (yüceltme, yönelme) Allah’adır.
18 övgü O’nundur. Göklerde ve yerde, günün sonunda, öğleye erdiğinizde.
30 Rum Suresi 17,18
KAZA NAMAZI VAR MI?

Bir kez daha belirtmek istiyoruz ki hangi namazların farz olduğu Kuran’dan çıkar. Farz namazlar Allah’ın bizi belli vakit dilimi içinde her gün kılmaya mecbur ettiği namazlardır. Kuran, Nisa Suresi 103. ayette bize namazın vakitli farz olduğunu,
Mearic Suresi 23. ayette bu farzın hayat boyu sürekli gözetilmesi gerektiğini söylemektedir.
Kuran’da kaza namazı diye bir kavram yoktur. Namazı kılmayan, kaçıran Allah’a bunun için tövbe eder, daha sonra titiz bir şekilde namazlarını kılmaya devam eder.
Bizim bu yazıdaki amacımız namazın farzını, farz olmayandan ayırmaktır. Allah’ı anmak, hatırlamak için kılınan her namaz makbuldür. Namaz günde beş vakit de kılınır, on vakit de kılınır, kırk vakit de kılınır. Namazın farz olan vakitleri bize mecbur olduğumuz alt sınırı belirtir, üst sınır ise serbesttir. Sonuçta her konuda olduğu gibi namazda da Kuran’da ne yazıyorsa din yalnızca odur. Allah kitabında hiçbir eksiklik bırakmamıştır.
Nitekim Hac ibadetinde hacılara üç vakit namaz kıldırılmaktadır. Namaz eğer ki beş vakit farz ise hacılara neye dayandırılarak daha az namaz kıldırılıyor?
NAMAZIN KAPSADIKLARI
Namaz Allah’ı zikretmek (hatırlamak) için yapılan bir ibadettir (20Taha Suresi 14). Fakat Allah’ı zikretmekten farklı olarak namaz belli vakitlerde farz kılınmıştır, abdestli olarak yerine getirilmelidir ve belli hareketleri de kapsar.
Namazın en önemli bölümü ve özelliği ise namazda Allah’ın hatırlanmasıdır(zikredilmesidir). Nitekim 20 Taha Suresi 14. ayetten namazın kılınmasındaki gayenin, Allah’ın hatırlanması olduğunu anlarız. Kuran’da, namazda Kuran okunmasına dair bir ifade geçmez. Fakat Kuran bize tanıtılırken, Kuran’ın “zikir” yani hatırlatma olduğu söylenir. Böylece biz namaz kılarken, edeceğimiz duada, Allah’a yakarışta, rehberimizin Kuran olduğunu anlarız. örneğin Allah’ın bağışlayıcılığı, merhameti, her şeyi yaratması, cenneti, cehennemi, bilgisinin sonsuzluğu hep Kuran’dan öğrenilir. Namazda da merhametli, bağışlayıcı… bir Allah’ın karşısında olduğumuzu bilir, ona göre Allah’ı zikreder(hatırlar), ona göre Allah’a yöneliriz. Yani namazda illa ki Arapça Kuran okumak zorunda değiliz. çünkü namazda Kuran okuyun diye bir emir bile yokken, Arapça Kuran okumak gerektiği nereden anlaşılacaktır? Fakat namazda Allah’ı zikrederken Kuran’daki bilgileri kullanırız. örneğin Arapça “Kul huvallahu ahad” dememize illa ki gerek yoktur.