Bizim
ülkede eğitim sistemi, insanları donanımlı, çağdaşlarıyla rekabet edebilecek
düzeyde bireyler hâline getirmek için değil, bilinçaltlarına zehir enjekte edip
sakatlamak için kurulmuştur.
Evrensel
gerçekler değil, yerel yalanlar öğretilir.
Çünkü
yönetimde kim varsa, o, insanları kendine itaat edecek kullar olarak
biçimlendirmek ister.
Çocukların
bütün yaratıcılıklarını, özgürce düşünebilme yeteneklerini kırarak onları dar
kalıpların içine tıkıştırır.
On
dokuzuncu yüzyılda küçük ayakları olsun diye “ayaklarına dar gelen” ayakkabılar
giydirilen Çinli kadınların ayakları gibi insanların beyinleri de sakat ve
küçük bırakılır, o Çinli kadınlar nasıl yürüyemezse bizim eğitim sisteminden
geçenler de özgürce düşünemezler.
Bu
sistemli sakatlama çabaları ilkokuldan başlar ve üniversiteye kadar sürer.
Düşünün
ki zaten kendisi bir “köleleştirme” kurumu olan YÖK’ün kanununda çocukları
“Atatürk milliyetçiliğine bağlı olarak” yetiştirmek gibi bir amaç
vurgulanmıştır.
“Atatürk
milliyetçiliği” Kenan Evren gibi darbecilerin hayalindeki ülkenin insanlarını
kalıplara dökmek için uydurulmuş bir klişe.
Ne demek
Atatürk milliyetçiliği?
Bu
Atatürk milliyetçiliğinin diğer “milliyetçiliklerden” nasıl bir farkı
bulunuyor?
Başına
hangi insanın adını koyarsanız koyun milliyetçilik milliyetçiliktir ve
üniversite eğitimiyle hiçbir alakası yoktur.
Kimya
fakültesinde nasıl bir Atatürk milliyetçisi yetiştireceksiniz?
Atatürk’ün
bulduğu kimya formülleri mi var?
Ya da
Türklere ait, bizim gezegenin ve evrenin yasalarından farklı yasaları bulunan
bir kimya bilimi mi bulunuyor?
Peki,
doktorları nasıl Atatürk milliyetçisi yapacaksınız?
Atatürk’ün
tıptaki yeri ne?
Böbrek
transplantasyonunun Atatürk milliyetçiliğine uygun bir ameliyat biçimi mi
bulunuyor?
Hipokrat’ı,
Kopernik’i, Edison’u, Madam Curie’yi hangi “milliyetçilik” kriterlerine uygun
olarak okutacaksınız?
Üniversitelerde
bütün insanlığın birikimi öğretilir çocuklara, onlar bu birikime bir katkıda
bulunabilecek düzeye gelsinler diye yetiştirilirler.
Üniversite
milliyetçilikle taban tabana zıt bir yerdir.
Adına
ister Atatürk milliyetçiliği deyin, ister Nehru milliyetçiliği deyin, ister Mao
milliyetçiliği deyin, ister Hitler milliyetçiliği deyin, ister Tito milliyetçiliği
deyin, milliyetçilik oldu mu üniversite olmaz.
Milliyetçilik
yereldir.
Üniversite
evrenseldir.
Buranın
bütün yöneticileri de evrensel değerlerden, bu değerleri kavrayacak, bunlara
yenilerini ekleyecek özgür beyinlerden korktukları için çocukları içine
dökecekleri bir demir döküm fırını gibi kullanmak isterler eğitimi.
Kenan
Evren YÖK denen saçmalığı kurdu ama otuz yıl boyunca hiçbir yönetici de bu
kurumu değiştirmedi.
Hâlâ da
olduğu yerde duruyor.
Yöneticiler
çocukları kalıba dökme fikrine hiç karşı çıkmadılar, sadece kalıbın şeklini
değiştirmek isteyenler çıktı.
İnsan
beynini bir kalıba göre şekillendirmek istediğinde, onun yaratıcılığını
örselersin, düşünme yeteneğini iğdiş edersin.
Amaç da
zaten budur.
İnsanlar
düşünmesinler, bir kalıbın biçimini alsınlar ve kendilerine ezberletilenleri
tekrar etsinler.
Zaten
elindeki insan malzemesini bu kadar kötü kullandığı için Türkiye “gelişmişlik”
düzeyine hiç ulaşamadı, yaratıcılıkları, yeni düşünceleri, özgürlükleri olmayan
insanlarla bir toplum nasıl gelişecek?
Niye
dünyanın en iyi üniversiteleri, çocuklarını herhangi bir “milliyetçiliğe” bağlı
olmadan yetiştiren ülkelerden çıkıyor da, “Atatürk milliyetçiliğine” göre insan
yetiştiren Türk üniversiteleri bu kadar geri kalıyor?
Niye
“Atatürk milliyetçiliğine” göre adam yetiştiren üniversitelerimize Amerika’dan
akın akın çocuk gelmiyor da, Türkiye’den “Atatürk milliyetçiliğini hiç
duymamış” Amerikan üniversitelerine akın akın çocuk gidiyor?
Ve, bu
gerçek böylesine açık biçimde önümüzde dururken niye hiçbir hükümet YÖK’ü
kaldırmıyor?
Bir
ülkenin insanları Atatürkçü olur, dindar olur, sağcı olur, solcu olur, faşist
olur, demokrat olur, bütün gerçekleri özgür bir ortamda öğrendikten sonra ne
olacağına kendi karar verir.
İnsanların
“nasıl” olacağına bir otorite karar verdi mi o Ortaçağ olur, tek bir inançla
kalıplaştırılmış, yeniliklere bakması yasaklanan, yaratıcılıkları
cezalandırılan bir dönem demektir bu.
Zaten bu
yüzden, en gelişmiş teknolojik aletleri kullanırken bile zihinsel bir
Ortaçağ’ın bütün geriliklerine sahip sıkıntılı bir ülkede yaşıyoruz.
Düşünce
dünyamız o yüzden böylesine sığ.
AHMET
ALTAN: 31.08.2012

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder