Sıkılıyorum.
İçim sıkılıyor. "Arkadaş," diyorum, "Benim gibi insanları bu
memlekette yaşatmayacaklar mı ne?!" Hatta bazen o kadar bastırıyor ki
hadiseler, hangi meseleye sıkıldığımı unutuyorum. Açlık grevlerine mi,
gazetelerde "Ee ölmüyorlar ki!" diyen basın kartlı ibişlere mi,
tecavüz ürünü bebeği doğurmak istemeyen kadının böyle bir hakkı olmadığına
gönülden inananlara mı, Irak işgal edilirken "real politik" alimi
kesilenlerin sıra Suriye'ye gelince "vîjdaan" çelebisine
dönüşüvermesine mi, kendi gibi düşünene vatandaş hukuku, o sofraya oturmayana
"düşman hukuku" uygulayan sisteme mi, acı çeken, aç kalan insanlarla
kürsülerden maytap geçene mi?.. Biliyorsunuz işte, sıralamayayım şimdi. Ama en
çok hapishanedeki öğrencilere kitap imzalayıp gönderirken içim ağrıyor. Ne
yazayım şimdi ben o çocuklara?!
Korkuyorum.
İçtenlikle korkuyorum. Ödüm kopuyor başıma bir şey gelecek diye. Mesajlar
gönderdiler, tehditler savurdular, beni Londra'larda filan bulup parmaklarını
yüzüme sallayıp "Ayağını denk al" dediler. Kimim ki ben? Kaşık kadar
kadınım. Bakmayın televizyonda daha geniş çıkıyorum, ama aslında ufak tefeğim
yani. Ne abim var, ne amcam. Zengin adam tanımam, güçlü hiç arkadaşım yok.
Böyle tek tabanca takılıyorum. Yazı yazmaya oturunca sanırsın ki tığ-ı teber
şah-ı merdanım, ama aslında bendeki efelik mesnetsiz. Cesur filan değilim yani,
çok korkak biriyim ben. En çok da belki birgün bu ülkede yaşayamam diye
korkuyorum. En çok bundan ödüm kopuyor.
Çaresiz
hissediyorum. Sendikalar darmadağın olmuş. Avukatlar bunalımda, diplomayı
yırtıp işi bırakmalarına beş dakika. Öğretmenler intihar ediyorlar, kimsenin
umurunda değil. Tiyatrocular, yazarlar, gazeteciler kendilerine haritadan ülke
beğenip duruyorlar. İktidardakilerden biraz farklı düşünen, biraz farklı
yaşayan herkesin ajandasında en az bir davanın duruşma günleri kayıtlı.
Gazeteciler haber yapamadıkları, doğru dürüst yazamadıkları için antin kuntin
"life style" yazılarıyla oyalanıyorlar. Benim tanıdığım hemen herkes
anti-depresan kullanıyor. Ama en fenası herkes kendinden farklı olanın ölmesini
istiyor artık. Ben böyle öfke, böyle nefret görmedim bu ülkede. İnsanlar
kendine benzemeyeni insan olarak kabul etmiyor.
Sinirleniyorum.
Haftada on dakika televizyon izliyorum ve bence zaten bu süre bile normal bir
insanın ruh sağlığı için yeterince tehlikeli. Tek becerisi zalim sofrasında
çatal bıçak kullanabilmek olanların bana demokrasi ve insanlık dersleri
vermelerine deli oluyorum. Irkçı şapşalların başkalarının çocuklarını savaşa
gönderirkenki konforlarına gözüm dönüyor. İzmirliyim ya ben, asfalyalarım
atıyor sık sık. "İdam ne demek arkadaş! Delirdiniz mi siz!" gibi
şeyler söylemek istiyorum mesela. Kimse cahilliğinden utanmıyor ya artık, tepem
atıyor. Vasatın hegemonyası hayatımızın en kılcal damarına kadar sızdı ya...
Öteki olan her şey müstehcenleştiriliyor ya... Hasılı sinirleniyorum.
Ve
nihayet, ve en önemlisi, yalnız hissediyorum. Bazen "Tamam" diyorum,
"Millet komple delirdi". Tehlikeli akıl hastalarıyla birlikte
yaşayanlar ne yapıyorsa öyle yapmam gerektiğini düşünüyorum.
"Nasılsa" diyorum, "Yani herhalde herkes bu yeni kurulan sofrada
kendine bir yer buldu. Ben düzenlerini bozmayayım en iyisi. Kenardan kenardan sıvışayım."
Fakat
bakıyorum sonra. Dostlar var. Arkadaşlar var. Diyorum ki kendi kendime: Dostlar
varsa fukaralık yok. Dostlar varsa korku, yalnızlık, çaresizlik yok. Ben bu
yüzden şimdi Birgün'de yazıyorum. Battı balık yan gider. Ya batarız diyorum
kendime, ya çıkarız... Ama hep birlikte. Mühim bu. Hep. Birlikte.
04.03.2013

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder