KURAN VE YÖNETİM-KURAN'A GÖRE DİN —
29 October 2011
YÖNETİMDE TEMEL İLKELER
Kuran’da açıklanmayan hususların
insanların inisiyatifine bırakıldığını daha evvel gördük. Bunlar, insanların,
akıllarını çalıştırmalarıyla ve Kuran’ın koyduğu temel prensipleri gözetmeleriyle doldurulmalıdır. Fakat şurası unutulmamalıdır ki insanların bu
tercihleri Kuran’ın hükümleri gibi değerlendirilemez. Örneğin belli bir devlet
yönetimi veya halifelik gibi uygulamalar, Kuran’ın bir hükmü olarak
gösterilemez. Kuran’ın koyduğu hükümler evrenseldir; mekanın ve zamanın
değişmesi ile Müslümanlar bu hükümlerden vazgeçemez. Örneğin Kuran’ın bir hükmü
olmayan halifelikten vazgeçilebilir, ama Kuran’ın hükmü olan “şura” ve “adalet”
gibi yönetimde önemli ilkelerden zamanın ve mekanın değişmesiyle vazgeçilemez.
Kuran’da geçen ve yönetimde dikkat etmemiz gereken evrensel bazı ilkeler
şunlardır (Bu konuda özellikle şu kitaptan faydalandık: Prof. Dr. Beyza Bilgin,
Prof. Dr. Rami Ayas ve diğerleri, İslam Gerçeği):
ŞURA:
“Şura” ile, yönetim konusunda
ilgili tarafların fikirlerinin alınması ve yürürlükteki yönetimin danışma
mekanizmasını kullanması kastedilir.
42-Şura Suresi 38-Onların iş ve yönetimleri aralarında şura
iledir.
3-Ali İmran Suresi 159-Allah’tan
bir rahmet sayesindedir ki sen onlara yumuşak davrandın. Eğer kaba saba, katı
yürekli olsaydın, senin çevrenden kesinlikle dağılır giderlerdi. O halde
bağışla onları, af dile onlar için, iş ve yönetim konusunda da onlarla şuraya
git.
Ali İmran Suresi’ndeki ayetten
göreceğimiz gibi “şura” Peygamberimizin bile uygulaması gereken bir kurumdur. O
zaman hiç kimse kendisini şura üstü görüp, insanlara danışmaya ihtiyacı
olmadığını, keyfince insanları yönetebileceğini söyleyemez. Ayrıca aynı ayetten
“şura”nın yumuşaklıkla, merhametle beraber olduğunu; kaba sabalıkla, katı
yüreklilikle beraber olmadığını anlıyoruz. “Şura”nın, bir sistem olarak
değerlendirildiğinde, cumhuriyet ve demokrasi sistemine yakın yönleri olduğu
düşünülebilir. Şunu da unutmamak gerekir ki Kuran’da “şura”nın şekli ve yöntemi
gösterilmemiştir. Bu demektir ki şekil ve yöntem zaman ve şartlara göre
belirlenecektir. Kaçınılmaz olan şudur; yönetimin ve birlikte yaşamanın her
seviyesinde “şura” esastır.
ADALET:
Kuran’ın birçok ayetinden “adalet”
ilkesinin önemi anlaşılır. Bu, ikili ilişkilerden yönetime kadar gözetilmesi
gereken çok temel Kurani bir ilkedir.
5-Maide Suresi 8-Ey
inananlar! Adalet ve dürüstlüğün tanıkları olarak Allah için kollayıp
gözetenler olun. Bir topluluğa kininiz, sizi adaletsiz davranmaya asla itmesin.
Adaletli olun. Bu korunup sakınanlar için daha uygundur.
60-Mümtehine Suresi 8-Allah
sizi din hakkında sizinle savaşmayan ve sizi yurtlarınızdan çıkartmayan
kimselere iyilik etmekten, onlara adaletli davranmaktan men etmez. Allah
adaleti ayakta tutanları sever.
EMANETİN EHLİNE VERİLMESİ:
Kuran emanetlerin ehline verilmesini
emreder. En önemli emanetlerden biri ise toplumun yönetim kademelerinde yer
almaktır. Demek ki bu kademelere becerikli, dürüst, işini iyi bilen kimselerin
getirilmesi, Kuran’ın koyduğu temel ilkeler açısından da gözetilmesi gereken
bir sorumluluktur.
4-Nisa Suresi 58-Şu bir
gerçek ki Allah size emanetleri ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında
hükmetdiğinizde adaletle hükmetmenizi emrediyor.
YÖNETİCİLERİN YÖNETİLENLERDEN OLMASI:
Müslümanların itaat etmesi gereken
yöneticilerin kendi aralarından olması gerektiği de belirtilmiştir. Bunlara
“ulul-emr” denilmiştir ki bunlar toplumun yönetiminde emir yetkisini elinde
bulunduran kişilerdir. Bunlar Allah’a inanan, Allah sevgi ve korkusunu içinde
taşıyan kişiler olursa; tüm toplum bunun hayrını görür. Toplumsal yaşamanın
kaçınılmaz olarak bir hiyerarşiyi gerektirdiğini tüm sosyal bilimciler bilir,
toplumsal yaşamın kaostan çıkması, toplumsal yönetimin getirdiği bu
hiyerarşinin danışma, adalet gibi ilkeleri uygulamasına ve hiyerarşide yönetme
pozisyonunda olanların bu vazifeye uygun kişilerden seçilmelerine bağlıdır.
4-Nisa Suresi 59-Ey
inananlar! Allah’a itaat edin, Allah’ın elçisine ve sizden olan ulul-emre
(yöneticilere) itaat edin.
DİNDE ZORLAMA YOKTUR
Mezhepçi İslam’ı benimseyenlerin, Kuran’la çeliştikleri noktalardan önemli bir
tanesi; dini hükümlerin, baskı ve şiddet kullanılarak uygulatılmasını
savunmalarıdır. Oysa bu, Kuran’ın birçok ayetine aykırıdır. Bu tutumu
yasaklayan ayetlerden biri şöyledir:
2-Bakara Suresi 256-Dinde
zorlama yoktur. Gerçek şu ki doğruluk ve sapıklık birbirinden ayrılmıştır.
Kuran, mezarlıklarda okunan, evin
duvarında asılı olup rehber edinilmeyen, sözde saygı gösterilen, fakat mezhep
kitaplarının açıklamasıyla anlaşılabileceği iddia edilen bir kalıba sokulmuştur.
Kuran’ı bu kalıba sokanlar, Kuran’ın “Dinde zorlama yoktur”hükmünü gözardı
etmişler; namaz kılmayanlara, oruç tutmayanlara çok şiddetli cezalar
öngörmüşlerdir. Din adına sergilenen bu zulümler sonunda bazı kimseler, yanlış
adrese giderek bu zulümden kurtulmaya çalışmışlar ve dinsizliğe sığınmışlardır.
Böylece “din” adına yapılan zulüm de dinsizlik adına yapılan zulüm de
insanların yaratılışına aykırı yollara götürmektedir. Kuran’ın ortaya koyduğu
din, bu iki zulüm yolundan da kurtuluşun reçetesidir.
PADİŞAHLIK SİSTEMİ KURAN’LA UYUŞMAZ
Kuran yönetim için önemli olan şura,
adalet, dinde zorlamanın olmaması, emanetin ehline verilmesi gibi temel
ilkeleri belirlemiş; birçok hususu ise kişilerin insafına ve zekasına
bırakmıştır. Bu açıdan olaya baktığımızda dünyadaki krallık, padişahlık gibi rejimlerin
Kuran’a uygun olmadığını anlarız. Çünkü Kuran emanetin ehline verilmesini
ister, bu da devletin yönetiminin en becerikli kişilere verilmesini gerektirir
(kadın erkek ayrımı yapılmadan). Oysa padişahlık, krallık gibi sistemlerde
yönetim en becerikli ve ehil olana değil, falancanın en büyük erkek evladına
veya bir yakınına verilir. Ne yazık ki dine referans vermeyen birçok yönetim,
“Dinde zorlama yoktur” ayetine, kadınlarla erkeklerin birbirinin elbisesi
olduğunu söyleyen ayete, yönetimde danışmayı ve emanetlerin ehline verilmesini
söyleyen ayetlere; İslam adına insanları yönetmeye kalkışmış birçok yönetimden
daha çok uymuştur.
Kuran’ın hükümleri ne Sunni şeriatına
eşitlenebilir, ne de halifelik diye bir müessese Kuran’da geçer. Bugün
insanların “şeriat” denildiğinde anladıkları Kuran’ın anlattığı İslam’dan çok
Sunniliktir. “Şeriat” kelimesi “yol, tarz, metot” gibi manalara gelir ve
Kuran’da hiçbir zaman için dinimizin adı olarak kullanılmaz. Kuran’a göre
dinimizin adı “İslam”dır. İslam dışındaki Şeriat, Sunnilik, Hanefilik, Şiilik,
Şafilik, Alevilik tanımlarının inancımıza karşılık kullanılması dinimizden
sapmalardır. (Müslüman kelimesi İslam ile aynı kökten gelir ve İslam olan kişi
manasında olduğu için aynı İslam gibi doğru bir kullanımdır.)
Dinimizin sahibi
bir tek Allah, kaynağı bir tek Kuran, Peygamber’i bir tek Hz. Muhammed, ismi
ise bir tek İslam’dır.
MEZHEPLERİN SAHTE YUMUŞAK YÜZÜ
Kendi hegemonyalarını sürdürmek ve
kadın sömürülerine devam etmek isteyenler, geleneklerini uygulamakta erdem
görüp akılcı düşünceden korkanlar, ne yazık ki Kuran’a dayalı İslamiyet’in en
büyük düşmanlarıdırlar. Kuran’a göre İslam’ı anlatanlara, ateistlerin
göstermediği düşmanlığı, bu kesim sergilemektedir. Bunun sebebi basittir:
Kuran’a göre İslam, bu kesimin sömürü aracı olarak kullandıkları “din”in
sundukları gibi olmadığını; yönetim şekillerini, kadına bakışlarını, baskıcı
idare biçimlerini Kuran’a göre değil örflerine, heva ve heveslerine, Arap
geleneklerine göre oluşturduklarını göstermektedir. Bu kesim, sömürü araçları
olan “din” ellerinden alınınca, bunu alanlara “yahudi, mason, sapık, ajan” gibi
sözlü ve fiili saldırılarda bulunmakta ve güneşi balçıkla sıvamaya
çalışmaktadır.
Bugün biz Sunni mezheplerin sahte
yumuşak yüzüyle muhatabız. Ortamları müsait olursa gerçek yüzünü de görürüz,
merak etmeyin.
Sunni düşünce tam anlamıyla iktidara gelse, yönetimi ele alsa ne
yapacağını merak mı ediyorsunuz?
O zaman bir Afganistan’a bakın, bunun örneğini
göreceksiniz. Sunni mezheplerde; haremlik selamlığın da, peçenin de, kadının
toplumdan tamamen soyutlanıp köleleştirilmesinin de, müziğin ve resmin
yasaklanmasının da dayandırılabileceği izahlar vardır. Afganlılar kafalarından
yeni mezhep uydurmadılar. Sunniliği uyguluyorlar.
Hanefi mezhebine göre namaz kılmayan,
kılmaya başlayana kadar dövülür, diğer üç Sunni mezhepte namaza başlamayı
reddederse öldürülür.
Sunniliğin İslam görüşüyle çelişenlerin, örneğin Kuran’a
dayalı İslam’ı savunanların akıbeti Sunni mezheplerin yönetiminde öldürülmeleri
olabilir. Oruç zorla tutturulur…
Tüm bu fetvalar, Sunni mezheplerce tespit
edilmiş belli hükümlerdir. Bu mezheplerin yönetiminde kadının başının açık
gezmesini bırakın, yüzünü gösterip gösteremeyeceği şüphelidir. Araplar’ın Emevi
ve Abbasi yönetimleri dönemlerinde oluşturulup, o dönemlerdeki örflerin ve
hayata bakış açılarının dondurulması olan bu mezhepler; Kuran’ın anlattığı
dinin anlaşılmasındaki en büyük engellerdir. Ne yazık ki dini iyi bilmeyen
kitleler bu mezhepçi yaklaşımların izahlarını din sanmaktadırlar. İnşallah herkesin
katkılarıyla, Kuran’ın anlattığı dini, bu mezhepçi anlayıştan kurtarmayı
başarabiliriz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder