Sıra geldi Atatürk'ün dine bakış açısıyla ilgili yıpratma /değersizleştirmeye kısaca 3 ana konuda saldırıyorlar.
1-Atatürk Allah'ı ve Peygamberi İnkar eden kafirdir
Okuyun:
• Tanrı birdir, büyüktür. ( 1922, T.B.M.M.)
• O, Allah’ın birinci ve en büyük kuludur. Onun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir, fakat sonuca kadar o, ölümsüzdür. (1926)
• Peygamberimiz efendimiz hazretleri, cenabı hak tarafından insanlara dini hakikatleri tebliğe memur ve resul olmuştur.
(07.02.1923, Balıkesir’de Halka Konuşma )
2-Hilafeti kaldırdı,Tekkeleri ve zaviyeleri kapattı Müslüman dinini öğrenemez oldu
Okuyun:
• Tarihimizin en mesut devresi hükümdarlarımızın halife olmadıkları zamandır. Bir Türk padişahı, her nasılsa hilafeti kendine mal etmek için nüfuzunu, itiyadını, servetini kullandı. Bu sırf bir tesadüf eseridir. Peygamberimiz öğrencilerine dünya milletlerine Müslümanlığı kabul ettirmelerini emretti, Bu ulusların hükümeti başına geçmelerini emretmedi. Peygamberin zihninden asla böyle bir fikir geçmemiştir. Halifelik demek, idare, hükümet demektir. Gerçekte görevini yapmak, bütün Müslüman milletlerini idare etmek isteyen bir halife, buna nasıl muvaffak olur? İtiraf ederim ki, bu koşullar içinde beni halife tayin etseler, derhal istifamı verirdim. (29. 10. 1923, Fransız Muhabiri Maurice Pernot’ya Demeç.)
• İstanbul’da saltanat ve zevklerinin, çıkarlarının devam ettirilmesini düşmanların anavatanımızı istila etmek emellerine uydurmakta, onlarla işbirliği yapmakta, düşman devletlerin her isteğine boyun eğmekte asla tereddüt göstermeyen, vicdanları sızlamayan, milletimizin hür ve müstakil yaşama azmini kırma için haince girişimlerden çekinmeyen sultan ve halifelerin artık bu vatanda asla yeri yoktur ve olamaz. ( 26. 08. 1925, İnebolu’da Bir Konuşma. )
• Bizi yanlış yola sevk eden habisler, biliniz ki çok kere din perdesine bürünmüşlerdir. (1923, Adana) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C. II, Ankara, 1997, s. 131)
• Evet, din gerekli bir kurumdur. Dinsiz ulusların sürekliliğine olanak yoktur. Yalnız şurası vardır ki din, Tanrı ile kul arasında bağlılıktır. Softa sınıfın din simsarlığına izin verilmemelidir. Dinden maddi çıkar sağlayanlar iğrenç kimselerdir. İşte biz bu duruma karşıyız ve buna izin vermiyoruz. Bu gibi din ticareti yapan insanlar saf ve masum halkımızı aldatmışlardır. Bizim ve sizlerin asıl mücadele ettiğimiz ve edeceğimiz bu kimselerdir.(Atatürk ve Çevresindekiler, Kemal Arıburnu, T.İş Bankası Yayınları Sh.134-135)
3-Devleti Laiklikle Dinimi öğrenmeyi engelledi.
Okuyun:
• Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin ayrılması demek değildir. Bütün yurttaşların vicdan, tapınma ve din özgürlüğü de demektir. (1930)
• Laiklik, asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın gelişmesi olanağını sağlamıştır.
Atatürk'ün
Din ve Laiklik Hakkında Söyledikleri
• Bizim dinimiz hiçbir vakit kadınların
erkeklerden geri kalmasını talep etmemiştir. Allah’ın emrettiği şey, Müslüman
erkeğin ve Müslüman kadının beraber olarak bilim ve bilgi kazanmasıdır. ( 31.
01. 1923, İzmir )
• Bizim dinimiz en makul ve tabiî bir dindir.
Ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. Bir dinin tabiî olabilmesi için
akla, fenne, ilme ve mantığa uyması lazımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen
uygundur. ( 31. 1. 1923 İzmir )
• İnsanlara feyz ruhu vermiş olan dinimiz son
dindir. Eksiksiz dindir. Çünkü dinimiz akla mantığa, gerçeğe tamamen uyuyor ve
uygun düşüyor. ( 07. 02. 1923, Balıkesir )
• Bizim dinimiz, milletimize değersiz, miskin
ve aşağı olmayı tavsiye etmez. Aksine Allah da Peygamber de insanların ve
milletlerin değer ve şerefini korumalarını emrediyor. ( 5. Şubat 1923 Akhisar )
• Türk milleti daha dindar olmalıdır, yani
bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat gerçeğe
nasıl inanıyorsam öyle inanıyorum. ( 29. 10. 1923, Fransız Muhabiri Maurice
Pernot’ya Demeç.)
• Dini fikir ve inançlara saygılı olmak,
öteden beri tabiî ve genel bir anlayıştır. Bunun aksini düşünmek için sebep
yoktur. (11. 12. 1924, Times Muhabirine Cevap.)
• Din bir vicdan meselesidir. Herkes
vicdanının emrine uymakta serbesttir. Biz dine saygı gösteririz. Düşünüşe ve
düşünceye muhalif değiliz. Biz sadece din işlerini, millet ve devlet işleriyle
karıştırmamaya çalışıyor, kasıt ve fiile dayanan bağnaz hareketlerden
sakınıyoruz. (1925)
• Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla ilgisi
olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler çağdaş olmayı dinsiz olmak sayıyorlar.
Asıl dinsizlik, onların bu düşüncesidir. Bu yanlış yorumu yapanların gayesi,
müslümanın dinsizlere esir olmasını istemek değil de nedir?
• Arkadaşlar, efendiler ve ey millet! İyi
biliniz ki, Türkiye Cumhuriyeti şeyhler, dervişler, müritler, meczuplar ülkesi
olamaz. En doğru, en gerçek tarikat uygarlık tarikatıdır.
• Bizim devlet idaresinde takip ettiğimiz
prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların dogmalarıyla asla bir
tutmamalıdır. Biz ilhamlarımızı, gökten ve gaipten değil, doğrudan doğruya
yaşamdan almış bulunuyoruz.
• Türk milleti daha dindar olmalıdır. Yani,
bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Dinime, bizzat gerçeğe
nasıl inanıyorsam öyle inanıyorum. (AKDTYK., Atatürk Araştırma Merkezi,
Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Ankara, 1997, Cilt III, s.93)
• Hangi şey ki akla, mantığa, kamu çıkarına
uygundur, biliniz ki o, bizim dinimize de uygundur. Bir şey akıl ve mantığa,
ulusun çıkarına, İslam’ın çıkarına uygunsa, kimseye sormayın, o şey dinîdir.
Eğer bizim dinimiz aklın, mantığın uyduğu bir din olmasaydı en mükemmel
olmazdı, son din olmazdı. (AKDTYK., Atatürk Araştırma Merkezi, Atatürk’ün
Söylev ve Demeçleri, Ankara, 1997, Cilt II, s.131).
• Bizim dinimiz en makul ve doğal bir dindir
ve ancak bundan dolayıdır ki son din olmuştur. (1923, İzmir) (Atatürk’ün Söylev
ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C. II, Ankara, 1997, s. 94)
• Bir dinin doğal olması için akla fenne, ilme
ve mantığa uygun olması lazımdır. Bizim dinimiz bunlara tamamen uygundur.
(1923, İzmir) (Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C.
II, Ankara, 1997, s. 94)
• Büyük dinimiz çalışmayanın insanlıkla ilgisi
olmadığını bildiriyor. Bazı kimseler çağdaş olmayı dinsiz olmak sanıyorlar.
Asıl dinsizlik onların bu düşüncesidir. Bu yanlış yorumu yapanların amacı, Müslümanların
dinsizlere esir olmasını istemek değil de nedir? Her sarıklıyı hoca sanmayın,
hoca olmak sarıkla değil, akılladır. (1923, Adana) (AKDTYK., Atatürk Araştırma
Merkezi, Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Ankara 1997, Cilt II, s. 132)
• Bizi yanlış yola sevk eden habisler, biliniz
ki çok kere din perdesine bürünmüşlerdir. (1923, Adana) (Atatürk’ün Söylev ve
Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi, C. II, Ankara, 1997, s. 131)
• Evet, din gerekli bir kurumdur. Dinsiz
ulusların sürekliliğine olanak yoktur. Yalnız şurası vardır ki din, Tanrı ile
kul arasında bağlılıktır. Softa sınıfın din simsarlığına izin verilmemelidir.
Dinden maddi çıkar sağlayanlar iğrenç kimselerdir. İşte biz bu duruma karşıyız
ve buna izin vermiyoruz. Bu gibi din ticareti yapan insanlar saf ve masum
halkımızı aldatmışlardır. Bizim ve sizlerin asıl mücadele ettiğimiz ve
edeceğimiz bu kimselerdir.(Atatürk ve Çevresindekiler, Kemal Arıburnu, T.İş
Bankası Yayınları Sh.134-135)
• Bence, dinsizim diyen mutlaka dindardır.
İnsanın dinsiz olmasının imkânı yoktur. Dinsiz kimse olmaz. Bu genelleme içinde
şu din veya bu din demek değildir. Tabiatıyla biz, içine girdiğimiz dinin en
çok isabetli ve çok olgun olduğunu biliyoruz ve imanımız da vardır. ( 1923,
İzmir )
• Bütün İslâm ulusları üzerinde yüce ruhsal
görevini yapan halife düşüncesi,
gerçeklerden değil, kitaplardan çıkmış bir düşüncedir. ( 29. 10. 1923,Fransız
Gazeteci Maurice Pernot’ya Demeç. )
• İşin garibi bazı arkadaşlardan, özellikle
dışarıdan bana halifelik önerileri olmuştur. “Siz Halife Olunuz” demişlerdir.
Ben, bu önerileri daima gülerek yanıtladım. Halifelik, gereksiz hatta zararlı
bir kurum haline gelmiştir. Bundan beklenen amaç gerçekleşmemiştir. Dünya
Savaşı’nda gördük: Müslümanlar, Halife ordularına karşı savaştılar. Halife
ordularını Suriye’de arkadan vuranlar olmuştur. Bunlar aynı Halife’ye yıllarca
başkaldırmış ve bunları ortadan kaldırmak için gönderilen Türk askerlerini
şehit etmişlerdir. Halifelik yararlı durumunu korusaydı Müslüman dünyasının
buna sahip çıkmaları gerekirdi. Halifeliği ortadan kaldırdığımız günden bugüne
kadar kimsenin bunu üstlenmemesi, Müslüman dünyasının halifesiz de yürüyeceğine
ve yürümekte olduğuna en güzel örnek değil midir?” (Atatürk ve Çevresindekiler,
Kemal Arıburnu, T.İş Bankası Kültür Yayını, S.135)
• Tarihimizin en mesut devresi
hükümdarlarımızın halife olmadıkları zamandır. Bir Türk padişahı, her nasılsa
hilafeti kendine mal etmek için nüfuzunu, itiyadını, servetini kullandı. Bu
sırf bir tesadüf eseridir. Peygamberimiz öğrencilerine dünya milletlerine
Müslümanlığı kabul ettirmelerini emretti, Bu ulusların hükümeti başına
geçmelerini emretmedi. Peygamberin zihninden asla böyle bir fikir geçmemiştir.
Halifelik demek, idare, hükümet demektir. Gerçekte görevini yapmak, bütün
Müslüman milletlerini idare etmek isteyen bir halife, buna nasıl muvaffak olur?
İtiraf ederim ki, bu koşullar içinde beni halife tayin etseler, derhal istifamı
verirdim. (29. 10. 1923, Fransız Muhabiri Maurice Pernot’ya Demeç.)
• Hilafetle beraber Türkiye’de mevcut olan
Ortodoks ve Ermeni kiliseleri, patrikhaneleri ve Musevi hahamhanelerinin
ortadan kaldırılması lazımdır. Hilafet ve bu muhtelif patrikhaneler asırlardan
beri ruhani yetkilerinin sınırları dışında çok büyük ayrıcalıklar aldılar.
Halkın anlayışına dayanarak bahşedilen hukuk dışı ayrıcalıklar ile cumhuriyet
idaresinin uygulanması mümkün değildir…( 04. 05. 1924, New York Herald Tribune
Muhabirine Demeç. )
• Hilâfet, geçmişin bir rüyası olup, zamanımız
da varlık nedeni yoktu. ( 25. 11. 1924, Matin Gazetesi Yazarı Madam Titania’ya
Demeç.)
• İstanbul’da saltanat ve zevklerinin,
çıkarlarının devam ettirilmesini düşmanların anavatanımızı istila etmek
emellerine uydurmakta, onlarla işbirliği yapmakta, düşman devletlerin her
isteğine boyun eğmekte asla tereddüt göstermeyen, vicdanları sızlamayan,
milletimizin hür ve müstakil yaşama azmini kırma için haince girişimlerden
çekinmeyen sultan ve halifelerin artık bu vatanda asla yeri yoktur ve olamaz.
( 26. 08. 1925, İnebolu’da Bir Konuşma.
)
• Her sarıklıyı hoca sanmayın, hoca olmak
sarıkla değil, dimağladır. ( 16. 03. 1923, Adana. )
• Hayat felsefesinin garip bir tecellisidir
ki, her faydalı ve her yeni şeye karşı mutlaka bir kuvvet çıkar. Buna bizim
dilimizde gericilik (İrtica) derler. İşte bu gericiliğin yok edilmesi için
gerekli önlemleri önceden almış olmak gerekir.( 18.01.1923, İzmit)
• Unutmamalıdır ki, ulusun egemenliği bir
şahısta yahut belirli şahısların elinde bulundurmakta çıkar bekleyen cahil ve
gafil insanlar vardır. Hükümdarlar, kendilerini aslı olmayan bir kuvvetin
temsilcisi tanırlar ve bundan zevk alırlar. Fakat onların etrafındaki
çıkarcılar, bunu din kisvesine büründürerek ulusu kandırmaya, küçük görmeye
çalışırlar. Nitekim şimdiye kadar çalışmışlardır. Nihayet ulusun kulağı bu
söylentilerle dolar ve o telkinleri dinin gereği ve gerçeklerin anlatımı olarak
kabul ederler. Bu gibilere gerici ve hareketlerine gericilik (irtica) derler.(
31.01.1923, İzmir. )
• Tanrı birdir, büyüktür. ( 1922, T.B.M.M.)
• Biliriz ki, Tanrı dünya üzerinde yarattığı
bu kadar iyilikleri, bu kadar güzellikleri insanlar yararlansın, varlık içinde
yaşasınlar diye yaratmıştır. Ve en fazla derecede yararlanabilmek için de,
bugün evrenden esirgediği algılamayı, aklı insanlara vermiştir. (17. 02. 1923,
İzmir İktisat Kongresini Açış Söylevi)
• Sonra Kuran’ın çevirisini emrettim. Bu da,
ilk defa olarak Türkçe’ye çevriliyor. ( 30.11.1929, Vossische Zeitung
Muhabirine Demeç. )
.• O, Allah’ın birinci ve en büyük kuludur.
Onun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir, fakat
sonuca kadar o, ölümsüzdür. (1926)
• Efendiler, camiler birbirimizin yüzüne
bakmaksızın yatıp kalkmak için yapılmamıştır. Camiler uyma ve ibadet ile
beraber din ve dünya için neler yapılmak lazım geldiğini düşünmek yani meşveret
için yapılmıştır. (07. 02. 1923, Balıkesir)
• Allah, Hazreti Âdem Aleyhisselâm'dan
itibaren bilinen ve bilinmeyen sayılamayacak kadar çok nebiler, peygamberler ve
resuller göndermiştir. Fakat Peygamberimiz vasıtasıyla en son dini ve uygarlık
gerçekleri verdikten sonra artık insanlıkla aracı kullanarak temasta bulunmağa
gerek görmemiştir. ( 01.11.1922, TBMM )
• Peygamberimiz efendimiz hazretleri, cenabı
hak tarafından insanlara dini hakikatleri tebliğe memur ve resul olmuştur.
(07.02.1923, Balıkesir’de Halka Konuşma )
• O, Allah’ın birinci ve en büyük kuludur.
Onun izinde bugün milyonlarca insan yürüyor. Benim, senin adın silinir, fakat
sonuca kadar o, ölümsüzdür. (1926)
• Ölüm doğanın en doğal bir yasasıdır. Fakat
böyle olmakla beraber bazen ne hâzin tecelliler arz eder. ( 27.01.1923,
İzmir’de Karşıyaka’da Annesinin Mezarında. )
• Efendiler, Panislâmizmi ben şöyle anlıyorum:
Bizim milletimiz ve onu temsil eden hükümetimiz tabii olarak dünya yüzünde
mevcut bütün dindaşlarımızın mesut ve müreffeh olmasını isteriz.
Dindaşlarımızın değişik çevrelerde vücuda getirmiş oldukları toplumların
bağımsız olarak yaşamalarını isteriz. Bununla yüksek bir zevk ve mutluluk
duyarız. Bütün Müslümanların, İslam dünyasının refah ve mutluluğu kendi refah
ve mutluluğumuz gibi kıymetlidir! Ve bununla çok ilgiliyiz. Ve bütün onların
dahi aynı şekilde bizim mutluluğumuzla ilgili olduklarına şahidiz. Ve bu her
gün meydandadır. Fakat Efendiler ! Bu toplumların büyük bir imparatorluk
halinde bir noktadan sevk ve idaresini düşünmek istiyorsak bu bir hayaldir !
İlme, mantığa, fenne aykırı bir şeydir! ( 01.12.1921, TBMM )
• Panislamizm, panturanizm siyasetinin başarı
kazandığına ve dünyayı uygulama alanı yapabildiğine tarihte rastlanmamaktadır.
Irk farkı gözetmeksizin bütün insanlığı kapsayan cihangirane devlet
oluşturulması hırslarının sonuçları da, tarihte kaydedilmiştir. İstilacı olmak
hevesleri, konumuzun dışındadır. İnsanlara her türlü özel duygularını ve
bağlantılarını unutturup onları, kardeşlik ve tam eşitlik çerçevesinde
birleştirerek, insancı bir devlet kurmak teorisi de, kendine özgü koşullara
sahiptir. ( 15/20.10.1927, Nutuk – Söylev, c. II. s. 587 )
• Laiklik, yalnız din ve dünya işlerinin
ayrılması demek değildir. Bütün yurttaşların vicdan, tapınma ve din özgürlüğü
de demektir. (1930)
• Laiklik, asla dinsizlik olmadığı gibi, sahte
dindarlık ve büyücülükle mücadele kapısını açtığı için, gerçek dindarlığın
gelişmesi olanağını sağlamıştır. (1930)
• Cumhuriyet’in temelinin laik bir dünya
görüşüne dayalı olduğu hiçbir zaman unutulmamalı ve bu gerçek gözden
kaçmamalıdır. Zira Türk halkı teokratik yönetimden çok acı çekmiştir. Geri
kalışının nedenleri arasında bunun önemli bir yeri vardır. (1930, Kırklareli)
(U. Kocatürk, Doğumundan Ölümüne Kadar Kaynakçalı Atatürk Günlüğü, Atatürk
Araştırma Merkezi, s. 437)
• Masum halka beş vakit namazdan başka
geceleri de fazla namaz kılmayı vaaz etmek ve öğütlemek, belki ömründe hiç
namaz kılmamış olan bir politikacı tarafından vaki olursa, bu hareketin hedefi
anlaşılmaz olur mu? ( 15/20.10.1927, Nutuk )
• Ahcam bir fesat ve hainlik ocağı bulunan
memlekette nifak tohumları ve uyuşmazlık saçan, hıristiyan hem şehrilerimizin
huzur ve refahı için de uğursuzluk ve felaket nedeni olan Rum Patrikhanesini
artık topraklarımız üzerinde bırakamayız. Bu tehlikeli teşkilâtı memleketimizde
muhafazaya bizi mecbur etmek için ne gibi vesile ve sebepler gösterilebilir?
(25.12.1922,Le Journal Muhabiri Paul Herriot’ya Verilen Beyanat. )
Derleyen:
Ömer Faruk Hüsmüllü

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder