ELÇİYE (RESULE, PEYGAMBERE) İTAAT NE DEMEKTİR?PEYGAMBERE
UYMAK — 29 October 2011
Kuran’da anlatılan İslam’a karşı delil getirme çabasında
olan mezhepçi İslamcılar “Allah’a ve resulüne itaat edin” şeklindeki ayetleri
gösterip; Kuran’da “Allah’a ve resulüne uymamız söyleniyor. Kuran’a uymak
Allah’a uymaktır, hadislere uymak Peygamber’e uymaktır” demektedirler. Söz
konusu ayetlerde Peygamberimiz hep “resul” kelimesi ile anlatılmaktadır.
Kuran’da geçen
“resul” kelimesinin
tam karşılığı “elçi” kelimesidir. (“Peygamber” Farsça kökenli bir kelimedir ve
Kuran’da geçmez. Kuran çevirilerinde elçi manasına gelen Arapça “resul”
kelimesi “resul” veya “Peygamber” diye de çevrilir.) Bu kelime hem “Allah’ın
elçisi”, hem de “herhangi bir elçi” manasında kullanılır. “Resul” diye geçen
kelimeyi “elçi” diye çevirmek tam doğru bir çeviri olmaktadır. Nitekim birçok
çeviri de böyledir:
Kim Allah’a ve elçisine itaat ederse ve Allah’tan korkup
sakınırsa işte kurtuluşa ve mutluluğa erenler bunlardır. (24-Nur Suresi 52)
Allah’a ve elçisine itaat edin ki merhamet olunasınız.(3-Ali
Imran Suresi 132)
“ELÇİ” KELİMESİNİN KULLANILMASI HER ŞEYİ AÇIKLIYOR
Belli bir yaşın üzerindeki kişilerin çoğu “resul”
kelimesinin manasını ve kullanılış tarzını bilirler, fakat genç neslin “resul”
kelimesinin manasını bilememesi ihtimaline karşı yukarıdaki açıklamayı yaptık.
(Kuran çevirilerinin yeni neslin anlayabileceği tarza adapte olması, Osmanlıca
ve az anlaşılan kelimelerden arındırılması gerektiği ayrı bir yazı konusu
olduğu için bu konulara burada değinmeyeceğiz.) Yukarıdaki ayetlerde “resul”
kelimesinin “elçi” manasında olduğunu iyice anlamak, ayetin manasını da tam
kavramayı sağlar.
Biz Peygamberimiz Hz. Muhammed’e niye uyarız? Çünkü o,
Allah’ın elçisidir. Yani Allah’ın mesajını alıp da getiren kişidir. Elçinin
mesajı, Allah’ın gönderdiği mesajdır. O mesaja uyulunca hem Allah’a, hem de o
mesajı getiren elçiye uyulmuş olur. Aynı zamanda mesajın kendisine (Kuran’a)
uyulduğunu söylersek, bu da doğru olur. Hz. Muhammed’e “elçi” denmesinin sebebi,
kendisinin olmayan mesajı taşımasıdır. Yani Allah, “resul” (elçi) kelimesiyle;
Hz. Muhammed’in, kendisinin olmayan mesajı taşıyan kişi olduğunu
vurgulamaktadır. İnsanlara, elçiyi devreden çıkartıp Allah’a varmanız mümkün
değildir, dersini vermektedir. İtaat edilmesi emredilen kişi olan elçi, kendisi
namına değil, göndericisi (Allah) namına konuşmaktadır. Bu yüzden “Ona (elçiye)
itaat, gönderene (Allah’a) itaattir” mantığı, Kuran’ın bu ayetleriyle
verilmektedir. Allah’ın elçi yollaması, bizle irtibat kurmak için seçtiği
yegane yoldur. Elçi mesajı insanlara ileteceği, O’na davet edeceği için elçiye
itaat onu gönderene (Allah’a) itaat olacaktır.
Elçiye itaat eden Allah’a itaat etmiş olur.(4-Nisa Suresi 80)
İnsanlar, Allah’ın mesajı Kuran’ı, Hz. Muhammed’in (elçinin)
ağzından duydular. Kuran her insana ayrı ayrı vahiy edilmedi ki!
Peygamberimiz’in getirdiği mesaja uymayan birçok insan “Bu insan sözüdür” veya
“Biz bir insana mı uyacağız” şeklinde Peygamberimiz’e karşı çıkmışlardır. Oysa
Allah “Allah’a ve elçisine itaat edin” ayetleriyle; Hz. Muhammed’e, elçiliği
yüzünden, o mesajın gerçek sahibi Allah olması yüzünden uyulacağını
göstermektedir. Yani Allah, “Allah ve elçisine itaat edin” ayetleriyle, gerçek
anlamda uyulanın bir tek Allah olduğunu göstermektedir, bu da 4-Nisa Suresi 80.
ayette bir daha anlaşılmaktadır. Yoksa, Allah Kuran ile hükümler koydu,
Peygamber hadislerle ilave hükümler getirdi, Allah ve elçiye itaatten kasıt iki
tane din oluşturucunun oluşturduklarına uymaktır; şeklinde ayetleri açıklamak,
dinimizi, Allah ve Peygamber ortak yapımına çevirmek olur. Mezhepçi bir din
anlayışını benimseyenlerin bu hatasını, birçok eserde görebiliriz:
“Peygamberimiz dinimizde hüküm koyucudur. Haram ve helali tespit eder” [Ali
Osman Koçkuzu, Rivayet İlimlerinde Haberi Vahitlerin İtikat ve Teşri
Yönlerinden Değeri, s. 108]. Oysa Kuran’da Allah dışında hüküm koyucu
aranmaması söylenir:
Allah size kitabı detaylandırılmış bir halde indirmişken
Allah’ın dışında bir hüküm koyucu mu arayayım?(6-Enam Suresi 114)
“MUHAMMED” İSMİNİN KURAN’DA KULLANILIŞ TARZI
Diğer bir ilginç nokta da Kuran’da, Peygamberimiz’in ismi
olan “Muhammed”in geçtiği 4 ayetten 3’ünde de “Muhammed’in elçi olduğu”nun
vurgulanmasıdır:
Muhammed yalnızca bir elçidir.(3-Ali İmran Suresi
144)
Muhammed Allah’ın elçisi ve Peygamberler’in sonuncusudur.(33-Ahzab
Suresi 40)
Muhammed Allah’ın elçisidir.(49-Fetih Suresi 29)
Kuran’da “Muhammed”
isminin geçip elçiliğin vurgulanmadığı
tek ayette ise “Muhammed’e indirilene inanılması” yani Kuran’a
inanılması gerektiği söylenir:
İman edip, salih işler yapanlar ve Muhammed’e indirilene
-ki, O Rableri’nden bir gerçektir- iman edenlerin kötülüklerini örtüp
bağışlamış, durumlarını düzeltmiştir.(47-Muhammed Suresi 2)
Peygamberimiz’in Muhammed ile aynı köke sahip “Ahmed”
ismiyle (veya sıfatıyla) geçtiği tek ayette ise “Ahmed’in elçiliği” vurgulanır:
Hani Meryem oğlu İsa da “Ey İsrailoğulları, ben sizin için
Allah’ın elçisiyim. Benden önceki Tevrat’ı doğrulayıcı ve benden sonraki ismi
Ahmed (övülmüş, öven) olan bir elçinin de müjdeleyicisiyim” demişti.(61-Saff
Suresi 6)
Daha evvel gördüğümüz gibi Kuran’da hiçbir yerde “Allah’a ve
Muhammed’e itaat edin” diye bir ifade bulunmaz. Kuran’da sürekli “Allah’a ve
elçisine itaat edin” şeklinde bir ifadenin geçmesi; Hz. Muhammed’e, ancak
elçilik vazifesinden dolayı itaat edilmesi gerektiğini hatırlatmaktadır.
“Muhammed” isminin geçtiği tüm ayetlerde (biri hariç) elçiliğinin vurgulanması,
tek istisna ayette ise “Muhammed’e indirilene (Kuran’a) uyulması gerektiği”nin
söylenmesi, tüm yanlış anlamalara kapıları kapatmıştır.
PEYGAMBER SADECE KURAN’LA EVRENSEL HÜKÜMLER GETİRİRDİ
Peygamber sadece Kuran’la evrensel hükümler getirirdi.
Peygamber’e Kuran ayetleri gelmediğinde ise Peygamber’in bir şeyler uydurmasını
istediler. Oysa bunun mümkün olmadığı, Peygamber’in sadece vahye uyduğu,
aşağıdaki ayetlerden anlaşılır:
De ki: Ben sizi
yalnızca vahiy ile uyarıp korkutuyorum.(21-Enbiya Suresi 45)
Onlara bir ayet getirmediğin zaman, “Şuradan buradan
derleseydin ya” derler. De ki: “Ben sadece Rabbim’den bana vahiy edilene
uyuyorum. Bu, Rabbiniz’den olan kavrama yeteneğidir, iman edecek bir toplum
için doğruya iletilme ve rahmettir.”
(7-Araf Suresi 203)
Allah, birçok ayette Kuran’ı indirdiğini, Kuran’ı
vahyettiğini söyler. Aşağıdaki ayette göreceğiniz gibi Peygamber’in resullük
(elçilik) vazifesinin temeli Kuran’ın tebliğ edilmesidir. Eğer Peygamberimiz
bunu yapmasaydı, elçilik vazifesini yapmamış olacaktı. Elçinin vazifesi
Allah’ın indirdiğini tebliğ etmek ise, elçiye itaat de Allah’ın indirdiğine itaat
olacaktır.
Ey elçi! Rabbin’den sana indirileni tebliğ et. Eğer
yapmayacak olursan elçiliğini tebliğ etmemiş olursun.(5-Maide Suresi
67)
De ki: “Sizi ve kime ulaşırsa kendisiyle uyarmam için bana bu
Kuran vahyedildi.”(6-Enam Suresi 19)
HZ. İBRAHİM’İN HADİSLERİ NEREDE?
Kashif Ahmed Shehzada, Allah’a ve elçiye itaatten kastın;
Allah’ın elçisiyle gönderdiği mesaj olan Kuran’a uymak olduğunu söyler ve
Kuran’da aktarıldığı gibi Peygamberimiz’in bizim için örnek olduğunu, fakat
Peygamberimiz’e dair bilgiler için de tek geçerli ve yeterli kaynağın Kuran
olduğunu söyler. Shehzada, Mümtehine Suresi 4. ayeti örnek göstererek şöyle
der: “Aşağıdaki ayet, Hz. İbrahim’in örneğini geleneklerin ve ona atfedilen
sözlerin arasından seçeceğimizi mi söylüyor? Hayır, bu ayet öyle söylemiyor.
Ayette anlatılmak istenen Hz. İbrahim’in davranışının ve tavrının, Kuran’da
açıklanan şeklinin inananlar için örnek olduğu ve inananların onun örneğinde
olduğu gibi hareket etmeleri gerektiğiydi.” (Kashif Ahmed Shehzada, Dinin
Kaynağı Olarak Kuran Yeter Mi?).
İbrahim ve onunla birlikte olanlarda size güzel bir örnek
vardır.(60-Mümtehine Suresi 4)
Eğer Peygamberimiz’i örnek almaktan kastın, hadislere ve
Peygamber’in kavminin geleneklerine uymak olduğu söylenirse; o zaman İbrahim
Peygamber’i örnek almamızı söyleyen ayete göre, İbrahim Peygamber’in kavminin
geleneklerini öğrenmemiz ve İbrahim Peygamber’in hadislerini de bulmamız
gerekmektedir. Oysa durum Shehzada’nin dediği gibidir. Peygamberimiz’in de,
İbrahim Peygamber’in de davranış şekilleri Kuran’da anlatılır ve örnek almamız
istenen bu davranışlardır.
Peygamber’in vahiy olan Kuran dışında Allah’a karşı bir
şeyler uydurması için çabalar daha Peygamber hayattayken başlamıştır.
Peygamberimiz hayattayken buna engel olmuştur, fakat Peygamber’in vefatından
sonra, hele bir de dört halife dönemi de geçince, Peygamber’in döneminde
başlayan vahiy dışında uydurmalar oluşturma çabaları ne yazık ki gördüğümüz
kötü sonuçları doğurmuştur.
Onlar neredeyse sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı
uydurman için seni fitneye düşüreceklerdi.(17-İsra Suresi 73)
KURAN AYETLERİNDE ANLATILANLARA UYMAK ELÇİYE UYMAKTIR
Kuran Allah’ın kitabıdır, fakat insanlar onu Hz. Muhammed’in
(elçinin) sözü olarak, onun ağzından duydular. Kuran’ın aşağıdaki ayetlerinde
geçen ifade tarzları, bu mantığı daha iyi kavramamızı sağlamaktadırlar:
Allah ve elçisinden kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz
müşriklere bir ültimatomdur bu.(9-Tevbe Suresi 1)
Bir de Allah ve elçisinden insanlara Büyük Hac Günü bir
duyuru var.(9-Tevbe Suresi 3)
Görüldüğü gibi, Allah’ın kendisinden ve elçisinden ültimatom
olduğunu, duyuru olduğunu söyledikleri aynı zamanda Kuran ayetleridir. Aynı
mantığı Kuran’ın başka yerlerinde de görebiliriz. Örneğin; 4-Nisa Suresi 13.
ayete kadar miras ile ilgili hükümler anlatılır, 13. ve 14. ayet ise şöyledir:
13- Bunlar Allah’ın sınırlandır. Kim Allah’a ve elçisine
itaat ederse, onu altından ırmaklar akan ebedi kalacakları cennetlere sokar.
İşte büyük kurtuluş ve mutluluk budur.
14- Kim Allah’a ve elçisine isyan eder ve O’nun sınırlarını
aşarsa, onu da içinde ebedi kalacağı ateşe sokar. Onun için alçaltıcı bir azap
vardır.(4-Nisa Suresi 13,14)
Allah 13. ayete kadar hükümlerini anlatırken, 13. ve 14.
ayetlerde bunlara uymak; Allah’a ve elçisine uymak olarak gösterilmektedir. Ne
yazık ki Kuran’ı iyice araştırmadan, iyice düşünmeden, ayetleri sırf kendi
fikirlerini doğru çıkartmak için çekiştirenler, bu ayetleri görmezlikten gelmiş
ve ileri sürdükleri fikirlerle dini, Allah ve Peygamber ortak yapımı bir
şirkete; Peygamber’i, Allah’ın hükümlerine hüküm katan, Allah’ın hükümlerini
gerektiğinde nesh eden (silen) bir şahsa dönüştürmüşlerdir. İçine düştükleri bu
çelişkiyi fark eden bazı mezhepçiler açmazlarını kapamak için daha da vahim bir
iddiaya kalkışmışlardır. Bu iddiaya göre Peygamber’in mevcut hadis
kitaplarındaki hadisleri de vahiy neticesidir. Daha önceki bölümlerden
hadislerin Kuran’la, mantıkla, kendi aralarında, bilimle, insafla
çeliştiklerini görenler bu iddianın korkunçluğunu anlarlar. Bu iddia ile
Peygamber’e atılan iftiralar, Allah’a iftiralar atmaya dönüştürülmüş olur. Yine
bundan önceki bölümlerde gördüğümüz gibi Peygamber bir tek Kuran’ı
yazdırmıştır. Madem Kuran dışında uyulması gereken kaynaklar, vahiyler vardı; o
zaman Peygamber onları neden yazdırmadı? Aşağıdaki ayete göre Peygamber’in
uyduğu vahiy Kuran’dır. Din
düşmanlarının değişmesini istedikleri
de Kuran’dır. Kuran dışında dini kaynaklar olsa Peygamber de onlara
uyardı, din düşmanlarıysa onların da değişmesini isterlerdi:
Onlara ayetlerimiz apaçık belgeler olarak okunduğunda bizimle
karşılaşmayı ummayanlar derler ki: “Bundan başka bir Kuran getir veya bunu
değiştir.” De ki: “Benim onu kendiliğimden değiştirmem asla mümkün değildir.
Ben sadece bana vahyedilene uyuyorum. Eğer Rabbim’e isyan edersem büyük günün
azabından korkarım.”(10-Yunus Suresi 15)
PEYGAMBERİN DE HATALARI OLABİLİR
Peygamber Allah’ın
vahyi olan Kuran’a uyar. Gündelik hayatta Peygamber’in bazı hatalar yapması
bile mümkündür. Kuran’da Peygamber’in hatalarının belirtilmesi,
Peygamber’in Kuran dışındaki her sözünü, her hareketini vahiy olarak göstermeye
çalışan iddiayı yalanlar.
..İnsanlardan çekinerek Allah’ın açığa vuracağı şeyi içinde
saklıyordun. Oysa Allah kendisinden çekinmene daha çok layıktı.
(33-Ahzab Suresi 37)
Allah seni affetsin, doğru söyleyenler sana açıkça belli
oluncaya ve yalancıları da öğreninceye kadar niye onlara beklemeden izin
verdin?(9-Tevbe Suresi 43)
1- Surat astı ve yüz çevirdi
2- Kendisine o kör geldi diye
3- Nereden biliyorsun belki o temizlenip arınacak
4- Veya öğüt alacaktı da, bu öğüt kendisine fayda verecekti.
5- O kendisini her türlü ihtiyacın üstünde görene gelince
6-Ki sen ona yöneliyorsun
7- Sana ne onun arınmasından
8- Ama koşarak sana gelen var ya
9- Odur içi titreyerek korkan
10- Sen ona aldırmıyorsun
11- Hayır, çünkü o bir öğüttür… (80-Abese Suresi 1-11)
Ahzab Suresi’ndeki örnekte, Peygamber’in özel hayattaki bir
durumda insanlardan çekinmiş olduğu ve böyle yapmaması gerektiği anlatılır. Tevbe Suresi’nde, Allah uğrunda mücadele
ederken Peygamber’in yanlış tutumu, yanlış taktiği gösterilir. Abese Suresi’nde
ise inkarcı bir kişiye dini anlatmak uğruna, Peygamber’in kör bir kişiye vakit
ayırmadan aynı kişiyi ikna etmek için uğraşına devam etmesi anlatılır. Abese
Suresi’nde Peygamber’in bu davranışı düzeltilir ve böyle davranmaması söylenir.
Görüldüğü gibi bu üç örnekte; hem Peygamber’in hatalı üç davranışı
düzeltilmiştir, hem de Peygamber’in Kuran dışındaki her sözünün vahiy olması
gibi saçma bir iddianın zemini yok edilmiştir.
“Peygamber’in sünneti” başlığıyla öyle izahlar yapılmıştır
ki; bu izahlara göre Peygamberimiz’in Peygamberlikten önceki durumu bile
sünnete delil oluşturmaktadır. Sibai’nin, “Sünnet” kitabı, sayfa 47’de şu izah
yapılır: “Peygamberimiz’e dair her ne izah nakledilmiş ve rivayet edilmiş ise;
ister Peygamberlik’ten öncesi ile ister Peygamberlik’ten sonrası ile ilgili
olsun sünnet kapsamı içindedir.” Oysa Kuran’da Peygamberimiz’in Peygamberlikten
önceki durumu şöyle anlatılır:
Seni sapmış bulup da doğru yola iletmedi mi? (93-Duha Suresi 7)
İşte böylece sana da emrimizden bir ruh vahyettik. Sen kitap
nedir, iman nedir bilmezdin. (42-Şura
Suresi 52)
Ayetlerde, Peygamberimiz’in daha evvel yanlış bir yolda
olduğu; kitabı, imanı bilmediği açıkça söylenir. Peygamber’in imanı bilmediği
dönem, nasıl olur da örnek olur. Nasıl din diye insanlara takdim edilebilir?
Hiç şüphesiz bu iddialar, Kuran’ın yukarıda görülen ayetleri ve daha birçok
ayeti ile çelişiktir. (Kitabın bir sonraki bölümünde aynı konuyla ilgili ilave
izahlar bulunabilir.) Peygamber’e Kuran’ın bir benzerinin, mislinin verildiğine
dair izahlar da Kuran’a ters düşen izahlardır. İnsanların yazdıkları hadis
kitaplarını, Allah’ın kitabı Kuran gibi dinin kaynağı olarak gösterenler, şu
ayeti iyice okumalıdırlar:
Kitabı kendi elleriyle yazıp sonra az bir değer karşılığında
satmak için “Bu Allah katındandır” diyenlere yazıklar olsun. Vay elleriyle
yazdıklarından dolayı onlara, vay kazanmakta olduklarına! (2-Bakara Suresi 79)
KURAN’IN BİR BENZERİ YOKTUR
De ki: “And olsun, eğer insanlar ve cinler şu Kuran’ın bir
benzerini getirmek üzere bir araya toplansalar, birbirlerine destek de olsalar,
onun bir benzerini yine de meydana getiremezler.” (17-İsra Suresi 88)
Allah, Kuran’ın bir benzerinin oluşturulamayacağını
söylerken; mezhepçi İslamcılar, Peygamber’in hadislerinin de Kuran’ın bir
benzeri olduğunu söylerler. (Bakınız: Ebu Davud, Kitabı Sünen, Hadis No: 4604)
Madem Peygamber’de bir benzeri var, niye Peygamber onu yazdırıp insanları
aydınlatmadı? Yoksa Buhari, Müslim gibi kitapların Kuran’ın bir benzeri
olduğunu mu iddia ediyorsunuz? Buraya kadar Buhari ve Müslim’den incelediğimiz
hadisler, bu iddianın vahimliğini ortaya koymaya yeter.
Ey Peygamber! Allah’ın sana helal kıldığını eşlerini memnun
etmek isteyerek neden haramlaştırıyorsun?(66-Tahrim Suresi 1)
Tahrim Suresinin bu ayetine göre, Peygamber’in sadece
kendisine bile bir şeyi haramlaştırması mümkün değilken, diğer insanlara ilave
haramlar yaptığını söylemek hiçbir şekilde Kuran’la bağdaşmaz. Kuran’ı bir
bütün olarak anlamaya yanaşmayan gelenekçi-mezhepçi zihniyet, Kuran’ın tek bir
ayetini alır ve Kuran’ın bütünlüğünü hiçe sayarak ayeti düşünmeden çekiştirir.
HİKMET KURAN’DADIR
Nitekim Biz, size aranızdan ayetlerimizi okuyacak, sizi
arındıracak, size kitabı ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek
bir elçi gönderdik.(2-Bakara Suresi 151)
Kimileri de bu ayetteki “hikmet” kelimesi ile sünnetin,
hadislerin kastedildiğini; böylece Kuran’a hadisler ile ilaveler
yapılabileceğini söylemişlerdir. Oysa “hikmet” kelimesinin “sünnet” ve “hadis”
gibi bir manası olmadığı gibi, bu kelimeyle Kuran dışında bir kaynak
oluşturulabileceğine dair bir delil de yoktur. Aksine hikmetin Kuran’da
olduğuna dair birçok ayet vardır:
Elif, Lam, Ra. Bunlar, hikmetli kitabın ayetleridir.(10-Yunus
Suresi 1)
And olsun hikmetli Kuran’a. (36-Yasin Suresi 2)
Şüphesiz o (Kuran), bizim katımızda olan ana kitapta
mevcuttur.Yüce ve hikmet doludur. (43-Zuhruf Suresi 4)
Ayrıca İsra Suresinde
22. ayetten 38. ayete kadar Allah’ın haramları ve emirleri belirtildikten sonra
39. ayette şöyle denilmektedir:
Bunlar, sana Rabbin’in hikmet olarak
vahyettikleridir. (17-İsra
Suresi 39)
İsra Suresi’nin 39.
ayetine kadar bahsedilenler (yani Allah’ın hikmet olarak vahyettikleri)
şunlardır:
Allah’la beraber başka ilahlar edinmemek (22. ayet).
Allah’tan başkasına
kulluk etmemek, ana babaya iyi davranmak (23. ayet).
Anne babaya gerekli şekilde davranmak (24. ayet).
Rabbimiz’in iç dünyamızı bildiği (25. ayet).
Akrabaya, yoksula, yolda kalmışa hakkını vermek, israf
etmemek (26. ayet)…
Görüldüğü gibi, gerek Peygamber’in sünneti adına, gerek
hikmet adına Kuran’a müracaat etmeliyiz. Peygamber’in davranış tarzları
(sünnet) için de, hikmet için de tek güvenilir kaynağımız Kuran’dır. Allah’ın
Kuran’daki sınırları; hem hikmettirler, hem de bunları uygulamak elçiye
(Peygamberimiz’e) itaattir. Kuran, Peygamber’in ağzından duyulmuştur. Zaten
birçok Kuran ayeti de Peygamber’e “De ki” emriyle başlar. Kuran, Allah’ın
elçisi Peygamberimiz Hz. Muhammed’in getirdiği Allah’ın mesajıdır. Peygamber’in
tüm çabası da bu mesajın kılavuzluğuyla insanlara rehberlik etmek olmuştur. Bu
yüzden aslen Allah’ın olan bu mesaja uymak; hem göndericisi Allah’a, hem
getiricisi elçiye uymaktır. Allah’ın dini Kuran’la tamamlanmış olmuyorsa, o
zaman Kuran’ın fonksiyonu nedir? Allah neden Kuran ile dini yarım bırakıp,
diğer kısmını belirsiz kaynaklara bıraksın? Allah’ın dine ilave etmek istediği
şeyler olsaydı; Kuran’ı iki veya üç kat daha kalın yapıp, bu sorunu
çözebilirdi. Oysa Kuran, kendisinin detaylı olduğunu söylemektedir. Geçmiş
kavimlerin başına gelenleri tekrarla anlatan Kuran, kendi içeriğinin dışında
din adına gerekli olan ilave bilgiler olsaydı, onları da içerirdi. Kuran’ı
inceleyenler binde bir rastlanma ihtimali olan konularda bile Kuran’ın gerekli
izahları yaptığını görürler. Örneğin zorda kalıp kan, leş, domuz eti ve
Allah’tan başkası adına kesilen hayvandan başka bir şey bulamayanların, bunları
haddi aşmadan yiyebileceği açıklanır ki; bu durum binde bir kişinin başına,
hayatında ancak bir kez gelebilecek bir olaydır. Peki, o zaman Kuran’ın
gündelik yaşamda sık sık karşımıza çıkacak, her gün uygulanacak bilgileri eksik
bıraktığı nasıl düşünülebilir? Kuran bu bilgileri açıklamamışsa, bu detaylar
gereksizdir ve dinin bir bölümü veya evrensel şartı değildir.
ELÇİ VE EMİR SAHİBİ, DİNİN SAHİBİ YAPILIRSA
Ey iman edenler! Allah’a itaat edin, elçiye itaat edin ve
sizden olan emir sahiplerine de. Eğer bir şeyde anlaşmazlığa düşerseniz,
Allah’a ve ahiret gününe inanıyorsanız; onu Allah’a ve elçiye arz edin. (4-Nisa
Suresi 59)
İnsanlar topluluklar halinde yaşarlar. Bu toplu yaşamda;
ortak kararı, ortak prensipleri, kimi durumlarda ortak orduyu, savaş ve barış
kararı gibi kritik kararları da hayata geçirmek gerekir. Elçi (Hz. Muhammed)
kendi döneminde toplumun başı olarak birçok kritik kararı alırdı. Bunlara da
uymak gerekirdi, çünkü Hz. Muhammed o dönemde hem elçi, hem de “emir sahibi”
(ulul-emr) olarak toplumun başıydı. Ayrıca kendinin altında başka “emir
sahipleri” (vali veya ordu komutanları gibi) atarsa, bunlar da yönetimde görev
üstlenmiş olurlardı. Peygamber’in vefatından sonra Müslümanlar’ın içlerinden
seçecekleri kişi veya kişiler, bu vazifeyi yerine getirebilir ve onlara da
itaat gerekir. Fakat bu itaat, hiçbir zaman Allah’ın hükümlerine ilave hükümler
yapılması manasına gelmez, ancak düzenin sağlanması gibi fonksiyonları içerir.
Çünkü Kuran’dan; Kuran’ın her şeyi açıkladığını, detayları verdiğini ve dinin
Kuran’a eşit olduğunu anlıyoruz. Eğer elçiye itaatten ve emir sahiplerine
itaatten; ilave farz veya haram yetkisi anlaşılsaydı, ortaya şu mantıksız tablo
çıkardı. Yenmesi haram olanları örnek olarak ele alalım, Kuran’da 1- Leş, 2-
Kan, 3- Domuz eti, 4- Allah’tan başkası adına kesilen hayvanlar haram
kılınmıştır. Elçiye itaatten kasıt, elçinin ilave haramlar getirmesi olsaydı,
elçi; 5- Midye, 6- Karides, 7- Eşek eti şeklinde haram listelerini
genişletebilirdi. Nitekim mezhepçiler bunu iddia etmektedirler. Peki, o zaman
bir dönem Sunni Müslümanlar’ın halife olarak emir sahibi kabul ettikleri Yavuz
Sultan Selim; 8- Tavuk, 9- İnek eti, 10- Palamut balığı şeklinde bu listeyi
uzatıyor olsaydı ve “Elçiye itaat ayetleriyle, bunları haram kılıyorsanız, emir
sahibine itaat ayetiyle de, ben bunları aynı mantıkla, aynı şekilde haram
kılıyorum” deseydi, ne derdiniz? “Elçiye
itaat edin” anlamındaki ayetlerle, Kuran’ın hükmünün iptal yetkisinin (neshin)
Peygamber’e verildiği şeklindeki iddiayı hatırlayalım (25. bölümdeki nasih
mensuh konusunu hatırlayın). O zaman biri çıkıp, aynı mantıkla, “Emir sahibi de
kendinden evvelki dini hükümleri değiştirebilir” iddiasında bulunur ve emir
sahibi “Zinayı, hırsızlığı helal yapıp; namazı orucu kaldırıyorum, bunlar da
benim neshlerim (iptal yetkisini kullanmam)” derse, ne diyeceksiniz? Bunun için
“emir sahiplerine itaat edin” diyen ayeti çekiştirip, kendini Allah gibi dini
hüküm koyucu mertebesine çıkarırsa sonuç ne olur? Eğer “elçiye itaat” ile
elçi ilave helaller, haramlar ve iptaller yapabiliyorsa; o zaman benzer ifadeye
sahip ayetle emir sahiplerinin (yöneticilerin) de aynı yetkiye kavuşmaları
gerekirdi! Görüldüğü gibi Kuran’ı bir bütün şeklinde kabul etmeden çekiştirmeye
kalkmanın sonu felakettir.
ALLAH’A İTAAT = KURAN’A İTAAT = ELÇİ’YE İTAAT
Kuran’ın anlattığı İslam’a inanan her Müslüman, elçiye (Hz.
Muhammed’e) itaatin gerekliliğini bilir. Kuran’ın takipçisi Müslümanlar, bu
yüzden, Allah’a ve elçisine itaat edilmesini söyleyen ayetlerin kendilerine
karşı delil gösterilmesini çok garip karşılarlar ve bu iddiayı yapanların
Kuran’ı bilmediğini veya çekiştirdiğini kavrarlar. Kuran’ın takipçisi Müslümanlar’a göre, elçiden bize miras kalan ve
elçinin bize miras olarak bırakmaya çalıştığı yegane kaynak Kuran’dır. Kuran
yeterlidir, bizi ilgilendiren yegane vahiydir ve Peygamber’in başka bir kaynağı
yazdırmaması da Kuran’ı yegane kaynak olarak bıraktığının delilidir. Hadis
kitabı diye toplanmış kitaplar ve dini, Kuran ile Kuran’dan kat kat fazla
hadisin şirketsel oluşumlarının bir neticesi olarak gösteren mezhepçi kitaplar;
Peygamberimiz’e iftiralarla doludurlar. Kuran’ı tek kaynak kabul edip tüm bu
kaynakları reddetmek, din adına tek otoriteyi Kuran’a (Allah’ın mesajına)
vermek; hem mesajın sahibi Allah’a, hem mesajı getiren elçiye itaat etmek
demektir. İnşallah, bu izahlar, Allah’a itaati, Kuran’a itaati ve elçiye itaati
ayırıp adeta din adına ayrı ayrı otoriteler varmış gibi gösterenlerin mesajın
sahibini, mesajın kendisini ve mesajı getirip duyuran elçiyi birbirlerinden
ayırmalarını önler. Mesajın sahibi Allah’la görüşemeyeceğimiz ve mesajı getiren
elçi vefat ettiği için bize kalan mesajın kendisi olan Kuran’dır. Mesajla
yetinmemiz ve mesaja güvenmemiz, sorunları çözmeye yetecektir.
Kendilerine okunmakta olan kitabı sana indirmemiz onlara
yetmiyor mu? (29-Ankebut Suresi 51)
http://www.kurandakidin.com/2011/10/27-elciye-resule-peygambere-itaat-ne-demektir/
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder