Dış siyasette "müstemleke" (sömürge),
iç siyasette "kapitalist" (kendi halkını sömüren) bir hükümet rejimiyle karşı karşıyayız.
Vergi umanı Ozan Bingöl'un çok güzel bir cümlesi var “Parayı Lidyalılar, vergiyi Sümerler, verginin vergisini de Türkler bulmuştur” tamda söylediği gibi.
Ozan Bingöl'le devam edelim,
"Bu ülkede son 23 yılda ortalama dolar kuruyla 3 trilyon 57 milyar 613 milyon dolar vergi toplamıştır. Bu kadar vergi ödeyip;
-Tekrar köprüye, yola para ödüyorsak,
-Muayene katkı payı ödüyorsak,
-Orantısız harçlara boğuluyorsak,
-Devlet okulunda okuyan çocuğumuz için temizlik malzemesi alıyor, aile birliğine bağış yapmak zorunda kalıyorsak,
-Ve hala o ülkede açlığı, yokluğu, yoksulluğu konuşuyorsak,
O zaman vergilerimiz nerede??" diye soruyor ve ekliyor.
"Bu ülkenin gerçek vergi rekortmeni;
-Maaşı daha eline geçmeden kaynağında vergisi kesilen,
-20 dal sigaranın 17 dalını vergi olarak ödeyen,
-İçtiği rakının %75'i vergi olan,
-Bir araba kendine iki araba Devlete alan,
-Cep telefonuna 4 ayrı vergi veren,
-İşsizlik maaşından damga vergisi tahsil edilen,
-Mutfak tüpüne ÖTV, tuvalet kağıdına %20 KDV ödeyen vatandaşlardır." devam ediyor.
"Bu gelirle bile yoksulluk sınırını geçemiyorsunuz! İçinde bulunduğumuz yıl aylık BRÜT 100.000 lira, yıllık toplam BRÜT 1.200.000 lira maaş alan bekar bir çalışanın yılın sonunda eline geçecek net tutar 814.011 liradır. Aylık ortalama net 67.834 lira. Oysa 2024 sonu itibarıyla Türk-İş'e göre yoksulluk sınırı 68.675 liradır. Brüt ve net arasındaki (1.200.000€-814.011も) 385.989 liralık fark ise bu çalışandan yıl boyunca kesilecek olan gelir vergisi, damga vergisi, işçi SGK primleridir. Yani bu çalışan brüt 4 maaşını Hazineye bırakmaktadır."
AKP hükümeti, devlet kapitalizmini yani halkı sömürmeyi seçiyor.
D evlet hastanelerinde muayene katkı payı 2 liradan 20 liraya, şehir, eğitim araştırma ve tıp fakültesi hastanelerinde ise 7 liradan 45 liraya yükselmiştir. Bu artışlarınDış oranı bile toplumdaki ekonomik yükün adaletsizce dağıtıldığını açıkça ortaya koyuyor. Üstelik bu düzenleme, geçen hafta aldığınız hizmetleri bile kapsayacak şekilde, 15 Ocak’tan itibaren yürürlüğe girmiştir. Yani geçmişe dönük olarak da zamlı ödeme yapmanız isteniyor.
Böylesine yüksek oranlı zamların, halkın alım gücünün düştüğü bir dönemde devreye sokulması, adeta bir ekonomik zulüm politikasıdır:
%30 zam yapılan Asgari ücretli, devlet hastanesine muayene olmaya gitse %1000 zam yapılan katkı payı ödeyecek.
%11 zam yapılan Emekli, şehir hastanesi muayene olmaya gitse %650 zam yapılan katkı payı ödeyecek.
Bu tablo, yönetimin önceliklerini net bir şekilde ortaya koymaktadır. Halkın temel sağlık hakkını dahi ticari bir meta haline getiren bu anlayış, sosyal devlet ilkesine aykırıdır. Sağlık, bireylerin en temel hakkıdır; parası olanın değil, herkesin erişmesi gereken bir hizmettir. Ancak bu sistem, halkı daha da borçlandıran ve daha da yoksullaştıran bir düzene hizmet etmektedir.
Liyakatlı insanlar istifa eder, Liyakatsız insanlar iftara atar.
Amin Maalouf, Ortadoğu insanını şöyle tanımlar:
"Her şeye üzülen fakat hiçbir şey yapmayan insanlar."
Sorun; Hızla Ortadoğu'ya benzetmeye çalışan Tek adam rejimi, Liyakatsız kadrolar ve Sorumlu olup sorumsuzluk almayan yönetim.
Eski Türkiye'de çok iyi değildi ancak devletin bir ciddiyeti, ekonomik, sosyal, kültürel, eğitim, sağlık politikaları vardı ve hedefi doğrultusunda hareket ederdi.Yanlış yada hatalı bir şey yapıldığında bakanlar, milletvekili, bürokratlar hatta hükümet istifa ederdi. Şimdi ki Türkiye'de ise istifa yok görevde kalmak için iftira var.
11 ilde deprem oldu, 55 binin üzerinde insan öldü, depremde yıkılan binalara imar affı veren çevre ve şehircilik bakanlığı ancak ne bakan nede bürokratlarından istifa eden kimse yok.
İliç'te maden sahasında toprak kayması sonucu 7 vatandaşımız öldü, maden ruhsatını veren enerji ve tabii kaynaklar bakanlığı, ancak ne bakan nede bürokratlarından kimse istifa etmiyor.
Yenidoğan bebekler ölüyor, öldürülüyor sağlık bakanı yada bürokratları istifa etmiyor.
Tren kazası oluyor ulaştırma bakanı yada bürokratları istifa etmiyor.
Kur'an kurslarında çocuklara tecavüz ediliyor. Aile ve sosyal güvenlik bakanı istifa yerine bir kereden bir şey olmaz diye aymazlık yapabiliyor.
Devletin 128 milyar doları yok ediliyor, ne merkez bankası, ne ekomiden sorumlu biri açıklama yapma gereğini duymuyor nede istifa eden bir kişi.
Turizm bölgesinde otelde yangın çıktı ve 78 insan öldü, Turizm Bakanı yada bürokratları istifa etmiyor.
Deprem oluyor, otel, orman yanıyor, dereler taşıp sel oluyor, çocuklara tecavüz ediliyor, Tren kazası, yeni doğan bebekler öldürülüyor ve onlarca insan ölüyor bir kişi sorumlu olmuyor, ekonomik kriz çıkıyor bir kişi sorumlu tutulamaz mı? Görevden alınmaz mı? Mahkemede yargılanamaz mı? Ama olmuyor...
Adalet olmazsa, Yapay gündemler olur.
Neden oldukları ekonomik krizi, "Kürt açılımı" adı altında yarattıkları yapay gündemle örtbas etmeye çalışıyorlar.
Kürt açılımını ise Esenyurt Belediye Başkanı'nı gözaltına alarak dikkatlerden kaçırıyorlar.
Asgari ücret ve emekli maaşı zammındaki yetersizliği, Beşiktaş Belediye Başkanı'nı görevden alarak unutturmaya çabalıyorlar.
Beşiktaş Belediye Başkanı'nın görevden alınmasını, bu kez Ümit Özdağ'ı gözaltına alarak gölgede bırakıyorlar.
Bolu Kartalkaya'daki yangını ise sanatçı organizatörü Ayşe Barım'ı gözaltına alarak gündemden düşürüyorlar.
Liyakatsız kadrolarla yönetilen bu ülke için Sakallı Celal'in söylediği hemen aklımıza geliyor.
"Bu ülkede ilgililer bilgisiz, bilgililer de ilgisizdir!”
Sürekli değişen bu yapay gündemlerle gerçek sorunların üzerini örtmeye çalışsalar da toplum artık bu manipülasyonlara karşı çarşıda pazarda düşen alım gücü nedeniyle giderek daha bilinçli hale geliyor.
Bu adaletsizliğin karşısında susmamalı, haklarımızı savunmaya devam etmeliyiz.
Ozan