28 Ocak 2025 Salı

SİYASETİN PİYONU ÜMİT ÖZDAĞ



Ümit Özdağ’ın çıkışlarını ve söylemlerini analiz ederken, onun siyasi ve toplumsal dinamiklerdeki rolünü daha derinlemesine sorgulamak gerekiyor. Sözcü gazetesinin haberine göre Özdağ, "Herkes benim Abdullah Öcalan için rehin alındığımı biliyor." açıklamasını yapmış. Ancak bu açıklamanın ardında başka bir gerçeklik yatıyor olabilir.


Ümit Özdağ, daha önce kendi demeçlerinde, devlet adına PKK’nın Avrupa kanadıyla görüştüğünü söyleyen bir figürdür. Bu açıklamalar, onun devlet mekanizması içindeki konumuna dair ipuçları verirken, Özdağ’ın halen bu mekanizmanın bir parçası olabileceği ihtimalini güçlendiriyor. Nitekim geçmişte Kaşif Kozinoğlu gibi devlet adına çalışan ve sırlarıyla öne çıkan isimlerin başına gelenler, Özdağ’ın da bir tür endişe içinde olduğunu gösteriyor. Özellikle tutuklama ihtimaline karşı avukatına verdiği notlar, bunun bir teyidi niteliğinde.


Özdağ’ın siyasi hamleleri de dikkat çekici. 14 Mayıs 2023 genel seçimlerinde Sinan Oğan’ı siyasi arenaya sürmesi, stratejik bir operasyonun parçası gibi görünüyor. Bu hamle, milliyetçi seçmenin manipüle edilmesi ve muhalefetin bölünmesi amacını taşıyor olabilir. Dahası, sığınmacılara karşı geliştirdiği “Türkiye’yi terk etsinler” politikasının dışında herhangi bir vizyonu ya da politik çözüm önerisi var mı? Gençlerin eğitimi, barınması, beslenmesi, istihdamı, spor alanları ve kültürel etkinliklere dair somut bir programı, projesi veya söylemi var mı? Yok. Ancak gençlerden ilgi görmesi, bu boşlukları gizlemeye yetiyor gibi görünüyor.


Peki, Ümit Özdağ hangi kaynaklarla parti kurdu ve teşkilatlandı? Genel merkezi, il, ilçe ve belde teşkilatlarının giderleri, yurtiçi gezileri hangi parayla karşılanıyor? Bu soruların yanıtları hâlâ karanlıkta. Üstelik yandaş medyanın Özdağ’ı parlatma çabalarını anlamak mümkün, ancak Tele1, Halk TV ve Sözcü TV gibi muhalif kanalların ona 7/24 güzelleme yapması büyük bir soru işareti yaratıyor. Bu durum, Özdağ’ın müesses nizamın bir aracı olarak kullanıldığı yönündeki şüpheleri artırıyor.


Ümit Özdağ ve onun siyasi rolü üzerine yapılan analizlerde, yalnızca açıklamaları değil, aynı zamanda Türkiye siyasetindeki daha geniş planların bir parçası olup olmadığı da dikkatle ele alınmalıdır. Özdağ’ın yalnızca bir aktör değil, daha büyük bir stratejinin taşlarını döşeyen bir figür olduğu iddiası giderek daha fazla gündeme gelmektedir. Bu strateji, muhalefeti bölmek ve iktidarın devamını sağlamak üzerine kurulu gibi görünmektedir.


Son dönemde yaşanan olaylar, bu stratejinin parçalarını gözler önüne seriyor. Önce Esenyurt Belediye Başkanı gözaltına alınıp tutuklandı, ardından Beşiktaş Belediye Başkanı görevden alınıp tutuklandı. Buradaki mesaj nettir: “CHP’li belediye başkanlarına da dokunulabilir.” Bu hamleler, halkı yavaş yavaş bu duruma alıştırma amacı taşırken, esas hedefin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu olduğu açıkça görülmektedir.


İmamoğlu’na peş peşe açılan soruşturmaların amacı, bir suç yaratıp onu hapishaneye göndermek ve böylece Erdoğan’ın en büyük rakibini saf dışı bırakmaktır. İmamoğlu’nun geniş halk desteği ve kazanma olasılığı yüksek bir aday olması, iktidar için ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Bu nedenle, onun siyaset sahnesinden çekilmesi ya da itibarsızlaştırılması bir öncelik haline gelmiştir.


Ancak bu planın başarısız olması durumunda devreye sokulacak ikinci bir senaryo olduğu da iddia ediliyor. İşte burada Ümit Özdağ gibi figürlerin görevi daha da önem kazanmaktadır. Özdağ’ın temel görevi, tıpkı Devlet Bahçeli ve Doğu Perinçek gibi, mevcut düzenin devamlılığını sağlamaktır. Ekrem İmamoğlu’nun adaylığının gündeme gelmesi durumunda, Özdağ’ın mağduriyet algısını artırarak milliyetçi oyları çekmesi ve Mansur Yavaş’ı öne çıkaracak bir strateji izlemesi beklenebilir.


Bu noktada, muhalefetin milliyetçi oylar üzerinden bölünmesi, Erdoğan’ın zaferini garantilemek için planlanmış bir hamle olabilir. Muhalefet içerisindeki bu tür iç oyunlar, halkın birleşik bir alternatif görmesini engellemekte ve düzenin devamını sağlamaktadır. Mansur Yavaş’ın, AKP’nin bu tuzağına düşmesi durumunda, Kılıçdaroğlu’nun yaşadığı yenilgi gibi bir sonla karşılaşması kuvvetle muhtemeldir.


Burada kritik bir nokta da Mansur Yavaş’ın duruşudur. Yavaş, AKP’nin bu tuzağına düşerse, Kılıçdaroğlu’nun yaşadığı yenilgiyi tekrarlayabilir. Muhalefet içerisindeki bu oyunlar, toplumun beklentilerini boşa çıkaracak ve Erdoğan rejimini güçlendirecektir.


Ümit Özdağ’ın politik figürü ve hamleleri, sadece görünen yüzüyle değil, arka plandaki ilişkileri ve stratejileriyle de incelenmelidir. Aksi takdirde, toplum bir kez daha bölünmüş muhalefetin yarattığı hayal kırıklığını yaşamak zorunda kalacaktır.

Unutulmasın ki, hiç bir faşist sorumluluk almaz, en basit örnek, Sovyetler Birliği Berlin'e girdiğinde savaşı kaybettiğini anlayan Hitler'in "Beni onlar seçti" sözleridir.


Ozan

Hiç yorum yok: