17 Ocak 2025 Cuma

TÜRKİYE'NİN KURUCU PARTİSİNİN SAĞA SAVRULMASI

 Türkiye’nin Kurucu Partisinin Sağa Savrulması




Türkiye’nin kurucusu ve daha sonra kendini ortanın solu olduğunu ilan eden bugün sol diye bilinen en büyük partisi CHP dir. Atatürk'ün ölümü olan 10 Kasım 1938’den itibaren CHP, Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu parti olarak kalmıyor, adeta karşı devrim hamlesine dönüşüyor.

CHP, daha iktidardayken, Türk Devrimi’nin en büyük atılımı Köy Enstitülerini  kapatmâ kararı alıyor.
DP iktidarında, "Arapça ezan yasağının kaldırılması" kanun tasarısına karşı CHP  lehde oy veriyor. Hatta kanun tasarısı TBMM’nde görüşülürken meclis başkanının ‘’kanun aleyhine’’ konuşmak üzere CHP temsilcisini kürsüye davet ettiğinde CHP temsilcisi ‘’kanun aleyhinde değil, kanun hakkında konuşacağı’’ itirazını yapıyor.
İnönü'den sonra Ecevit, 12 Eylül’den sonra sol’da bir ‘’bilen’’ olacağına bir ‘’bölen’’ haline geliyor. Sol’un kalesi olan Ankara ve İstanbul’un yerel yönetimlerini İslamcı ve gerici yönetimlere ayrı aday çıkartarak teslim ediyor. Hem de bu ikramı 1994 ve 1999 yerel seçimleri olmak üzere iki farklı seçimlerde yapıyor. Aynı Ecevit Fetullah Gülen dinci çetesine göz kırparak elemanlarını TBMM'de milletvekili yapıyor. Ecevit o kadar hayal aleminde yaşıyor ki, Türkiye sosyolojisini görmezden gelerek "Köy - Kent" adlı bir projeyle köy okullarında okuyan öğrencileri taşımalı olarak kentlere taşıyarak köyleri imamlara teslim etmesi sonucu köylüleri daha muhafazakar hale getirilecek sonuca neden oldu.

Ecevit sonrası CHP genel başkanı olan  hizipçinin başı olarak bilinen Deniz Baykal, CHP'yi toparlayacağına hizipçi kişiliği ile daha da dağıtıyor. Kişisel hırs ve öngörüsüz  kararları neticesinde siyasal yasaklı olan Recep Tayyip Erdoğan'ın siyasete girebilmesi ve TBMM'de bulunması için kişiye özgü yasalar değiştirilerek  önü açılıyor. Baykal sekreteri ile ilişkisine ait kasetin yayınlanmasıyla istifa etmek zorunda kaldı. Yerine genel başkan olarak partide varlığı bilinmezken AKP genel başkan yardımcısı ile Ankara büyükşehir belediye başkanı olan Melih Gökçek'le TV'de Uğur Dündar'ın moderatörlüğünde yaptığı tartışma programıyla patlatılan bürokrat kökenli  Kemal Kılıçdaroğlu partinin başına getiriliyor.

Kılıçdaroğlu’nun yönetiminde CHP, geçmişte olduğu gibi sağ politikalara sahip çıkarak, AKP’nin açık, gizli, kapalı, alenen, mahcup ve romantik destekçisi oluyor.

AKP'nin  12 Eylül darbesini yargılayacağız diye kandırdığı “Yetmez ama ‘Evet’çi” liberal solcular tarafındanda desteklenen 12 Eylül 2010 günü yapılan halkoylamasında CHP  çıkıp bunlar yargılama yapamaz, o zaman demokratik anayasa yapalım diye söylemde bulunmadığı için etkisiz ve yetersiz kalıyor.

2010 yılında Millî Eğitim Bakanlığı’nın Kuran kursları ve pansiyonlarla ilgili  ‘’hukuka uygunluk ve denetim’’ görevi elinden alınıyor.  2012 yılında
çıkartılan bir  yasa ile kuran kurslarının etki alanı genişletiyor ve denetimsiz bırakılıyor. Türkiye'nin altı oyulurken CHP, bütün bu yasa değişikliklerine sessiz ve tepkisiz kalıyor.

AKP hükümetinin genel başkanı ve Başbakan olarak görev yaparken 2014 yılında yapılan Cumhurbaşkanlığı seçimine görevden ayrılmadan ve iktidarın tüm imkanlarını kullanarak seçimlere katılmasına yeterli itirazda bulunmayıp aday olarakta siyasal İslamcı ve ülkeyi yıllar önce terkedip Mısır  El Ezhel üniversitesinde ders veren Ekmeleddin İhsanoğlu gibi birini CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı yapılması tam bir ideolojisizlik,
öngörüsüzlük,  basiretsizlik ve beceriksizlik olarak tarihe geçti.


7 Haziran 2015  tarihinde yapılan seçimde AKP çoğunluğu yitirdi ve hükümet kuramıyordu. O dönemde çetin bir şekilde muhalefet yapamadı. Bunun neticesinde AKP  iktidarı bırakmadı ve ülkeyi 1 Kasım’da tekrar seçime götürme kararı aldı. 7 Haziran - 1 Kasım arasında ülke kaosa sürüklendi bombalar, çatışmalar nedeniyle onlarca insan hayatını kaybetti ve CHP tıpış tıpış uyuyarak seçimlerin yapılmasını bekledi.

2016 yılı Mayıs ayında  Anayasa değişikliği gündeme geldiğinde Kılıçdaroğlu; “Anayasa’ya aykırı olmasına rağmen ‘evet’ diyeceğiz” açıklamasıyla hakkında fezleke düzenlenmiş olan milletvekillerinin  ‘’dokunulmazlığı kaldırılarak"  milletvekilleri TBMM'den alınarak hapishaneye gönderildi, bunun için de CHP'li milletvekilleri de vardı. Yani öngörüsüz bir yönetim sergileyerek kendi ayaklarına pranga vuruyordu.

15 Temmuz 2016’daki FETÖ darbe kalkışması oldu, Atatürk'ü kastederek iki ayyaş diyen AKP İlk defa parti binasına Atatürk posterleri asıyordu sonrasında Yenikapı'da miting yapmaya karar verdi ve CHP genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nu davet etti ve daveti kabul ederek gitti. Oysaki iktidara geldiğinden darbe kalkışması yaptığı zamana kadar Fetöyle işbirliği içinde olan AKP iktidarı olduğunu meydanlarda söylemedi tıpış tıpış Yenikapı mitingine gitti. 20 Temmuz’daki AKP iktidarı kendi sivil darbesini yaparak OHAL ilan etti.CHP sessiz kalarak figüran olarak kaldı.

"OHAL"in verdiği yetkilerle oluşturulan baskı uygulamaları yaşandığı koşullarda 16 Nisan 2017 tarihinde dayatılan halk oylaması sonucunda “Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi” diye adlandırılan ve parlamenter demokrasiyi bitiren ve ucube bir rejimi yürürlüğe girdi.CHP yine figüran rolünü oynuyor.


Parlamenter sistemin ruhuna okunurken yerine getirilen dünyada olmayan, hiç denenmemiş başkanlık sisteminin getirildiği  2017 yılında yapılan referandumda YSK,  oy sayımı devam ederken ‘’mühürsüz pusula ve zarfların da sayılması’’nın kararını aldığında Kılıçdaroğlu  ‘’şaibeli'' olarak niteliyerek, seyretmeye devam ediyordu.‘’YSK, bu yasa dışı, bu kanunsuz kararını kaldırana kadar seçimi meşru saymıyoruz!’’ demesi beklenen Kılıçdaroğlu, tepkisiz kalması nedeniyle Erdoğan  "Atı alan Üsküdar'ı geçti" deyip gayrimeşru yapılan seçimi meşrulaştırmış oldu.

Kılıçdaroğlu'na Anayasa mahkemesine git diyor, Güvenmiyorum,
Ysk'ya itiraz et, Güvenmiyorum.
Sokaklara çık, miting yap, halka anlat diyor, Çatışma istemiyorum diyor
Boykot seçeneğini kullan, Demokrasiye inanıyorum
Meclisten çekilin, Meclisin işlevi önemli...
Sonunda halk haklı olarak şöyle dedi.
Zıkkımın kökü der Anadolu insanı
YSK’ya güvenmiyorsak seçimin sonucuna nasıl güveneceğiz?







Milletvekili dokunulmazlığına katkı sunan CHP ve lideri Kılıçdaroğlu, CHP'nin milletvekili hapishaneye konulunca "Adalet yürüyüşü" adında yürüyüşünü 15 Haziran 2017'de Ankara Güvenpark'ta başlayan  420 kilometrelik yolu 25 günde yürüyerek 9 Temmuz 2017'de Maltepe meydanında yapılan mitingle İstanbul'da sonlanıyor.  İktidar karşıtı  daha büyük bir toplumsal muhalefeti harekete geçirecek diye halk beklenti içindeyken, Kılıçdaroğlu, halkın öfkesinin gazının alınması eylemi yapmış oluyor.



Nisan 2018 tarihinde  ‘’Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi’’  oylandığında, TBMM’nde alınan OHAL’in üç ay daha uzatılması ile 24 Haziran 2018’deki erken seçim kararının aynı gün alınması karşısındaki CHP’nin tepkisizliği AKP' nın oyun kurmasını kolaylaştırmaktır. Milletvekili dokunulmazlığı kaldırıldığından muhalif parti HDP'nin eş başkanları, milletvekilleri hapishanede, belediye başkalarının yerine kayyım atanmış ve başkanlar hapis edilmiş bir ortamda şaibeli YSK’nın aynı kadrosu ile yasalara aykırı olarak seçime gidiliyor olmasına itiraz bile etmiyor.


Ülke bu şartlarda iken 24 Haziran 2018 yılında yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerine giderken  ‘’Gel bakalım buraya Muharrem’’ çıkışıyla Muharrem İnce cumhurbaşkanı adayı olarak belirlendi. Seçim boyunca CHP'de bilgi gelmiyor, daha sandıklar sayılırken Muharrem İnce'nin Fox TV spikerine attıği ‘’adam kazandı’’ mesajı ile halk yine yanıltıdı. CHP ölüm sessizliğine büründü.


Ülkeyi kısa bir zaman süreci hariç 1950 yılından beri Sağ iktidarlar yönetiyorken, Kılıçdaroğlu ve CHP'si şapkadan tavşan çıkardı. Tavşanın adı  "Helalleşme’’ ve CHP’nin kendisini inkâr etmesidir. Sağ siyasetin 70 yıllık iktidarının hatalarının bedelini helalşerek CHP üstlendiğini beyan ediyor. Zaten kullanılan terminoloji ve bu terminolojiyi anlayacak kitle bellidir, sağcı seçmenlere selam, CHP'ye oy veren sol ve sosyal demokrat seçmen kitlesine daha önce Ekmeleddin İhsanoğlu'na oy isterken söylediği "Tıpış tıpış gidip oy vereceksiniz" sözleri. Helalleşme söylemine karşı çıkanlara ise  "1930'ların CHP'si değiliz" diyen Kılıçdaroğlu tarafından açıkça CHP’nin kendisini inkâr etmiş oluyordu.


AKP ve MHP' nın oluşturduğu Cumhur ittifakı Diyanet İşleri Başkanlığı’na bağlı ‘’Diyanet Akademisi’’ kurulmasını istiyor ancak TBMM'de oyları yetmiyor. DP iktidarının, Türkçe okunan ezanı arapça okunması için verdiği destekte olduğu gibi  22 CHP’li vekil bu yasa değişikliği için olumlu oy kullanarak ‘’Diyanet Akademisi’’nin yasalaşmasını sağlıyarak, sanki karşı devrimci duruş sergiliyor.



 “Tekke ve zaviyeleri kaldıran kanun kadük oldu” diyor Ağustos 2022 tarihinde CHP PM Üyesi Turan Aydoğan katıldığı bir TV programında aynen bunları söyleyebiliyor. Tekke ve zaviyeler neden kaldırıldığını ya bilmiyor yada biliyorsa Atatürk devrimlerine karşı olan gericilerin yanında durup karşı devrimci tavrını alıyor demektir.

*

Gericilerin kullandığı iki argüman vardır. Biri 28 Şubat diğeri başörtülü bacılarımız edebiyatını mağduriyet olmuş gibi yıllarca üstünde tepindiler. Gericilerin kullandığı bu mağduriyet edebiyatına Kılıçdaroğlu kayıtsız kalamazdı 2022 yılı Kasım  ilk imzacısı oldu.

AKP hemen kamuda başörtüsü serbestisinin kanuni güvenceye kavuşturulması ile ilgili kanun teklifi TBMM Başkanlığı’na sundu ve kabul edilerek hakim, savcı, polis, asker kadınlar CHP sayesinde başörtüsüne kavuştu. Böylelikle karşı devrimciler yine kazanımda bulunmuş oldu.





Daha önce iki defa cumhurbaşkanlığı yapmış olan biri  üçüncü defa aday olamayacağı  mevcut Anayasada yazılı iken  ‘’mağduriyet yaratmayacağız’’ diyerek üçüncü defa cumhurbaşkanlığı seçimine  katılmasının önünü açarak bizzat anayasa ihlaline neden oluyor. CHP ve lideri bilerek ve isteyerek anayasanın  ihlaini teşvik ve suskun durarak geçmişte yürüyüş yaptığı "Adalet Yürüyüşü" nü bile boşa çıkardı.


Seçimlerde CHP milletvekili adayları önseçimle belirlenmiyor, aksine genel başkana biat eden, her dediğini kabul eden insanlardan altı, yedi, sekiz dönem milletvekili seçildi. Her seçim öncesi sandıklara sahibiz, digital sistemimiz mükemmel derler ancak bütün bu seçimlerde CHP, seçim sandıklarını korumayı, oylarına da sahip çıkmayı bir türlü öğrenip de beceremiyor.


Kılıçdaroğlu, 2023 yılında yapılan cumhurbaşkanlığı seçimi için CHP dışında beş muhalefet partisiyle  ‘’Altılı Masa" adı altında ‘’Millet İttifakı’’ ittifak kurdular ve güçlendirilmiş parlamenter sistemine döneceğini vurgulayarak seçimlere hazırlanıyorke masadaki küçük partilerle CHP’yi bir tutarak masada söz sahibi yaptı.Meral Akşener'e güvenilmez olduğunu bir türlü göremediler, teyidini seçime sayılı günler kala Akşener’in, Kılıçdaroğlu için ‘’Kazanamayacak aday’’ vurgusuyla masayı devirip sonra da hiçbir şey olmamış gibi geri dönmesi oyunuyla gördüler ancak geç kalınmış oldu. 2017 Anayasa değişikliği Cumhurbaşkanlığı seçimi için iki turlu bir seçim sistemi ve %51’lik salt çoğunluk şartı getirmiştir. CHP’nin adayı zaten her halükârda ikinci tura kalması bekleniyordu, zaten seçmenleri doğal bir ittifaka itiyordu. İkinci turda ise ‘’doğru bir söylemle’’ seçimler kazanılabilirdi.


Bu süreçte; ülkenin kaost düzeninden ve tek adam rejiminden kurtulması için  pazarlık masalarına, protokol imzalara gerek yoktu.  Bakanlık, makam, mevki, koltuk pazarlıkları hiç de etik, ahlaki, ilkeli ve dürüst değildi ancak yapıldı. Saadet partisi, gelecek partisi, demokrat parti ve deva partisi dahil gerici partilere CHP listelerinden 39 milletvekili verdi, oysaki TİP, SOL PARTİ ve TKP'ye aynı milletvekilliği verilseydi bugün TBMM'de çok farklı olurdu. Atatürk'ün ölümü üzerine sağ siyaseti kurguladılar ve her zaman karşı devrimcilere tavizler verilirken bu ülkenin gerçek yurtseverleri sol, sosyalistlerden uzak duruldu.



CHP’nin 38. Olağan Kurultayı 05 Kasım 2023 tarihinde sonuçlanıyor. Partinin Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun yerine.Genel Başkanlık seçiminin ikinci turunda Özgür Özel, CHP’nin sekizinci genel başkanı olarak seçiliyor.


CHP, 31 Mart 2024 tarihindeki yerel seçimlere Özgür Özel’in genel başkanlığı altında ilk defa girdi.1977'deki genel seçimden sonra ilk kez birinci parti konumuna yükseldi. AKP ise yarışı ikinci sırada tamamladı ve yaklaşık 22 yıllık iktidarında ilk kez seçim yenilgisi aldı.CHP, bu seçimlerde 14 büyükşehir, 314 ilçe ve 60 belde belediyesini kazanıyor. AKP ise  AKP; 12 büyükşehir, 346 ilçe belediye başkanlığını kazandı.


Özgür Özel'in genel başkanı olarak CHP yerel seçimlerde birinci parti olarak başarılı olmuştur.


Unutulmamalıdır ki, 31 Mart yerel seçimlerinde halk, AKP hükümetinden yorulduğu ve başka bir alternatif bulamadığı için oyunu CHP'ye vermiştir. Bu tercih, AKP’ye duyulan büyük bir tepkinin ürünüdür ve halk, CHP’den bu tepkiyi somut bir mücadeleye dönüştürmesini beklemiştir. Ancak ne yazık ki CHP, bu beklentiyi karşılamak bir yana, AKP’nin politikalarıyla mücadele etmek yerine, “normalleşme” adı altında AKP düzenine yaklaşmaya başlamıştır. Halk fakirlikle boğuşurken, devlet ekonomik krizin pençesindeyken, ayakta durmakta zorlanan AKP hükümetiyle uzlaşma arayışına girmek, halkın CHP’ye duyduğu güveni büyük ölçüde sarsmıştır.


CHP'nin bu zafiyetleri, halkın güvenini zedelemiş, partinin oylarının gerilemesine yol açmıştır. Örneğin, altyapısı olmayan absürt bir elektrik kesme-açma eylemi veya “Saat 15.00’te çok önemli bir açıklama yapacağım” diyerek halkta büyük bir beklenti oluşturup ardından çocukça bir söylemle “Kırmızı kart göstereceğiz” demek, halkın umutlarını tamamen tüketmiştir. CHP’nin kendi hatalarıyla halkın hayal kırıklığını büyütmesi, yalnızca AKP'nin elini güçlendirmektedir.


Bugün gelinen noktada, CHP Genel Başkanı Özgür Özel ve ondan önceki genel başkanlar halka güven verememiştir. İstanbul Esenyurt Belediye Başkanı görevden alınıp hapse atıldığında ve yerine kayyum atandığında halk eyleme çağrılmış, ancak yeterli tepki ve destek gösterilmemiştir. Aynı güvensizlik bugün de devam etmektedir. İstanbul Beşiktaş Belediye Başkanı gözaltına alınmış olmasına rağmen, halk hâlâ sessizdir. Bu, CHP’nin halkta oluşturduğu güvensizliğin en açık göstergelerinden biridir.


Halk, CHP’ye 31 Mart’ta bir şans tanıdı, ancak aynı halk CHP’nin bu zafiyetlerine karşı da “kırmızı kart” göstermeye hazırlanıyor. Bu durum asla göz ardı edilmemeli ve CHP, halkın verdiği mesajı ciddiyetle değerlendirmelidir de,  CHP ve lideri bundan sonra sıkı ve sert muhalefet yapacağız diyor ancak soru şu: Bugüne kadar neden yapmadın, kim elini tuttu yada seni kimler engelledi..


CHP, topluma önderlik edecek, kitleleri peşinden sürükleyecek lider  siyasetçi çıkaramamasının bedelini ödüyor. Nedenleri arasında önemlisi sol kollektif akılla, işbirliği ile hareket ederken, sağ siyaset bireyselciliği öne çıkar. CHP, 1938 yılından bugüne sağ siyasetle hemhal olduğu için bireyselcilik on plana çıkıyor. O nedenle bir lider çıkaramıyor, İnönü - Ecevit'le, Ecevit - Baykal'la, Baykal - Kılıçdaroğlu, Kılıçdaroğlu - Özgür Özel'le kavgası olmuş ve CHP'nin genel başkanlığa yeterli görmüyor.  Kaldı ki  yeterlide olmuyor, yeterli gelseydi ülkenin kurucu partisi 70 yıldan beri iktidar olamıyor. İktidara gelebilmek için halka güven verecek eylem ve söylemlerin olacak, ayrıca da örgütlü partililerle halk desteği sağlanarak faşizmin, gericiliğin ve karanlığın saldırılarına karşı destek kazanılması gerekiyor.Böylesi bir halk desteği için ise böylesi bir halkı ateşleyecek lidere ihtiyaç bulunuyor.

Ozan 





Hiç yorum yok: