Ne çok Ferdi Tayfur'u seven varmış. Arabesk, yoz kültürün ses bulmuş bir hali gibi geliyor bana. Belki de bu müziğin, halkın yaşadığı sorunları dile getirmesi gerekirken, sadece acıyı ve çaresizliği yücelten bir tavır sergilemesindendir. Bu yüzden, bugüne kadar sevemedim. Hep bir ağlayış, bir teslimiyetin sesi gibi geldi bana. Ama kabul etmek gerekir ki, bu da bir toplumun belirli bir kesiminin duygu dünyasını ifade ediyor. Sevenlerine ve dinleyicilerine saygıyla.
Türküler ise bambaşkadır. "Türkü yazılmaz Anadolu'da, yakılır" derler. Çünkü türküler, içinde bulunduğu duyguyu, isyanı, öfkeyi, sevincini yakıcı bir samimiyetle anlatır. Onlar, tarihe tanıklık eder; bir toplumun sosyolojisini, ruhunu, yaşanmışlıklarını taşır. Pir Sultan Abdal’dan Nesimi’ye, Ruhi Su’dan Neşet Ertaş’a, Musa Eroğlu’na kadar bu toprakların sesi olmuştur türküler.
Pir Sultan Abdal’ın şu dizeleri onun iç dünyasını nasıl da etkileyici bir şekilde yansıtır:
"Kul olayım kalem tutan ellere
Katip arzuhalım yaz yare böyle
Şekerler ezeyim şirin dillere"
Ya da Neşet Ertaş’ın hayata ve aşka dair o yalın ve derin dizeleri:
"Cahildim dünyanın rengine kandım
Hayale aldandım boşuna yandım
Seni ilelebet benimsin sandım
Ölürüm sevdiğim zehirim sensin
Evvelim sen oldun ahirim sensin"
Türküler bir coşkunluk, bir isyan, bir özlem yakar; bir milleti, onun en içten duygularını ve hikayesini anlatır. Bu yüzden derler ki:
"Türkü yazılmaz, yakılır."
Neşet Ertaş'ın o unutulmaz sözleriyle bitirelim:
"Nerede bir türkü söyleyen görürsen, korkma yanına otur. Çünkü kötü insanların türküleri yoktur."
Ozan

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder