George Bernard Shaw’un “Demokrasi, hak ettiğimizden daha iyi yönetilmeyeceğimizi garanti eden bir sistemdir” sözü, toplumun ahlak düzeyi ile siyasi yapı arasındaki doğrudan ilişkiyi gözler önüne serer. Bir toplum, ne kadar ahlaklı, bilinçli ve eğitimli ise, o toplumun siyasetçileri de aynı oranda ahlaklı ve liyakat sahibi olur. Ahlaki değerlere sıkı sıkıya bağlı bir toplum, yozlaşmış bir siyasetçiye izin vermez; onu hızla dışlar ve etkisiz hale getirir. Çünkü toplumu var eden değerler, bireylerin ahlak ve erdem temelinde yükselmesiyle güçlenir.
Eğitim, bu sürecin temel taşıdır. Bir toplumun kendisine yaptığı en büyük yatırım, çağdaş, bilimsel ve rasyonel bir eğitim sistemidir. Eğitim, yalnızca bireysel gelişimi değil, aynı zamanda toplumsal ahlakın, bilinç düzeyinin ve eleştirel düşüncenin de anahtarıdır. Eğitimin yeterli düzeyde olmadığı toplumlarda, bireylerin özgür iradesi yok olur; bu boşluğu dogmatizm, cehalet ve toplumsal çöküş doldurur.
Tarihten ibret almak gerekirse, Osmanlı İmparatorluğu bu gerçeğin acı bir örneğidir. Bilimden 300 yıl, matbaadan 170 yıl uzak kalan Osmanlı, bu geri kalmışlığını bilinçli bir tercihle devam ettirdi. Osmanlı yöneticileri, aydınlanmanın ve bilimin yaygınlaşmasının kendi iktidarlarını tehdit edeceğini biliyordu. Halkın bilgisiz kalması, dini manipülasyonlarla kontrol edilmesini kolaylaştırıyordu. Bu yüzden rasyonel aklı ve bilimsel düşünceyi baskıladılar, Arap Yarımadası’ndan halifelik makamını getirerek dini otoriteyi mutlaklaştırdılar. Bu çabalar sonucunda, Osmanlı toplumu yalnızca bilimsel ve teknolojik olarak değil, ahlaki ve entelektüel açıdan da çöküşe sürüklendi.
Eğitimsiz bir toplum, ne özgürlük ne de toplumsal dönüşüm mücadelesi verebilir. Osmanlı tarihindeki isyanlar, toplumsal bilinçten değil, çaresizlik ve bireysel çıkar çatışmalarından doğmuştur. Örneğin, Patrona Halil İsyanı bu çarpıcı gerçekliği gösterir. Lale Devri’nin ihtişamlı günlerini sona erdiren bu isyanın lideri Patrona Halil, kısa süreliğine halkın gözünde bir kahraman olmuş, ancak okuma yazma bilmediği için kendi ölüm fermanını cebinde taşıdığının farkına bile varamamıştır. Bu trajik olay, eğitimsizliğin bir halkı nasıl felç ettiğinin somut bir kanıtıdır.
Osmanlı’nın siyasi çöküşünün bir diğer örneği ise Sultan II. Abdülhamid’in verdiği sözleri tutmayarak özgürlükleri kısıtlamasıdır. Halkı tebaa olarak gören bir zihniyet, yalnızca kendi iktidarını sürdürmeyi amaçladı. Ancak ordu içindeki eğitimli subayların baskısıyla 1908’de II. Meşrutiyet ilan edilmek zorunda kalındı. Bu olay, Osmanlı’nın ahlaki ve entelektüel yozlaşmasının bir başka yansımasıdır.
Bu enkazdan doğan Türkiye Cumhuriyeti ise Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde cehaletle savaşarak modern bir ulus yaratmayı hedefledi. Köy Enstitüleri gibi projelerle eğitim, toplumun her kademesine yayıldı; fabrikalar kurularak ekonomik kalkınma sağlandı; sanat, kültür ve bilim alanlarında çağdaşlaşma adımları atıldı. Ancak Atatürk’ün erken ölümü, bu devrimlerin sürdürülebilirliğini engelledi. Köy Enstitüleri’nin kapatılması, eğitimsizliğin bir kez daha toplumu kontrol etmek için kullanılan bir silah haline geldiğini gösterir.
Osmanlı’dan günümüze bakıldığında, Atatürk dönemi dışında hep karşı devrimcilerin kazandığı ve halkı eğitimsiz bırakmayı tercih ettikleri görülür. Devleti yönetenler, biat kültürünü benimseyen asker, polis, yargıç ve savcılarla, halkın iradesini bastırmayı alışkanlık haline getirmiştir. Abdülhamid’in istibdat geleneği devam etmiş; anayasal düzenler, halkı değil devleti korumak üzerine inşa edilmiştir. Bu durum, demokratik ve özgür bir toplum yaratma mücadelesini sekteye uğratmıştır.
Tarih bize şunu öğretir: Eğitim ve bilimden uzaklaşan toplumlar, ne ahlaki ne de demokratik bir düzen inşa edebilir. Bu nedenle, Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde bilim ve eğitimin rehberliğinde bir gelecek kurmak, yalnızca geçmişin hatalarını telafi etmek için değil, aynı zamanda insanlık onuruna yakışan bir yaşamı mümkün kılmak için zorunludur. Gelecek, ancak rasyonel akıl, bilim ve ahlaki değerlerle inşa edilebilir.
Ozan
19 Ocak 2025



Hiç yorum yok:
Yorum Gönder