Kimin neye ihtiyacı varsa, neyi eksikse, en çok onu arar ve öne çıkartır.
Bu gerçeği en güzel Aziz Nesin anlatmıştır. Ona soyadını sorduklarında şöyle yanıtlar:
"1934 yılında soyadı kanunu çıktı. Herkes kendi soyadını kendisi seçtiği için insanların bütün gizli aşağılık duyguları ortaya çıktı.
Dünyanın en cimrileri 'Eliaçık', dünyanın en korkakları 'Yürekli', dünyanın en tembelleri 'Çalışkan' soyadlarını aldılar.
Ben ise kendime 'Nesin' soyadını aldım."
Bugün de güç, mevki, makam ve para peşinde olan ancak geçmişinden rahatsızlık duyanlar, eksikliklerini örtmek için "milliyetçiliği" ya da "dinciliği" satın aldılar ve bunu kendi çıkarları için kullanmaya devam ediyorlar.
Bunun en somut örneği, milliyetçilik iddiasını siyasetinin merkezine koyan Milliyetçi Hareket Partisi'nde (MHP) görülüyor.
Bu ülkenin 45 yıldır en büyük sorunlarından biri olan "Kürt Sorunu", yaklaşık 50 bin insanın yaşamına mal olmuştur. Bir yanda Türk milliyetçiliğiyle kendini tanımlayan MHP, diğer yanda Kürt milliyetçiliği adına Kürt özerk yönetimini hedefleyen Abdullah Öcalan ve PKK.
İki taraf da birbirinin varlığından beslenerek hem kendilerini güçlendirdi hem de daha radikal hale geldi.
Türk milliyetçiliğini savunanlar, şehit cenazelerini manipüle ederek bayrak, vatan ve millet kavramları üzerinden kendilerini meşrulaştırmaya çalıştı. Kürt milliyetçiliğini savunanlar ise gerilla dedikleri insanların cenazeleri üzerinden Kürt halkının haklarını savunma iddiasını yükseltti.
Bu döngüde milliyetçiliğin her iki taraf için de bir araç olduğu açıktır. Oysa Türkiye'nin toplumsal sorunlarını çözmek, ne bu taraflı söylemlerle ne de manipülasyonlarla mümkündür. Türkiye'nin tercihlerini, Avrupa'nın ya da başka ülkelerin tarihsel süreçlerine bakarak öngörmek de doğru değildir.
1920'lerde Avrupa'da faşizm yükselirken Türkiye, laik, sosyal, demokratik bir Cumhuriyet kurdu.
1960'larda ve 70'lerde Avrupa'da sol yükselirken Türkiye'de sağ partiler hâkim oldu.
Bugün ise Avrupa ve Amerika'da milliyetçi ve sağ partiler yükselirken, Türkiye'deki milliyetçi ve sağ partiler zayıflıyor.
MHP ve PKK gibi yapılar, bu durumun farkında. Coğrafyanın dengeleri değişti; Suriye'nin kuzeyinde ABD destekli bir Kürt devleti kuruldu. Artık Türkiye'de bir Kürt devleti ya da özerk yönetim ihtiyacı kalmadı. Bu yüzden bugün Türk ve Kürt milliyetçiliği kendi varlığını sürdürebilmek için işbirliği yapar hale geldi.
Peki, Türk milliyetçiliğini savunanlar bu süreçte ne yaptı?
Siyasal İslamcılar ülkeyi ganimet görüp kara bulutlar gibi üstüne çökerken, açıkça işbirliği yaparak sahte milliyetçiler de suça ortak oldu.
Okullarda okunan Andımız kaldırıldı, sustular.
T.C. tabelaları söküldü, sustular.
"Milliyetçiliği ayaklar altına aldık" denildi, sustular.
Tank Palet Fabrikası satıldı, Cumhuriyet'in kurduğu fabrikalar peşkeş çekildi, sustular.
Ege'deki adalar işgal edildi, sustular.
Ormanlar imara açıldı, dereler HES projeleriyle kurutuldu, dağlar madencilerin talanına uğradı, sustular.
Bu liste uzar gider... Ama bu tablo açıkça gösteriyor ki, milliyetçilik adı altında kan ve gözyaşından beslenen sahte milliyetçilerin maskeleri düşmüştür.
Gerçek milliyetçilik, bu ülkenin değerlerini korumak, halkına sahip çıkmak, adaleti, özgürlüğü ve eşitliği savunmaktır. Gerisi sadece göstermeliktir.
Ozan

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder