6 Ocak 2025 Pazartesi

PLATON'DAN, MARX'A DEVLET, ULUS TANIMI VE GÜNÜMÜZ ÖRGÜTLÜ TOPLUM BAKIŞI

 



Platon’un İzinde, Marx’ın Bakışıyla Devlet ve Ulus

Platon, doğruluk ve eğrilik kavramlarının ancak toplumsal bir düzlemde anlam kazandığını ifade eder:
"Doğruluğun ve eğriliğin kendini açık etmesi için toplumsal bir düzleme ihtiyaç vardır; çünkü bir adada yalnız yaşayan biri için doğruluk ve eğrilik bir anlam ifade etmez gibi görünüyor."
Bu düşünce, bireyin anlamının toplumsal yapılar içerisinde ortaya çıktığını ve değer yargılarının ancak bu bağlamda anlam kazandığını öne sürer. Bu noktadan hareketle şu soruyu sorabiliriz:
Devletin aklı var mıdır?
Olmalıdır. Çünkü bireysel oluşumların çatı örgütlenmesi ulusu meydana getirir. Devlet, bu ulusun maddi ve manevi ihtiyaçlarını karşılamakla yükümlüdür. Ancak burada kritik olan, devletin ve ulusun niteliğini belirleyen sınıfsal ilişkiler ve örgütlenme biçimidir.
Marx’ın Perspektifinden Ulus ve Devlet
Karl Marx, ulus kavramını sınıfsal bir bağlamda ele alır:
"Sahip olmadıkları bir şeyi onlardan almak mümkün değildir. Proletarya öncelikle siyasal egemenliği ele geçirmek, kendisini ulusal sınıf konumuna yükseltmek, bizzat kendisini ulus olarak kurmak zorundadır. Bu süreç, burjuva anlamında bir ulusallık olmasa da, proletaryayı da ulusal bir varlık kılar."
Marx’ın devlet tanımı ise üretici güçlerin gelişimi ve bireylerin maddi ilişkileriyle doğrudan ilişkilidir:
"Sivil toplum, üretici güçlerin belirli bir gelişim aşamasında bireylerin maddi ilişkilerinin hepsini kapsar. Ticari ve sınai yaşamın tümünü kucaklayan sivil toplum, dışarıda milliyet olarak kendini var etmek, içeride ise devlet olarak örgütlenmek zorundadır. Ancak bu noktada, sivil toplum hem devleti hem de ulusu aşar."
Peki, ulus olmanın gücü ve devleti yönetmenin aklı var mıdır?
Bu soru, sınıfsal dinamikler ve örgütlenme yetisiyle doğrudan ilişkilidir. Marx’ın analizine göre, sınıfsal bilincin ve örgütlenmenin yokluğu, hem ulus olmayı hem de devlet aklını zayıflatır.
Örgütsüzlük ve Sessizlik: Bugünün Gerçekleri
Örgütlü toplum, yozlaşmış ve adaletsiz düzenlere karşı direnir; haklarını korur. Ancak günümüz toplumlarının büyük bir kısmı örgütlenme bilincinden yoksundur.
Örneğin, Polonez sucuk fabrikasında sendikalı oldukları için işten çıkarılan 146 işçi, 173 gün süren bir direnişin ardından haklarını geri kazandılar. Kıdem, ihbar, boşta geçen süre, sendikal tazminat hakları ödenecek. İçerideki üyelere baskı yapılmayacak. Kalabalık bir işçi grubuna mahkeme beklenmeden sendikal tazminat ödenmesi bir zaferdir.
Bu mücadele, örgütlülüğün gücünü ve başarısını somut bir şekilde ortaya koymaktadır.
Buna karşın, Türkiye’nin genelinde emekçilerin büyük bir kısmı örgütlenmeyi düşünmüyor veya başaramıyor. Açlık sınırının 25 bin lira, yoksulluk sınırının 70 bin lira olduğu bir ülkede, asgari ücretin 22 bin lira, emekli maaşının ise 12 bin 500 lira seviyesinde olması, geniş bir kesimin yok sayıldığını açıkça göstermektedir. Üstelik temel ihtiyaçlara %40-88 arasında zam yapılırken, asgari ücret artışının %30’da kalması, ekonomik çöküşün halk üzerindeki etkisini daha da derinleştirmektedir.
Ne yapıyoruz?
En basit örnek olarak market poşetleri üzerinden konuyu ele alalım.
Market poşetlerine, bireysel tepkiler gösteriyoruz ama emeğimizin sömürülmesine sessiz kalıyoruz. Oysa bu sistemin adaletsizliğini sorgulamak ve buna karşı durmak zorundayız. Sorulması gereken çok daha büyük sorular var:
Doğaya zararlı dediğiniz plastik poşetleri (25 kuruşa satılırken % 340 zam yapılarak 85 kuruşa satılan) neden bana satıyorsunuz ama 10 kuruşa geri dönüşüm için almıyorsunuz?
Plastik şişelerde suyu neden dayatıyorsunuz?
Nükleer santraller, HES projeleriyle doğamızı neden yok ediyorsunuz?
GDO’lu ürünlerle sağlığımızı neden tehdit ediyorsunuz?
Bu soruları sormak, bilinçli bir duruş ve örgütlü bir mücadele gerektirir.
Sonuç: Kazıkları Sevmek Yerine, Mücadele Etmek
Marx’ın sınıfsal analizinden hareketle, örgütlü mücadele olmadan adaletsiz düzenin değişmeyeceği açıktır. Bize dayatılan küçük kazıklara şükretmek yerine, eşit yaşam koşulları, sendikal örgütlenme ve doğamızı korumak için mücadele etmeliyiz.
Sorularımızı çoğaltmalı, mücadelemizi büyütmeliyiz. İnsanlık onuruna yakışır bir düzen, ancak örgütlü bir halk hareketiyle mümkün olabilir.
Ozan Ozanca
04 Ocak 2025

Hiç yorum yok: