Egemenlik Kayıtsız Şartsız Milletindir, Ama Gerçekten Öyle mi?
"Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir," deriz. Ancak bu söylemi tekrar ederken, ne kadar derinlikli düşünüyoruz? Millet dediğimiz; emekli, emekçi, asgari ücretli, memur, esnaf, yani toplumun çoğunluğunu oluşturan bireyler değil midir? Bu soruya hepimiz tereddütsüz "evet" diyebiliriz. Ancak, gerçeklik bu kadar net ve berrak mı? Bu ifadeyi daha derinlemesine sorgulamak, bir zorunluluk haline gelmiyor mu?
Yaşadığım yer olan Bandırma’dan birkaç isimle durumu somutlaştıralım: Mehmet Tüm, Namık Havutça, Ahmet Akın, Tolga Tosun, Dursun Mirza. Bu kişiler gerçekten milletin kendisi mi? Görünürde öyle. Ama detaylara inince, işler o kadar da basit değil. Bahsettiğim isimler, bir ya da birden fazla dönem milletvekilliği ya da belediye başkanlığı yapmış insanlar. Peki, "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ilkesine bağlı kalındığında, bu kişilerin sürekli aynı koltuklara aday olmalarını nasıl yorumlamalıyız? Kendilerini milletin üstünde bir yerde mi görüyorlar? Yoksa bu sürekli tekrar eden döngü, halkın iradesinin aslında nasıl manipüle edildiğinin bir göstergesi mi?
Bu kişilerin ne gibi niteliklere sahip olduğunu sorgulamak gerekiyor. Örneğin, insanlığa bir çığır açtıracak bir buluşları mı var? Ya da bilimsel ya da kültürel bir devrim mi gerçekleştirdiler? Eğer öyle bir şey olsaydı, bunu ulusal medyada görmemiz gerekirdi. Ancak hepimiz biliyoruz ki, böyle bir durum söz konusu değil.
Daha önce milletvekilliği veya belediye başkanlığı yapmış bu kişilerin işçi, çiftçi, emekli, memur ya da esnaf adına ciddi bir yasa teklifi, önerge veya etkili bir söylemle halkın karşısına çıktığını gördünüz mü? Ben görmedim. Halkın ihtiyaçlarını ve beklentilerini savunmak yerine kişisel kariyerlerini ve siyasi pozisyonlarını ön planda tuttukları çok açık. Bu durumda, halk adına mücadele etmek yerine koltuk mücadelesi veren bu isimleri yeniden seçmek, demokrasiye mi hizmet eder, yoksa bir kısır döngüyü sürdürmekten mi öteye geçemez?
Bu isimlerden Tolga Tosun ve Ahmet Akın hariç, diğerleri yaşı altmışın üzerinde. Gençliğin sorunlarına, umutlarına ve çözümlerine empati yapabilecek durumda olduklarını düşünmek gerçekçi mi? Kadın sorunlarına gelince, kadınların kendi haklarını savunmak için seslerini duyurmasına bile izin verilmediği bir yapıda, bu kişilerin kadınların mücadelesine katkı sunmasını beklemek hayalcilik olmaz mı? Bandırma gibi bir sanayi kentinde, yukarıda adını andığım kişileri patronların masalarında görebilirsiniz. Ama fabrikalarda, limanlarda işçilerin yanında durduklarına ya da onların haklarını savunduklarına şahit oldunuz mu? İşte burada gerçek, tüm çıplaklığıyla ortaya çıkıyor.
Görünüşe göre, bu isimlerin en büyük "özellikleri" maddi imkânlara sahip olmaları. Çünkü seçim süreçleri büyük maddi kaynaklar gerektiriyor. Ancak, milletin vekili olmak için yalnızca paraya sahip olmak yeterli midir? Halkın vekili olmak, halkın içinden gelen, onların dertlerini anlayan ve çözüm üretebilen insanlar olmayı gerektirmez mi? İşte bu sorular, "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir" ilkesini yeniden düşünmemiz için anahtar niteliğinde.
Sonuç olarak, halk olarak bizlerin hem seçim süreçlerindeki seçeneklerden hem de seçtiklerimizden sorumlu olduğumuzu unutmamalıyız. Bugün yaşanan İslamofaşizm ortamında, emeklilerin, emekçilerin, kadınların, çiftçilerin, memurların ve esnafların haklarını savunmak adına bir şey yapmamış bu isimlerin, önümüzdeki seçimlerde yeniden aday olarak karşımıza çıkması halinde, oy vermeyeceğimi şimdiden beyan ediyorum. Çünkü egemenlik, gerçekten milletinse, bu döngüyü kırmak da bizim elimizde.
Ozan

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder