21 Kasım 2024 Perşembe

ATATÜRK'ÜN YOLUNDAN SAPMA: İNÖNÜ DÖNEMİNDE DEVRİMLERDEN TAVİZ





İnönü Dönemi ve Eleştiriler: Atatürk'ün Mirası ve Laiklik

İnönü’nün Devrimlere Yaklaşımı

Atatürk’ün vefatından sonra başlayan İsmet İnönü dönemi, Türk siyasal ve toplumsal hayatında radikal değişimlere sahne olmuştur. İnönü’nün liderliğinde izlenen politikalar, devrimlerin sürdürülebilirliği konusunda tartışmaları beraberinde getirmiştir. Bu dönemde alınan kararlar, yalnızca dönemin şartlarına değil, aynı zamanda devrimlerin ruhuna da aykırı olarak yorumlanmıştır. İşte, bu çerçevede dönemin önemli tanıklarının ve tarihçilerin eleştirileri, bu değişimlerin mahiyetine ışık tutmaktadır.


Laiklik İlkesi ve Din Politikası, Fakihe Öymen’in Eleştirileri

Fakihe Öymen, dönemin tanıklarından biri olarak İnönü’nün, Atatürk devrimlerine olan yaklaşımını sert bir dille eleştiriyor. Öymen’in ifadeleri, yalnızca bireysel bir eleştiri değil, aynı zamanda dönemin devrim karşıtı eğilimlerine dikkat çeken bir uyarıdır:

“... İnönü bütün hareketlerinde Atatürk’ün üstünlüğünü silmek için elinden gelen gayreti sarf etti...”

Bu sözler, İnönü’nün devrimlere yaklaşımındaki stratejik değişimin en açık göstergelerinden biridir.

İlk kadın milletvekillerinden Fakihe Öymen’in konuyla ilgili olarak, döneme ve dönemin Cumhurbaşkanı İnönü’ye eleştirileri oldukça serttir; “... İnönü bütün hareketlerinde Atatürk’ün üstünlüğünü silmek için elinden gelen gayreti sarf etti. Bunu genel bir fikir olarak söyleyebilirim. Atatürk’ün yolunda yürümüş olsaydı, her şey başka türlü olacaktı. Atatürk öldükten sonra birçok dostumuz var ki İsmet Paşa zamanında oruç tutmaya, namaz kılmaya başladılar. Kusurumuz, laikliği memlekete yayamamaktır. Onun için ben şahsen, İnönü’nün Anıtkabire defnedilmesini bile istemedim.”(1)


Prof. Hikmet Bayur'un Görüşleri

İnönü dönemi, laiklik ilkesinin korunmasında ciddi zafiyetler göstermiştir. Fakihe Öymen, Hikmet Bayur ve Falih Rıfkı Atay gibi dönemin önemli isimleri, bu zafiyetlerin yalnızca laiklik ilkesine zarar vermediğini, aynı zamanda Cumhuriyet’in ideolojik temelini zedelediğini vurgulamışlardır. Hikmet Bayur’un şu ifadeleri, bu ödünlerin ne kadar sistematik olduğunu gösteriyor:

“... her mahallede bir kuran kursu açılmış. Bunlar yoktu eskiden...”

Bu bağlamda, din eğitimine yönelik adımların, devrimci eğitim anlayışına ters düştüğü açıktır.

Prof.Hikmet Bayur’un bu konuyla ilgili olarak aktardıkları, ödünlerin verilmesinin 1940’lı yılların başlarına kadar gittiğini gösteriyor. Hikmet Bayur şunları söylüyor: “Atatürk öldükten sonra biz seçim bölgelerimize gittik. Bir müddet sonra, galiba yeni seçimlerden sonra baktım her mahallede bir kuran kursu açılmış. Bunlar yoktu eskiden. İnönü Cumhurbaşkanı ve Recep Peker de İçişleri Bakanı ki, Recep Peker de bu softaların şiddetli aleyhindeydi. Gittim Ankara’ya, Recep Peker’e dedim ki, Ne hâl bu? Ne yapayım dedi, emir en büyük yerden geliyor. Yani İnönü din düşmanlığı yapmadı, dincilik yapıyor. Daha sonra İlahiyat Fakültesini açtı. Sonra İmam Hatip okulları açtı. İmam Hatip okullarına Fıkıh dersi koydurdu. Fıkıh dersine hiç lüzum yok. Çünkü fıkıh demek şeriattan doğma yani Kuran’dan ve peygamberin davranışlarından çıkarılan hükümlere göre yapılmış kanunlar demektir.”(2)


Falih Rıfkı Atay'ın Görüşleri

Falih Rıfkı Atay’ın görüşleri de benzer niteliktedir. Bilindiği gibi Atay, Atatürk’ün yakın çevresinde bulunmuş ve Cumhuriyet’in hemen tüm dönemlerini yaşamış bir insandır. “Atatürkçülük Nedir?” adlı kitabında şunları yazıyor: “Atatürk öldükten sonra CHP merkezi ve Çankaya çevresini, Atatürk’ün yaptıklarına daha o sağ iken inanmamış olanlar sarmıştı. Kurultaylarda pek nüfuzlu kimselerden Kemalizm ve lâisizm deyimlerinin tüzükten çıkarılması istenmişti. (1953 Kurultayında Kemalizm CHP programından çıkarılmış yerine Atatürk Yolu diye bir kavram getirilmiştir)...”(3)

Falih Rıfkı bir başka kitabı, Bayrak’ta konuyla ilgili olarak şunları yazar: “Atatürk’ün CHP’ye bıraktığı gerçek miras devrimleri idi. Bu devrimlerin iki esas temeli, laisizm ve eğitim birliği, CHP idaresi devrinde temelinden sarsılmıştır. CHP İmam-Hatip okullarına fıkıh dersi koymakla eğitim birliğini yıkmıştır. O vakitten beri CHP Atatürk’ün değil İnönü’nün partisidir.”(4)


Batıya Bütünleşme ve Dış Politika

İnönü’nün dış politikadaki tercihi, Kemalist dış politikadan ciddi bir kopuşu temsil etmektedir. Atatürk’ün bağımsızlık ve tarafsızlık ilkelerine dayalı dış politikası yerine, Batı blokuna yakınlaşma stratejisi benimsenmiştir. 1939 yılında imzalanan Üçlü İttifak Anlaşması, bu kopuşun somut bir örneğidir. Bu anlaşma, Sovyetlerle ilişkilerin bozulmasına ve Türkiye’nin bağımsız dış politikasının sorgulanmasına yol açmıştır. İnönü’nün şu ifadeleri, bu tercihin bilinçli olduğunu göstermektedir:

“... Türk siyasetinin Amerikan siyasetiyle el ele gitmesi taraftarıydım.”

Bu sözler, İnönü’nün tam bağımsızlık idealinden ne denli uzaklaştığını ortaya koymaktadır.


Amerikan'cı İnönü 

Görüşler arasındaki niteliksel karşıtlık, dünya görüşlerine dayanan yapısal bir ayrım mı, yoksa zaman içinde yeni koşulların neden olduğu düşünce değişikliği miydi? Bu sorunun yanıtını, İsmet İnönü’nün, Mustafa Kemal’e 1919 yılında, henüz İstanbul’dayken yazdığı mektupta aramak gerekir; “Bütün memleketi parçalamadan ülkeyi bir Amerikan denetimine bırakmak, yaşayabilmek için tek uygun çare gibidir”.(5)


Devrimcilik ve Laiklik ilkelerine bağlılıkları tartışma konusu olan bir küme CHP milletvekili 1946 ve 1950 seçimlerinde, DP’nin en güçlü yanının; “halkın dini hislerini okşamak” ve “milli ahlaka uygun hareket etmek” olduğunu ileri sürerek, bu silahların artık kendileri tarafından kullanılacağını açıkladılar.

Bu anlayış en üstten en alta dek hemen tüm CHP örgütlerini sardı. Devlet okullarında din dersleri okutulması için yasa çıkaran CHP hükümeti, ödün sınırını, Ticani Tarikatı'yla işbirliği yapmaya dek götürdü.

Verilen ödünler zaman zaman Celal Bayar’ı bile rahatsız ediyordu. Seçimler öncesinde iki parti başkanı bir araya gelerek parti çalışmalarında din sömürücülüğü yapılmaması konusunda anlaşmıştı. Ancak, bu anlaşma hiçbir zaman yaşama geçmemişti. Örneğin, Celal Bayar Bursa’da yaptığı bir seçim konuşmasında, ağırlığı laikliği savunan görüşlere vermiş ve bu yüzden Sebilürreşad adlı şeriatçı bir dergi tarafından dinsizlikle suçlanmıştı. CHP bu dergiden binlerce satın alarak, tüm Türkiye’ye dağıtmıştı. Celal Bayar konuyu İnönü’ye ilettiğinde aldığı yanıt; “Ne yapalım bizim arkadaşlar senin bir zaafından istifade etmişler” olmuştur.(6)


Batıyla Bütünleşme

Atatürk’ün ölümünden yalnızca altı ay sonra Türkiye 12 Mayıs 1939’da İngiltere, 23 Haziran’da da Fransa ile iki ayrı deklarasyona imza attı. Sovyetler Birliği’nde büyük rahatsızlık yaratan bu deklarasyonlar, 19 Ekim 1939 tarihinde İngiltere, Fransa ve Türkiye arasındaki Üçlü İttifak Anlaşması durumuna getirildi. Anlaşmanın yapıldığı günlerde Almanya, İngiltere ve Fransa ile savaş halindeydi ve bu anlaşma, Hitler’in Türkiye’yi işgal planı içine almasına neden olmuştu.

Antlaşmadan sonra, Sovyetler Birliği ile ilişkiler bozulmuş, Almanya’nın tepkisi çekilmiş ve hemen hiçbir şey kazanılmamıştı. Ancak çok önemli bir şey yitirilmişti. On beş yıl boyunca uygulanan, sınır komşuları dahil dünyanın tüm ülkelerine güven veren, bağımsız ve bağlantısız Kemalist dış politikadan vazgeçilmiş ve yeniden “Batıya bağlanma” sürecine girilmişti; Atatürk’ün ölümüne dek yaptığı uyarılar ve bıraktığı vasiyet yerine getirilmemişti.

Üçlü ittifak anlaşmasıyla yapılan iş, açık ve anlaşılır biçimde; tam bağımsızlıkta ödünsüzlük, kendi gücüne dayanma ve Batı'yla eşit ilişkiler temeline dayanan Atatürkçü dış politikadan uzaklaşmaydı. Oysa bunlar Türk Devrimi’nin özünü oluşturuyordu.

Batıya bağlanma eğilimi, İnönü için hata değil, bilinçli bir seçimdi. Bu gerçek, daha sonraki uygulama ve açıklamalarla açık olarak ortaya çıkacaktı. İkinci Dünya Savaşı’ndan sonra Sovyetler Birliği ile sorun yaşandığı günlerde Amerikalı bir gazeteciye şunları söylemişti: “Eğer Rusya gelip de aradaki anlaşmazlıklara olumlu biçimde çözme teklifinde bulunsa bile ben Türk siyasetinin Amerikan siyasetiyle el ele gitmesi taraftarıydım.”(7)


İsmet İnönü, Türkiye’nin yalnızca siyasette değil ekonomide de “Amerika’yla el ele gitmesi taraftarıydı”. Bu “taraftarlığını”, Cumhurbaşkanı seçildikten 4,5 ay sonra göstermişti.


Türkiye Cumhuriyeti Devleti yabancı bir ülkeye imtiyaz tanıyan ilk anlaşmayı 1 Nisan 1939 günü yaptı. 5 Mayıs 1939 günü yürürlüğe giren bu anlaşmaya göre, Türkiye ABD’ye “Gerek ithalat ve ihracatta ve gerekse diğer tüm konularda en ziyade müsaadeye mazhar ülke statüsü” tanıdı. Ayrıca, ABD sanayi malları için yüzde 12 ile yüzde 88 arasında değişen oranlarda gümrük indirimleri sağlandı. (8) ABD’ye , ticaret başta olmak üzere “tüm konularda” imtiyazlar tanıyan 1 Nisan 1939 anlaşması imzalandığında, Atatürk’ün bu tür anlaşmaları imzalayan Bekir Sami’yi görevden alışından 18 yıl, ölümünden ise yalnızca 140 gün geçmişti.

1 Nisan 1939 Ticari İmtiyaz Anlaşması, 12 Mayıs–23 Haziran 1939 Deklarasyonları ve 19 Ekim 1939 “Üçlü İttifak Anlaşması”, yaşamını bu tür anlaşmalara karşı savaşıma adamış olan Mustafa Kemal’in ölümünden sonraki bir yıl içinde yapılmıştı. Bu bir yıl içersinde Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalayan ve 20 yıl önce Türkiye’yi işgal eden Batılılara, ekonomik siyasi ödünler veriliyor ve bu ödünlere dayalı anlaşmalar yapılıyordu.

İsmet İnönü “Üçlü İttifak Anlaşmasının” yapıldığı günlerde kendisiyle görüşen Daily Telegraf gazetesi bildirmenine (muhabirine) şunları söyleyecektir: “İngiliz milletine Türk milletinin muhabbetli selamlarını bildirmenizi rica ederim. Türkiye Cumhuriyeti ile ittifakı İngiliz milletinin samimiyetle karşıladığını görmek bizi çok sevindirmiştir. Bu ittifakı ilham eden siyasete samimi yardımından dolayı bilhassa İngiliz matbuatına müteşekkirim. İttifaka karşı samimi olduğu kadar da üstlendiği yükümlülükleri yerine getirme azminde olan Türk milletinde, İngiliz milleti sadık bir müttefik bulacaktır.”(9)

İsmet İnönü, İngilizler için yaptığı açıklamanın bir benzerini beş yıl sonra Amerikalılar için yapacaktır. ABD ile yapılan “yardım” anlaşması nedeniyle yaptığı radyo konuşmasında şunları söyleyecektir: “Büyük Amerika Cumhuriyeti’nin ülkemiz ve ulusumuz hakkında beslemekte olduğu yakın dostluk duygularının yeni bir örneğini teşkil eden bu sevinçli olayı (yardım anlaşmasını) her Türk candan alkışlamalıdır.”(10)

Amerikan donanmasının Missouri Zırhlısı, 5 Nisan 1946 günü İstanbul’a geldiğinde büyük törenlerle karşılanmıştı. O günlerde TBMM’de  inanılmaz konuşmalar yapılıyordu. Başbakan Şükrü Saraçoğlu, Türkiye’nin ABD’ye olan 4,5 milyon dolarlık borcunu ödemesi üzerine yaptığı konuşmada şunları söylüyordu: “Hepimiz inanıyoruz ki Amerika Birleşik Devletleri’ne bu parayı vermekle borcumuzun yalnız maddi kısmını ödüyoruz. ABD’ye bir de manevi borcumuz var ki onu da özgürlük, eşitlik, bağımsızlık ve insanlık davalarında Amerika’nın bulunduğu saflarda bulunmak suretiyle ödeyeceğiz.”(11)

Aynı günlerde CHP Bursa milletvekili M. Baha Pars, TBMM’de şunları söylüyordu: “Bugün bu büyük milletin, Amerika’nın, insanlığa yaptığı yardımı hatırlayıp teşekkür ederken, peygamber gibi temiz ve kusursuz Roosevelt’i ve onun halefi olan kıymetli devlet ve millet adamı Truman’ı hürmetle selamlarım.”(12)


İsmet İnönü dönemi, Atatürk devrimlerinin korunması ve geliştirilmesi bağlamında ciddi zafiyetler barındırmıştır. Dış politikada Batı’ya bağımlılık, iç politikada laiklikten ödün verme ve din sömürüsüne dayalı bir siyasi anlayış, bu dönemin belirleyici unsurları olmuştur. Tanıklıklar ve belgeler, bu değişimlerin yalnızca dönemin koşullarına değil, aynı zamanda İnönü’nün bilinçli tercihlerine dayandığını göstermektedir. Bu tercihler, yalnızca Cumhuriyet’in temel ilkelerine zarar vermekle kalmamış, aynı zamanda Türk siyasetinde ideolojik kırılmalara yol açmıştır.



DİPNOTLAR

1- “Tarihe Tanıklık Edenler” Arı İnan, Çağdaş Yay., 1957, sf.373

2-  a.g.e. sf.336

3-  “Atatürkçülük Nedir ?” Falih Rıfkı Atay Bates Yay., sf.44-45

4- “Bayrak” Falih Rıfkı Atay Bates Yay., sf.121

5- “Milli Kurtuluş Tarihi” Doğan Avcıoğlu, 3.Cilt, sf 1696

6- “Politikada 45 Yıl” Y.Kadri Karaosmanoğlu, İletişim Yay., sf.192-195

7-  “Çok Partili Hayata Geçiş” Prof. Taner Timur, İletişim Yayınları.

8- Ulus Gaz.10.05.1939, ak. Hikmet Bila “CHP 1919–1999” Doğan Kit.2.Baskı, sf.89

9- “İkinci Adam” Ş.Süreyya Aydemir, Remzi Kit., 4.Baskı 1979, 2.Cilt, sf.125–126

10- “Bitmeyen Oyun” Metin Aydoğan, Umay Yay., 37. Baskı 2005, sf.206

11- “CHP 1919 – 1999” Hikmet Bila, Doğan Kitapçılık, sf.118

12- a.g.e. sf.118


21.11.2024] 

Ozan Ozanca


Hiç yorum yok: