Diyarbakır’da yaşayan Ermeni yurttaşımız Mıgırdiç Margosyan’ın “Gavur Mahallesi” adlı eserinde öne çıkan temel tema, yalnızca bireysel bir yaşam hikâyesi değil, yoksulluğun ideolojik olarak nasıl kutsandığının da hikâyesidir. Margosyan, toplumsal eşitsizliklerin “kader” inancıyla nasıl meşrulaştırıldığını, dinin halk üzerindeki ideolojik işlevini son derece sade ama çarpıcı bir biçimde gösterir.
Camide imam, kilisede papaz, sinagogda haham aynı dogmayı tekrar eder:
“Allah (Tanrı, Rab) sizi fakirlikle sınıyor; sabredin, şükredin, mükâfatınız cennette olacaktır.”
Bu söylem, tarih boyunca egemen sınıfların en etkili yönetim aracına dönüşmüştür. Yoksulluk, sınıfsal bir sorun olmaktan çıkarılıp “ilahi bir sınav” olarak sunulunca, ekonomik sömürüye dair bütün sorgular dinî duyguların sis perdesi ardına gizlenir. Böylece yoksulların öfkesi dindirilir, eşitsizlik düzeni “şükür” kültürüyle yeniden üretilir.
Aslında bu ideolojik çerçeve, dinin kendisinden ziyade, dinin iktidar eliyle nasıl kullanıldığına dair bir sorundur. Zenginler için “nimet”, fakirler için “imtihan” olan bir dünya düzeni, sınıf gerçeğini perdeleyen en rafine ideolojik mekanizmadır. Fakir açlığa, yoksunluğa şükrederken; zengin neye şükreder? Servetini meşrulaştıran bu sessiz rızaya mı, yoksa yoksulun sorgulamayan sadakatine mi?
Bugün de iktidarların “sabır” ve “şükür” söylemiyle toplumu uyuşturması, Margosyan’ın anlattığı o “Gavur Mahallesi”nin ruhunu hâlâ diri tutuyor. Fark sadece mekânda değil; zihinsel kuşatmanın biçiminde. Yoksulluğun kader, zenginliğin lütuf sayıldığı bir düzende, “adalet” yalnızca bir dua cümlesine sıkıştırılmıştır.
Not: Ermeni yurttaşların, kendi ana dili olan Ermeniceden başka Kürtçe ve Zazacayı konuşabilmeleridir. Buda “entegrasyon ve iletişimin” gücünden kaynaklanmaktadır.
Ozan
15 Ekim 2025

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder