30 Ekim 2025 Perşembe

TÜRKİYE'DE PARTİ OLİGARŞİSİ VE SİYASETİN ÇÜRÜMESİ

 Türkiye’de Parti Oligarşisi ve Siyasetin Çürümesi



Türkiye siyaseti, uzun süredir ideallerin değil çıkarların, halkın değil hiziplerin sahası haline gelmiştir. Siyasi partiler, temsil ettikleri toplumsal kesimlerle bağlarını büyük ölçüde koparmış; yerini kişisel sadakat ilişkilerine, küçük çıkar kliklerine ve örgüt içi ikbal mücadelelerine bırakmıştır.

Türkiye’de siyasetin nasıl ticarileştiğini, parti oligarşilerinin nasıl kurumsallaştığını ve demokratik kültürün neden zayıfladığını tarihsel ve sosyolojik bir perspektiften hem mevcut çürümeyi teşhir etmek hem de “yeniden halkçı, laik, eşit yurttaşlık temelli bir siyaset” için düşünsel bir zemin oluşturmaktır.

Farklı Düşünenlerin Soykırımı ve Siyasetin Çürümesi

Tarih boyunca merak eden, sorgulayan, farklı düşünen insanlar; her çağın iktidar sahipleri tarafından tehdit olarak görülmüştür. Orta Çağ’da yakılan filozoflardan, modern çağın linç edilen aydınlarına kadar değişmeyen bir gerçek vardır: Akıl, çıkar düzenini tehdit ettiği anda cezalandırılır.

Bu yüzden insanlık, her dönemde kendi potansiyel dehasını, genetik ve entelektüel mirasını kendi elleriyle yok etmiştir. Düşüncenin yerine dogma, bilimin yerine inanç, sorgulamanın yerine itaat konulduğunda toplum, geleceğini karartmıştır.

Bugün Türkiye’de yaşananlar, bu tarihsel döngünün modern bir biçimidir. Siyaset, halkın sorunlarını çözme alanı olmaktan çıkarılmış; rant, makam ve ihale ağlarının işleyişine indirgenmiştir. Seçmen bir yurttaş değil, seçim dönemlerinde hatırlanan bir “meta”ya dönüşmüştür. Özellikle kendini “sosyal demokrat” olarak tanımlayan ama halkla hiçbir organik bağı olmayan parti ağaları, bu yozlaşmanın en görünür aktörleridir.

Oysa AKP’nin ilk yıllardaki başarısı tam da bu halkla temas gücünden kaynaklanmıştı. Milletvekili lojmanlarını satarak temsilcilerini halkın arasına gönderen bir siyasi anlayış, o günlerde samimiyet algısı yaratmıştı. Ancak zamanla iktidar sahipleri kendilerini halktan üstün gördükçe, halkla kurdukları bağ koptu. Bugün iktidarın toplumsal desteği azalmasının temel nedeni, bu sınıfsal ve ahlaki kopuştur.

Benzer bir tablo, muhalefet cephesinde de yaşanıyor. Özellikle CHP’de, yerel düzeyde parti örgütleri halkın talepleriyle değil, dört beş kişiden oluşan dar bir çıkar grubunun ilişkileriyle yönetiliyor. Bandırma örneğinde bu durum açık biçimde görülüyor: Halkın değil, “marabaların” hizmet ettiği bir yapı oluşmuş durumda. Son ilçe kurultayında yaşanan usulsüzlüklerin ulusal basına yansıması ve seçimin iptali, bu çürümenin sadece bir göstergesi.

Türkiye’de siyasal yenilenme, yalnızca iktidarın değişmesiyle değil; halktan kopuk, rantçı, çıkarcı siyaset anlayışının tasfiyesiyle mümkün olabilir. Gerçek demokrasi, halkla organik bağ kuran, hesap verebilir, ilkeleri olan kadrolarla yeniden inşa edilebilir.

Siyaset, yeniden vicdanın, bilincin ve halk iradesinin sesi haline geldiğinde; “farklı düşünenlerin” yok edilmediği, tersine toplumu aydınlattığı bir Türkiye yeniden mümkün olacaktır.


DEVAMI;  Halktan Kopan Siyaset: Seçmen mi, Müşteri mi?  

Ozan
15 Ekim 2025

Hiç yorum yok: